ANADOLU’YA VURULAN TÜRK MÜHRÜ: TÜRKÇENİN BAŞKENTİ KARAMAN

03 Ağustos 2019 14:27 Prof. Dr.Temel ÇALIK
Okunma
409
ANADOLUYA VURULAN TÜRK MÜHRÜ: TÜRKÇENİN BAŞKENTİ KARAMAN

ANADOLU’YA VURULAN TÜRK MÜHRÜ: TÜRKÇENİN BAŞKENTİ KARAMAN
Prof. Dr. Temel ÇALIK
Dr. Hasan TABAK

Giriş
Türk tarihi incelendiğinde; devlet, millet, kültür ve dil kavramlarının ön plana çıktığı; günümüzde de yaşatılmaya çalışılan değerlerin başlıcaları arasında yer aldığını söylemek mümkündür. Bu nedenlerle söz konusu kavramların irdelenmesi ayrı bir önem arz etmektedir. Ziya Gökalp’ın “Millet lisanca, dince, ahlakça, bediiyatça müşterek olan, yani aynı terbiyeyi almış fertlerden mürekkep olan zümredir.” tanımı Türk milletini ifade eden en güçlü tanımlardan biridir.
Her toplumun millet olma yolunda değerlere bağlı olarak millet tanımları farklılık göstermekle birlikte ortak bazı noktaları bulunmaktadır. Temelinde benzer özellikleri barındıran toplulukların aynı gruba ait olma içgüdüsü, birlikteliği; ulus veya millet olmayı sağlamaktadır. Bu nedenledir ki, toplum kültürleri incelenirken milliyetçiliğin, milletlerden ve devletlerden önce gelmesi ilkesi, millet olmanın çatısını oluşturmakta ve toplumların bileşenlerine ilişkin ciddi fikirler verebilmektedir. Millî kimliğin korunması ve sonsuza kadar yaşatılması için Ziya Gökalp’ın millet tanımında belirttiği dil, çok önemli bir yere sahiptir.
Bir anlatım ve anlama aracı olan dil, geçmiş, bugün ve gelecek arasında köprü oluşturmaktadır. Bu nedenle kültürel mirasın bir aktarıcısı görevini de üstlenmekte aynı zamanda milletin kültürel özelliklerini de göstermektedir. Bir diğer özelliği ise zaman ve mekân algısını ortadan kaldırmaktadır. Toplum içerisinde bulunan insanlar, kendisinin ve çevresinin farkına kullandığı dil sayesinde varabilmektedir. Dilin işlevleri ortaya koyularak en genel anlamda kültürel bir araç ve yaşayan varlık olarak tanımlamak mümkündür. Bu bağlamda, Karaman ili valiliğinin resmî sitesinde “Türk Dilinin Başkenti” ibaresi önemli görülmekte ve bu şehri tanımak, tanıtmak ve kültürünü yaşatmak için başlıca nedenlerden biri olduğu açıkça görülmektedir.
Tarihte Karaman
Kâtip Çelebi Cihannüma’sında: Konya'nın kazalarını sıraladıktan sonra, Karaman (Larende) için Konya'nın doğu cenubunda, arası bir menzil düz yerde kasaba olarak bahsetmenin yanında Der beyan-ı Eyalat-ı Karaman: Osmanlılardan evvel bu yerlerde Al-i Karaman iskân etmekle, bu diyara Karaman denildiğinden de söz etmektedir. 1870’li yıllara ait Konya Salnamelerinde Karaman tarihi hakkında bilgi verilirken Evliyaullahtan Tabduk Emre, Yunus Emre, Mader-i ve Birader-i Hz. Mevlana ve Kettaue Baba, Canbaz Kadı gibi bilindik kişilerin mezarlarının bulunduğu belirtilmektedir.
XI. yüzyıldan itibaren Oğuzlara hakanlık eden Selçuklular, yeni fethedilen yerlere Oğuz kabilelerini iskân ederlerken, Karamanlıların mensup olduğu Salurlara da yaylak ve kışlak yerler vermişlerdir. Kȃşgarlı Mahmud’un Divȃnü Lugati’t-Türk’ünde (XI. yüzyıl) Salgur diye yazılmış bazen de Şalgur şeklinde belirtilmiştir. Salur: Oğuz mitolojisine göre, Oğuz Han’ın altı oğlundan birisinin adı Dağ Han’dır. Dağ Han’ın oğullarından biri de Salur’dur. Salur’un neslinden gelen veya Salur’un idare ettiği kabileye de bu isim verilmiştir.
