SURİYE İÇ SAVAŞININ DEĞİŞEN DİNAMİKLERİ VE MAĞDUR EDİLEN TÜRKMENLER

08 Nisan 2017 12:25
Okunma
1140
SURİYE İÇ SAVAŞININ DEĞİŞEN DİNAMİKLERİ VE MAĞDUR EDİLEN TÜRKMENLER


SURİYE İÇ SAVAŞININ DEĞİŞEN DİNAMİKLERİ VE MAĞDUR EDİLEN TÜRKMENLER

TASAV'dan Suriye ve Irak Türkmenler Paneli

Hazırlayan: EVİNGÖKTAŞ

-         Suriye ve Irak’taki iç savaşlarda en büyük zararı Türkmenler gördü.

-         Türk soydaşlarımızın tek güvenecekleri ülke Türkiye.

-         Maalesef Türkiye, bu anlamda herhangi bir girişimde bulunmuyor.

DEVLET - Türk Akademisi Siyasi ve Sosyal Stratejik Araştırmalar Vakfının (TASAV) düzenlediği“Suriye İç Savaşının Değişen Dinamikleri ve Mağdur Edilen Türkmenler” konulu panelde, Suriye ve Irak’ta çıkan iç savaşlarla birlikte yaşanan gelişmeler değerlendirildi.Panelde konuşan uzmanlar, Suriye ve Irak’taki iç savaşlarda en büyük zararı Türkmenlerin gördüğünü belirterek, Türkiye’nin henüz bölgede sorun çözen bir aktör olamadığını ifade ettiler. Uzmanlar, Suriyeli Türkmenlerin üçlü ateş kıskaç altında varlık mücadelesi verdiğini vurguladılar.

Söğütözü’n deki Wyndham Ankara Oteli’nde düzenlenen ve yoğunbir katılımın olduğu panelde, “Suriye'de ve Orta Doğu'da yaşanan iç çatışmalar,Türkiye’nin etrafını saran güvenlik tehditleri, yaşanan katliamlar, insanlık dramları,bunları oluşturan sebepler ile bu kaos ve kargaşa ikliminden nasıl çıkılabileceği” gibi konularda uzmanlar görüşlerini dile getirdi.

Panelde ayrıca, “Türkiye'nin bölgeye ve devam eden savaşa,Türkmenlerin Suriye içindeki durumlarına yönelik politikaları ne derece isabetli ve faydalı oldu? Kriz sonrası Suriye yeniden şekillenirken soydaşlarımızın hak, çıkar ve taleplerinin korunması nasıl mümkün olacaktır? Bu noktada Türkiye'nin rolü ve stratejisi ne olmalıdır? Türkiye etrafında oluşan güvenlik tehdidini nasıl bertaraf edecektir?” gibi sorulara cevaplar arandı.

İki ayrı oturum hâlinde gerçekleşen panelin “Suriye’deki İç Savaşın Dinamikleri ve Dış Aktörler” başlıklı birinci oturumunu TASAV Dış Politika Araştırmaları Merkezî Koordinatörü Doç. Dr. Yalçın Sarıkaya yönetti.Bu oturumda Hitit Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Hilmi Demir, “Orta Doğu’daki Çatışma İklimini Doğuran Sebepler Kapsamında Din, Mezhep ve Irkçılık.”, Gazi Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Kürşat Turan, “Türk dış Politikasının Suriye’de Değişimi.”, Ahi Evran Üniversitesi Öğretim Üyesi  Yrd. Doç. Dr. Arif Bağbaşlıoğlu,“Türkiye-NATO İlişkileri Çerçevesinde Bölge Siyaseti.” Ve Orta Doğu Stratejik Araştırmaları Merkezi (ORSAM) Orta Doğu Uzmanı Bilgay Duman da, “Irak’taki Gelişmelerin Suriye İç Savaşı’na ve Türkiye’ye Yansımaları.” konularında görüşlerini dile getirdiler.

