HAÇ TAKILAN CAMİLER*

08 Nisan 2017 17:26 Mehmet Emin YILMAZ
Okunma
1458

HAÇ TAKILAN CAMİLER*

MehmetEmin YILMAZ**

Selanik’te bulunan mültecilerle adalarda vaziyetleri tahammül fersa bir hâl olan biçare yerli Müslümanların Anadolu’ya nakli için gönderilen vapurlarla Girit’e giden bir Müslüman kardeşimiz, bir zamanlar Müslüman hâkimiyeti altında bulunan adanın bugünkü hâlini, oradaki dindaşlarımızın mustarip ve perişan vaziyetlerini Vakit gazetesine gönderdiği bir mektup ile izah ediyor. Pek elim ve feci hadisatı nakleden bu mektubun bazı fıkralarını Müslümanların inzarıibret ve intibahına vazediyoruz. Mektup sahibi diyor ki:

“Teşrîn-i Sânî’nin 29. Perşembe günü zevâlde İzmir’den Hanya’ya müteveccihen hareketettik. Cumâ günü dörtte Hanya Limanı’nın önünde bulunuyorduk. Şehri görmek içingeminin zâbitân ve mürettebâtının hemen hepsi güvertede toplanmışlardı. Şehrinminâreleri siyah bulutlar altında hazin ve meyus parlıyorlardı. O aralık karanlık ufukları bürüyordu. İlk iskeleye çıkıldığı zaman rıhtım üzerinde bulunan Yalı Câmi-i Şerîfî[1]göze çarptı. Her şeyi eskisi gibi duran bu câminin denize müteveccih cephesine Rumca bir levha ta’lîk idilmiş. Dikkat ettik, levhada Kahve Liyot ibâresi yazılmıştı. Zaten câmi ile rıhtım arasında bulunan meydanlığa konulan masa ve sandalyelerde burasının kahvehâne hatta bir birahâne hâline ifrâğ edildiğini gösteriyordu. Şehir tarafındaki cephesinde ise daha büyük bir levha ile acente ilânı asılmış olduğunu görünce, hemen fotoğrafını almak aklıma geldi, iki poz çıkardıktan sonra şehir tarafına yürüdüğüm zaman etrafımda bulunan Rumlarda bir homurdanmalar başladı. Fakat uzaktan başlarına bez sarmış birkaç kişi beni himaye ediyorlarmış gibi bir vaziyetle etrâfımda dolaşmakta olduklarını gördüm.O meçhûl şahıslar mütemâdiyen beni takip ediyorlar, ben ilerledikçe yanıma yakınlaşıyorlardı. Nihâyet bir tanesi yanıma gelip Rum şîvesiyle Türkçe olarak“Efendi bu tarafa geliniz, korkmayınız,biz Müslüman’ız, sizi kemâl-i iştiyâk ile bekliyorduk, ne istiyorsunuz bize söyleyiniz de elimizden gediği kadar size yardım edelim.

Zavallı adam ağlayarak dedi ki: “Kuzum efendi, mâdemki câmilerin fotoğraflarını alıyorsunuz, size çok rica ediyoruz, asıl fotoğrafı alınacak câmi bizim mahallededir. İsmi de Hünkâr Câmii’dir[2].Bilmem denizden gördünüz mü iki şerefeli bir minâresi vardır. Fakat şimdi minâresinin üst şerefesine Yunan bandırası çıkardılar ve kapısının üzerine de büyük bir salîb takıyorlar. Evvelce câminin etrâfı kâmilen İslâm mahallesiydi.Hiçbir Hristiyan evi yok idi. Şimdi ise evvelâ bizi yuvalarımızdan çıkardılar,bilâhare de mezkûr câmi kiliseye tahvil ettiler. Önünde güzel bir muvakkit hânesi var idi. Bunu birahâne yaptılar. Biz İslâmlar bu hâli gördükçe her gün ölü gibi yaşamaktayız. Eğer câminin fotoğrafını alıp bir tane bize verir ve hem de İstanbul’da gazetelerle ilân ederseniz bizi bahtiyar etmiş olursunuz. Aldığınız resmi öz vatanda İslâm kardeşlerimiz görürlerse ümid ederim ki çektiğimiz yeis ve elemin derecesini anlarlar.

Bu dindaşlarla birçok sokakları dolaştıktan sonra nihayet mezkûr câminin yanına geldik. Hakikaten cami o hâle gelmişti. Derakab resmini çekmek üzere iken civârda bulunan Yunanlılar beni tehdit edip makineyi elimden almak istediler. Fakat refikamın muavenetleriyle muvaffak olamadılar. Ben de bu suretle iki poz aldım.

Müslüman’ı çok olan bir mahalleye geldik. Orada yerli Müslümanlar hemen etrafımı sardılar.Vapur gelecek mi? diye soruyorlardı.

Bîçâre dindaşlarımızdan biri ağlayarak bizi almaya mı geldiniz? “Ah efendi buradan bir saat evvel ayrılanlar bahtiyârdır. Burada çektiklerimizi bilseniz siz de bizim gibi ağlardınız.” diyor, bana kahve ve meyve ikram ediyorlardı. Sordum:

—Şu karşıda oturup bizi dinleyen başı açık veya başları bezle sarılı adamlar Hristiyan mıdırlar?

—Evet, Müslümandırlar. İşte onlar gibi ne kadar başları açık veya başına bez sarmış insanlar varsa hepsi Müslüman’dır. Benim bile başımdaki fes beş seneliktir.Bu memlekete beş seneden beri bir fes sokmak mümkün değildi. Servetinizi vermiş olsanız bir fes bulamazsınız. Bunun için Müslümanların kısm-ı azamı başları açık gezerler. Zannedersem bu hâl vaziyetinizi tenvîre kâfîdir.”

Zavallı Müslümanlar, mâbetlerine âlem-i tevhîd yerine haçlar takılmış, minârelerinde ezân seslerine mukâbil nâkûslar çalınıyormuş, başlarına fes giymek hakkı bile men edilmiş!ne fecî sahneler! İstanbul’da câmilere hiç adım atmayan, çocuklarına şapka diktiren,dinini, milliyetini ayaklar altın alan bazı Müslümanlar için ibret alınacak levhalar! Fakat ibret de erbâb-ı basîret içindir. Dînini, milliyetini çiğneyenlere bu fâcia masal gibi gelir.”



* “Haç Takılan Câmiler” Sebilü'r-Reşad, C.23, S.580, 20 Kanun-ı Evvel 1339, İstanbul,s.122-123. Eski alfabemizden günümüz harflerine aktarılmış olup dipnotlar tarafımızdan eklenmiştir.

** Yüksek Mîmar.Türk Mîmârîsi Araştırma Merkezi,

[1] Küçük Hasan Paşatarafından 18. yüzyılda inşa ettirilmiştir. Limanda yer aldığı için Yalı ve yaİskele Câmii olarak bilinmektedir. Tek kubbeyle örtülü harim ile L biçiminde kubbelerle örtülü son cemaat yerinden oluşmaktadır. Minare kuzey batı köşede olup günümüze ulaşmamıştır.

[2] Adanın fethinden sonra Sultan İbrahim’e atfedilerek camiye çevrilmiş bir Venedik eseridir. 2 şerefeli minare Osmanlı dönemine aittir. Adadaki Türk hâkimiyetinden sonra kiliseye çevrilip yanına çan kulesi yapılmıştır.