Eski Çağlarda Laranda (Lârende) adıyla bilinen Karaman, önce Hititler, ardından sırasıyla Frigyalılar, Lidyalılar ve Perslerin hâkimiyeti altında varlığını devam ettirmiştir. Bu şehir, Bizans Dönemi’nde ise Hristiyanlığın önemli bir merkezi hâline gelmiştir. VII ve IX. yüzyıllarda iki defa Arap ordularının hücumuna maruz kalan Karaman, 1071 Malazgirt Meydan Muharebesi ile Anadolu topraklarının Türklere açılmasından sonra Selçukluların ve Dânişmendlilerin eline geçmiş ve II. Kılıçarslan Dönemi’nde Anadolu Selçuklu topraklarına katılmıştır. Selçuklu Devleti’nin güçlü olduğu bu dönemde Karaman Türkmenleri henüz derlenme ve toparlanma sürecindedir. 1165 yılında Anadolu Selçuklu Devleti’nin idaresi altına giren Karaman, Selçukluların özelliklerini taşımaktadır.
III. Haçlı Seferi esnasında Alman İmparatoru Friedrich Barbarossa tarafından kısa bir süre için işgal edilen şehir, 1216’da şehri Selçuklu Sultanı İzzeddin I. Keykâvus’a teslim edilmiştir. II. Gıyaseddin Keyhüsrev (1237- 1246) döneminde 1243 yılında yapılan Kösedağ Savaşı yenilgisiyle Selçuklu Devleti’nin çöküş ve yıkılış süreci başlamış, Anadolu Moğol/ İlhanlı hâkimiyetine girmiştir. Selçuklu sultanlarının eski gücünü ve önemini yitirdiği bu dönemde yaşanan siyasi karışıklıklar ve Moğollarla yapılan mücadeleler Karamanoğullarının zaferiyle sonuçlanmış ve bölgede etkin olmalarını sağlamıştır.
1473’te kaleme alınan Saltık-name adlı eserde Karaman ilinden ve bu ilde yaşayanların bir kısmının Müslümanlığı kabul edişine ilişkin bilgiler yer almaktadır. Bu eserde ayrıca, Müslümanlığı kabul eden Karaman adlı bir şahsın Selçuklu sultanına damat ve komutan olduğuna ilişkin bilgilere de yer verilmiştir. Selçukluların doğal mirasçısı olan Karamanoğulları, Osmanlılar ile Alaeddin Ali Bey döneminde iletişime geçmeye başlamışlardır. Bu bölgeyi sınırlarına dâhil eden Osmanlılar, Karaman adını değiştirmemişler ve idari taksimatta da bu bölgeye pek dokunmamışlardır. Bu yöreyi aynı adla kayıt altına almışlardır. Karamanoğulları Beyliği sona erdikten sonra Konya, Osmanlı toprakları içinde önemli bir vilayet olmuş; Karaman, Konya vilayetine bağlı bir sancak merkezi hâline getirilmiştir. İdarenin başında da her zaman bir beylerbeyi bulunmuştur. Karaman, Osmanoğulları Dönemi’nde, mütevazı bir Anadolu kenti olarak, Cumhuriyet Dönemi’ne kadar gelmiştir.
Türkçenin Başkenti Karaman
Türkçe, yazılı dilde Arapça ve Farsça ile konuşma dilinde ise Rumca ve Ermenice başta olmak üzere çeşitli dillerle mücadele vermiştir. Anadolu’ya yerleşen Türklerin nüfusu artmaya başladıkça çarşıda, pazarda, dergâhta, medresede konuşulan Türkçe günlük hayattaki kullanımını yazı geleneğine aktarmaya başlamıştır. Türkçe başka dillerden aldığı kelimeleri kendi bünyesine uydurarak onları Türkçeleştirmiş ve yabancı dillerle verdiği mücadelede büyük bir zafer kazanmıştır. Türkçenin bu zaferinde, onu devlet dili olarak kullanma gayreti gösteren Türkmen beylerinin hizmetlerini ve başta Karamanoğlu Mehmet Bey’i anmak gerekir.