Emekli Büyükelçi ve Eski MHP Genel Başkan Yardımcısı Deniz Bölükbaşı’nın yönettiği “Türkiye’nin Güvenliği, Sığınmacıların Durumu, SuriyeTürkmenlerinin Sorun ve Beklentileri” başlıklı panelin ikinci oturumunda da Gazi Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Vahit Doğan, “Uluslararası Hukuk Çerçevesinde Suriyeli Sığınmacıların Statüsü ve Vatandaşlık Meselesi”, Eski MHPGenel Başkan Başdanışmanı ve MHP 25. Dönem Milletvekili Aday Adayı Prof. Dr. Celalettin Yavuz, “Fırat Kalkanı Operasyonu ve Yeni Türkiye’nin Güvenliği” ve ORSAM Araştırmacısı Oytun Orhan da “Suriye İç Savaşı ve Türkmenlerin Durumu”konularında değerlendirmelerde bulundular.

Aksu: Türkiye Henüz Bölgede Sorun Çözen Bir Aktör Olamadı

Suriye Türkmen Millî Meclis Başkanı Dr. Emin Bozoğlu ile birlikte MHP Genel Başkan Yardımcısı Mehmet Ünal ve milletvekillerinin izlediği panelin açılış konuşmasını MHP İstanbul Milletvekili ve MYK Üyesi ve TASAV Başkanı İsmail Faruk Aksu yaptı. Aksu, “Türkiye'nin, Orta Doğu Türklüğünün maruz kaldığı mevcut krizlere yönelik stratejisinin millî çıkarlarımız doğrultusunda şekillendirilmesine katkı sağlamak TASAV'ın kuruluş gayelerinden birisidir.” dedi.

Konuşmasında TASAV’ın çalışmaları hakkında kısaca bilgi veren Aksu, şunları kaydetti:

“TASAV, yaptığı çalışmalar ve düzenlediği etkinliklerle,gerek Türkiye gerekse bölgemizde yaşanan olaylarla ilgili toplumda farkındalık oluşturabilmeyi amaçlamakta. Bu doğrultuda; ekonomik, sosyal ve siyasi hayatın geliştirilmesine, millî menfaat ve millî birlik anlayışının, insan hak ve özgürlüklerinin, demokrasi kültürünün, jeopolitik ve jeostratejik düşünce biçiminin yaygınlaştırılmasına, Türk toplumunun tarihsel ve kültürel bağlarının olduğu bölgelerde stratejik iş birlikleri, kalıcı ittifaklar ve köklü dostluklar kurulmasına katkı sağlamayı hedeflemekte. Dünyayı Türkçe okuyan ve sadece millî vicdanın sesi olan TASAV, Türkiye’nin sosyal barışına ve Türk milletinin birlik, beraberlik ve kardeşlik duygularının pekiştirilmesine katkı sağlamak amacıyla 2012 yılından bu yana faaliyetlerini sürdürmekte.”

Faruk Aksu, bölge ülkelerinde yaşayan Türklerin, Türk milletinin bölgesel jeopolitiği açısından her geçen gün daha da büyük bir önem kazandığını belirterek, “Türkiye, başta Suriye ve Iraktakiler olmak üzere bölgede yaşayan Türklerin maruz kaldıkları sorunlara çözüm üretmek için çaba sarf etse de henüz bölgede, gerçekçi ve sağlam temelleri olan bir liderlik elde edememiş, yönlendiren ve sorun çözen bir aktör olamamıştır.” diye konuştu.