Selçuklular, Karamanoğullarını daha çok İçel ve Ermenek yörelerine yerleştirmiştir. Karamanoğlu Mehmet Bey, Selçuklu şehzadesi ile birlikte 1277’de Konya’nın hâkimiyetini sağladıktan sonra, Selçuklu şehzadesinin tahta oturmasının ardından Mehmet Bey vezir olmuştur. O dönemde devletin yüksek mevkilerinde Fars asıllı kişilerin bulunmasının yansıması hem sarayda hem de devlet dairlerinde Farsçanın kullanılması sebebiyle Karamanoğlu Mehmet Bey, 15 Mayıs 1277 yılında devlet işlerinde Türkçe kullanılmasını “Bu günden sonra hiç kimse dergâhta, bârgâhta, mecliste ve meydanda Türkçeden başka dil kullanmayacaktır.” sözlerinin yer aldığı buyrukla Konya’da ilan etmiştir. Tarihî kaynaklar Karamanoğlu Mehmet Bey’in ilan ettiği bu fermanın, Türkçenin devlet dili olarak kabul edilmesinin başlangıcı olduğunu kanıtlar niteliktedir. Karamanoğlu Mehmet Bey’in Türkçe için yapmış olduğu çabalar bu durum ile sınırlı kalmamıştır. Aynı yıllarda Memluklerin de Türk dilinin kullanılması ve yayılmasına yönelik çalışmalar yaptıkları bilinmektedir.
Türkçenin Anadolu’da önemli bir yere konumlandırılmasındaki etkili faktörlerden bir diğeri ise Türkçe konuşan ve Türkçeden başka hiçbir dil bilmeyen halkın, dil konusundaki talepkâr tutumudur. Bu durum karşısında Farsça ve Arapça olarak yazılmış pek çok metin Türkçeye çevrilmiştir. Bu faaliyetlerin sonucunda ise Türkçenin, Anadolu’da bir yazı dili olarak gelişmesi hızlanmıştır.
Tüm bu gelişmelerin ardından Osmanlının beylik olduğu dönemde Türkçe, Anadolu’ya yerleşerek hâkimiyetini tamamen kurmuştur. Öyle ki devlet işlerinde Türkçeden başka bir dilin kullanımının bir imkânı kalmamıştır. Bu süreçten sonra Türk devletinin başına geçecek hanedan için Türkçe bir tercih olmayıp zorunlu hâle gelmiştir. Osmanlının kuruluşu ve fetih hareketleriyle devam eden süreçte ise Türkçe, fethedilen yeni coğrafyalara taşınmış ve bu sayede Anadolu coğrafyası dışında da Türkçe yaygınlaşarak kendine yeni alanlar açma imkânı bulmuştur.
Karaman’ın coğrafi ve ekonomik özellikleri
Konya havzasının güneydoğusunda deniz seviyesinden 1038 m. yükseklikte, Toros Dağları’nı Sertavul Geçidi’nde (1610 m) aşarak Akdeniz kıyılarını Anadolu’nun iç kesimlerine bağlayan tarihî ticaret yolu üzerinde yer alan Karaman ülkenin İç Anadolu bölgesinde ve konum olarak güneyinde yer almaktadır. Karaman merkez ilçesi hariç Ayrancı, Başyayla, Ermenek, Kâzımkarabekir, Sarıveliler olmak üzere beş ilçeye sahiptir. Nüfus potansiyeli bakımından düşünüldüğünde 2017 yılı Adrese Dayalı Nüfus Kayıt Sistem verileri en büyük ilçesinin Ermenek (11.550 kişi) olduğu görülmekte olup Sarıveliler (4.855 kişi), Kâzımkarabekir (3.266 kişi), Ayrancı (2.317 kişi) ve Başyayla (1.956 kişi) sırası ile takip etmektedir. Karaman’ın merkez nüfusu ise 158.566 toplamda ise 190.366 kişiden oluşmaktadır.