Suriye'nin ayrılmaz ve asli unsurlarından olan Türkmenlerin,türlü cefa ve haksızlığa uğradığını, yaşam hakları ve onurları tehdit edildiğini vurgulayan Aksu, şunları söyledi:

“Malumunuz olduğu üzere, hem bölge gündeminin hem de Türkiye gündeminin sıkça değiştiği, hareketli günleri yaşamaktayız. Ancak tarihî derinlik içinde bakıldığında; konu, mekân, araç ya da yöntem olarak farklılıklar gösterse de birçok gelişmenin aslında dünden kalma, iç içe ya dabir birinin tamamlayıcısı mahiyette olduğu anlaşılmaktadır. Türkiye Avrupa,Orta Doğu, Afrika ve Orta Asya'yı etkileyen jeopolitik ve jeostratejik konumuyla, dünyadaki kilit ülkelerden birisi konumundadır. Ancak Türkiye'nin bu konumu, aynı zamanda bazı tehditleri de barındırmaktadır. Nitekim bölgedeki terör, iç çatışma ve komşularımızla kökleri tarihî derinliklere dayalı anlaşmazlıklar, Türkiye'nin bölgede politika üretme zorluğunu ortaya koymaktadır. Yüzyıllar boyunca Osmanlı egemenliğinde yaşayan Orta Doğu bölgesi,Birinci Dünya Savaşı sonucunda bu topraklardaki Osmanlı hükümranlığının sona ermesinden sonra önemli bir kırılma yaşamıştır. Sosyo ekonomik ve kültürel geri kalmışlık, demokrasi kültürünün ve kurumlarının yeterince gelişmemiş olması gibi nedenlerle bölge ülkeleri, genellikle baskıcı ama istikrarlı rejimler tarafından uzun yıllar yönetilmiştir. İslamofobiyanın zirve yaptığı bir dönemde ABD önderliğinde ve ‘terörle küresel savaş’ adı altında yürütülen askerî operasyonlarla bölgenin bir kez daha şekillendirilmesine başlanmıştır. Uzun yıllar süren askerî operasyonlar, bir milyondan fazla Müslüman’ın hayatını kaybetmesine neden olmuştur. 2011'de başlayan Suriye iç savaşı, önce ülke sonra bölge sınırlarını aşarak küresel boyutta yansımaları olan bir krize evrilmiş,yüz binlerce masum sivilin hayatına mâl olmuş, milyonlarca Suriye vatandaşını yerinden etmiştir. Suriye iç savaşının başlamasıyla aşırılık yanlısı gruplar ve terör örgütleri türemiş, terör örgütleri IŞİD ve PYD iç savaş ortamının yarattığı otorite boşluğunda faaliyetlerini artırarak alan hâkimiyeti oluşturmuş ve Türkiye'yi tehdit etmeye başlamıştır. ABD, Rusya ve İran gibi devletlerin savaşa müdahil olması, Suriye'de vekâleten bir savaş yürütülmesiyle sonuçlanmıştır. Türkiye ise Suriye'de yaşanan bu savaşın en büyük mağdurlarından biri olmuştur. Türk Silahlı Kuvvetlerinin Fırat Kalkanı Operasyonu’na başlamasıyla, Suriye krizinin Türkiye'ye yansımaları daha da farklı boyutlara ulaşmıştır. ABD ve müttefiklerinin yerel unsurlarla birlikte başlattığı Musul Operasyonu ise Suriye'deki savaşın denklemine bir bilinmeyen daha eklemiş, Irak gündemde öne çıkmıştır. Bölge ülkelerinde yaşayan Türkler, Türk milletinin bölgesel jeopolitiği açısından her geçen gün daha da büyük bir ehemmiyet kazanmaktadır. Türkiye, başta Suriye ve Iraktakiler olmak üzere bölgede yaşayan Türklerin maruz kaldıkları sorunlara çözüm üretmek için çaba sarf etse de henüz bölgede, gerçekçi ve sağlam temelleri olan bir liderlik elde edememiş,yönlendiren ve sorun çözen bir aktör olamamıştır. Suriye'nin ayrılmaz ve asli unsurlarından olan Türkmenler, türlü cefa ve haksızlığa uğramış, mağdur edilmiş,yaşam hakları ve onurları tehdit edilmiştir.”