Karaman, kışları soğuk ve kar yağışlı, yazları sıcak ve kurak olan karasal iklim ile tipik bir İç Anadolu ili özelliği taşımaktadır. Ancak Toroslar’ın güney yamaçlarının iklimi denizel etkiyle yumuşak özellikle taşıyarak geçiş iklimini barındırabilmektedir. Yine de yılda aldığı yağış genel ortalamanın altında olmaktadır. Jeolojik açıdan Karaman genel olarak düzlüktür. Düzlük olması ve toprak yapısı deprem kuşağında olmadığını göstermektedir. Bu düzlüklerin haricinde en bilinenleri Hacıbaba Dağı, Kara Dağ, Orta Toros Dağları batısı, kuzeyi ve güneyinde çok sayıda dağ ve tepeleri barındırmaktadır. İl sınırları içerisinde doğal ve suni gölleri barındırmaktadır. Akarsuların aktığı Ermenek Barajı, Gödet Barajı, Ayrancı Barajı ve İbrala Barajlarını ilinde barındırmaktadır. Bu barajlar sayesinde tarıma olan katkısı oldukça yüksek olup verimi arttırarak ekonomisine önemli katkısı olmaktadır.
Genel olarak Karaman geçimini tarıma dayalı sanayi sektöründen sağlamaktadır. Kalkınma Bakanlığı tarafından 2011 yılında güncellenen İllerin ve Bölgelerin Sosyoekonomik Gelişmişlik Sıralaması Araştırmasına göre 32. sırada yer alması tarıma dayalı olan ekonomi ile belirli bir düzeyde olduğunu gösterse de tam olarak sanayileşmeden söz etmek gerek konumu gerekse coğrafi özellikleri itibarıyla mümkün görünmemektedir. Ancak coğrafi konumunun olumlu özellikleri tarihî ipek yollarının üzerinde bulunması nedeniyle tarihinde gizlenmektedir. Tarihinden gelen bu özellik günümüzde de önemini korumaktadır.
Karaman’ın Kültürel Değerleri
Karaman’ın kültürel ve tarihî varlıklarının zenginliği; MÖ 6000 yıllarından başlayıp, çeşitli tarihlere ait yüzlerce höyük ile Hitit, Roma, Bizans, Selçuklu, Karamanoğulları ve Osmanlılara ait, günümüze gelen yapı ve yazıtlar ile bir bütünlük kazanmıştır. Mevlana, Yunus Emre, Karamanoğlu Mehmet Bey, Piri Reis gibi önemli isimler tarihin farklı dönemlerinde Karaman’ın kültürel mirasına katkıda bulunmuşlardır. Bu nedenle Karaman, zengin bir Eski Çağ kültür dokusunu her bir bölgesine işleyerek günümüze kadar gelmiştir.
Türk dilinin başkenti olan Karaman’da arkeolojik sit alanı, kentsel sit alan, dinî ve kültürel varlık, eski askerî yapı, sivil mimari örnek alanlarında olmak üzere 456 adet tescilli kültür ve tabiat varlıkları bulunmaktadır. Ayrıca Karaman ili müzelerinde ise arkeolojik ve etnografik özelliklerde 13438 eserin yer aldığı resmî kaynaklarda yer almaktadır. İnanç turizminin önemli merkezlerinden biri olan Karaman’da Yollarbaşı Camii ve Büyük Camii (Kâzımkarabekir); Karaağaç Camii (Ayrancı); Ulu Camii (Ermenek) örneklerinde olduğu gibi il merkezi ve ilçelerinde toplamda 52 adet cami bulunmaktadır. Bu camilerden biri de Aktekke Camii’dir. Cami, çevresinde hamamı, derviş hücreleri, güney ve batısında haziresi (mezarlığı) ve içerisindeki türbe ve mezarları ile bir külliye şeklindedir. Halk dilinde Aktekke olarak bilinen camiye, içerisinde Mevlana’nın annesi Mümine Hatun’un türbesinin bulunması sebebiyle Mader-i Mevlana Camii de denilmektedir. Bu camii, 1370 yılında Karamanoğlu Alaaddin Bey tarafından yapılmıştır.
Ayrıca birçok kültüre tanıklık etmiş olan Karaman, Hristiyan kültürünü yansıtan eserleri de topraklarında barındırmaktadır. Bunların başında Hz. İsa’nın havarilerinden Paulus ve Barnabas tarafından MS 47-49 ve 53 yıllarında üç kez ziyaret edilen Derbe (kerti höyük) gelmektedir. Hatuniye Medresesi, Karaman’ın bir başka kültürel zenginliğidir. Osmanlı Sultanı Murat Hüdavendigar’ın kızı, Karamanoğu Alaaddin Bey’in karısı Nefise Sulan tarafından 1382 yılında yaptırılmıştır. Medrese açık avlulu ve tek eyvanlıdır. Medresenin çevresi revaklarla çevrili olup doğu ve batı cephelerinde öğrenci odaları yer almaktadır. Kesme taşlardan yapılan medresenin süsleme taç kapıdan, eyvan kemelerinden, süslemeli geometrik motiflerden oluştuğu görülmektedir. Karaman’da Tol ve Hatuniye (Nefise Sultan) Medreselerinin yanında kentin yetiştirdiği Yunus Emre, Cambaz Kadı, Karabaş Veli ve Karaman Bey gibi ünlü şahsiyetlerin türbeleri de bulunmaktadır. Bunların yanında ise Nadire Değirmeni, Sarkıt Dikit Mağarası, Asarini Mağarası, Divle Obluğu doğal ve turistik değerler ve mesire yerleri, mağaralar ve obrukları da Karaman topraklarında yer almaktadır.
Yunus Emre Camii: Karamanın merkezinde bulunan ve Karamanoğulları Devri’nden kalan cami kesme taştan ve eski yapı olarak karşımıza çıkmaktadır. Son cemaat yeri dört sütun üzerinde ortada oval, yanlarda yuvarlak beş küçük kubbe ile örtülmüştür. Merkezî kubbenin sağında iki kemer açıklıklı, dikdörtgen planlı zikir yeri, batı duvarı bitişiğinde de Yunus Emre’ye ait türbe bulunmaktadır. İnanç turizmi açısından önemli bir öneme sahip olan cami ve türbe aynı zamanda tarihe tanıklık eden yapısıyla insanın maneviyatına doygunluk sağlamasına yardımcı olmaktadır.
İncesu Mağarası: Karaman Merkez Taşkale köyü sınırları içerisinde, Köy merkezinin 9 km güneyinde bulunan İncesu Mağarası uzunluğu 1.356 m’dir. İçerisinde sarkıt, dikit ve traverten havuzları bulunmaktadır. Mağara astım, bronşit ve kalp yetersizliği gibi hastalıklara iyi gelmesinin yanında “mağara turizm envanterine” girmesiyle önem kazanmıştır. Bu sayede hem sağlık hem de gezilecek yerler arasında yer alan mağara turizm sektörüne birden fazla katkı sağlamaktadır.
Taşkale: Merkez Taşkale kasabası sınırları içerisinde bulunan tahıl ambarları, Taşkale içinde killi kireç taşından oluşan yüksek bir kaya kütlesine tamamen insan eli ile oyulmuş 250’nin üzerinde ambardan oluşmaktadır. Bilindiği üzere İç Anadolu bölgesi Türkiye’nin tahıl ambarları olarak anılmaktadır. Bu nedenle tarihte insanlar ihtiyaçları kapsamında tahıl ürünlerinin killi kireç taşının ısı ve nemi sabit tutma özelliği neticesinde 30 yıl bozulmadan saklanabildiği ambarlar yapmışlardır. Doğal olan bu ambarlar bölgede turizm sektörüne katkı sağlamaktadır.
Karaman Kalesi: 11. yüzyıl sonu 12. yüzyıl başında inşa edildiği düşünülen kale, iç içe üç surdan oluşmaktadır. Höyük üzerinde yer alan iç kale sağlam olarak günümüze ulaşabilmiştir. İç kale Bronz Çağ, Roma ve Bizans çağlarına ait izler taşıyan bir höyük üzerinde yer almaktadır. Osmanlılar 1465 yılında iç kaleyi onarmışlar ve bu onarımlarda daha önce yıkılmış olan yapıların kitabeleri ile mimari parçalarını kalenin beden duvarlarında kullanılmışlardır.
Sonuç
Günümüz toplumları incelendiğinde; tarihi, kültürü ve dili merkeze alan medeniyetlerin uzun süreli ve kalıcı olduğu görülmektedir. Türk tarihinin derinliklerine inildiğinde günümüz medeniyetleri açısından her alanda öğretici bir yönünün olduğu görülecektir. Bugünü anlamak ve geleceği planlamak için mutlaka dünü bilmek gerekliliği tarih bilgisine olan ihtiyacı ortaya çıkarmaktadır. Öncelikle öğrenmemiz gereken de Türk tarihi ve kültürüdür. Kültür, geçmişten bugüne kadar söz konusu olan birikimse; bu birikimin her kuşağa aktarılması ve öğretilmesi gerekir. Kültürün en önemli unsuru da dildir. Aynı zamanda dil, var olan kültürün doğru bir şekilde aktarılması için bir araçtır.
Türkçenin başkenti olan Karaman, bir tarih, bir kültür ve aynı zamanda bir dil havzasıdır. Karaman’daki hazinenin öncelikle genç ve gelecek kuşaklara aktarılması onların, karşılaştığı problemleri daha kolay çözüme kavuşturmalarına ve yaşamlarını daha iyi kurgulamalarına katkı sağlayacaktır.
KAYNAKÇA
Başkan, Y. (2012). Fatih Sultan Mehmed Dönemi’nde Karaman Bölgesinden İstanbul'a Nakledilen Nüfus. Tarih Dergisi, (55), 107-134.
Çalışkan, K. (2012). Es- Sakızî'nin İçel ve Karaman Tarihi (metin tenkidi ve değerlendirmesi). Erciyes Üniversitesi / Sosyal Bilimler Enstitüsü / İslam Tarihi ve Sanatları Anabilim Dalı / İslam Tarihi Bilim Dalı Tezi. Kayseri.
Demir, N. (2010). Türkiye’de Bulunan Grek Harfli Türkçe Kitabeler ve Karaman Türklerinin Dili. Zeitschrift für die Welt der Türken/Journal of World of Turks, 2(1), 3-23.
Doğan, N. Ş. (2006). Kültürel Etkileşim Üzerine: Karamanoğulları-Memluklu Sanatı. Hacettepe Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Dergisi, 23(1), 131-149.
Erdoğdu, M. A. (1992). Karaman Vilayetinin İdari Taksimatı. Osmanlı Araştırmaları, 12, 425-430.
Ergin, M., (1999), Türk Dil Bilgisi. İstanbul: Bayrak Yayınları.
Gökalp, Z. (1976). Türkçülüğün Esasları. İstanbul: Milli Eğitim Basımevi.
Kalaycı, H. (2010). Ulus-Devletlerin Baş Ağrısı Ayrıllıkçılık. Ankara: Liberte Yayınları.
Karaman Valiliği [KV]., (2018). Karaman ili genel bilgiler. http://www.karaman.gov.tr/karaman-tarihi, http://www.karaman.gov.tr/ilin-cografi-bilgileri, http://www.karaman.gov.tr/karaman-ekonomisi, http://www.karaman.gov.tr/nufus, http://www.karaman.gov.tr/kultur-ve-turizm adreslerinden edinilmiştir.
Karaman Valiliği [KV]., (2019). Karaman ili şehrimiz. http://www.karaman.gov.tr/sehrimiz
Kösoğlu, N. (2006). Küreselleşme ve Milli Hayat. İstanbul: Ötüken Yayınevi.
Kösoğlu, N. (2013). Türk Dünyasında Yeni Bir Medeniyet Tasarımı. İstanbul: Ötüken Yayınevi.
Kuban, D. (1968). Anadolu-Türk Şehri: Tarihî Gelişmesi, Sosyal ve Fizikî Özellikleri Üzerinde Bazı Gelişmeler. 53-73.
Özkan, M. (2014). Türkçenin  Anadolu’da yazı dili olarak gelişmesi. Türkiyat Mecmuası, 24(1), 53-73.
Tapur, T. (2009). Karaman: şehir coğrafyası. Konya: Çizgi Kitabevi.
Türkiye Kültür Portalı, https://www.kulturportali.gov.tr/turkiye/karaman sayfasından erişilmiştir.
Yıldırım, E. (2006). Küreselleşen Dünyada Milliyetçilik, Doğu-Batı, 38, 181-202.
Yüce, N. (2010). Karamanlı Türkleri. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Dergisi, 42 (42), 155-164.