“KAZAKİSTAN’IN GÜVENLİK POLİTİKALARINDA NAZARBAYEV ETKİSİ”

29 Ocak 2020 11:14 Prof. Dr.Celalettin YAVUZ
Okunma
287
“KAZAKİSTANIN GÜVENLİK POLİTİKALARINDA NAZARBAYEV ETKİSİ”



“KAZAKİSTAN’IN GÜVENLİK POLİTİKALARINDA NAZARBAYEV ETKİSİ”

Prof. Dr. Celalettin Yavuz , 30.11.2019

Kazakistan; Hazar Denizi ve Altay Dağları batıdan doğuya uzanan, 2.724.900 km2 yüz ölçümü ile coğrafi olarak dünyanın 9’uncu büyük ülkesi olup Avrasya’nın kalbinde yer almaktadır.  Soğuk Savaş henüz sona ermeden önce 1989’da 16.2 milyonluk nüfusun %44’ü Hristiyan Slavlar olup, Ruslar nüfusun %37.9’unu, Kazak Türkleri de %39.7’sini oluşturuyordu. Toplam Türk nüfus %45 iken, nüfusun %10’unu da Alman, Koreli, Ermeni, Kürt ve Rum unsurlar oluşturmaktaydı.
 
Sovyetlerin “doğal mirasçısı” Rusya ile 6.467 km, Çin’le de 1.460 km uzunlukta kara sınırlarına sahipti. Uzun sınırları sebebiyle, bu küresel güç potansiyeli taşıyan ülkelerle sınır sorunları mevcuttu.
O dönemde nükleer güç olduğu gibi, dünyanın önemli doğal gaz ve petrol gibi enerji kaynaklarına da sahipti. Eski Sovyet ekonomik çarkı sebebiyle de ekonomik yönden arızalıydı.
Yani demografik yapı son derece hassas ve herhangi bir kıvılcımla Çeçenistan’da ya da Dağlık Karabağ’da Soğuk Savaş sonrası yaşanan olayların benzerlerinin çıkması mümkün idi.
Doğduğu ülke ya da bölge sınırlarını aşamayan strateji ve düşünceler eksiktir. Geleceği inşa etme yeterliliği ve yeteneğiyle destekli strateji ve politikalar ancak milletin refahını ve devletin bekasını sağlayabilir. Bu düşünceler ışığı altında, Soğuk Savaş sonrası Kazakistan’ın kurucu lideri Nazarbayev’in güvenlik politikası görüş ve yaklaşımlarının irdelenmesi Türk dünyası açısından son derece önemlidir.
Çünkü Kazakistan bağımsızlığını kazandığı sırada hiç de güllük gülistanlık bir ülke olmayıp, tersine Sovyetlerin geride bıraktığı enkaz içerisinde ve nasıl bir yol izleneceği konusunda bile henüz stratejileri mevcut olmayan yeni ülkelerden biriydi. O dönemde Kazkistan’ın durumunu açıklayan bazı hususlar şöyle idi:
“- Sovyetler Dönemi’nde ekonomik açıdan Kazakistan’ın kuzey illeri Rus ekonomisiyle iç içe, güney illeri Orta Asya Cumhuriyetleri Kırgızistan, Özbekistan ve Türkmenistan’la bütünleşmişti. SSCB’nin yıkılması ve ülkelerin korumacı ekonomik politikaları Kazakistan’ın aleyhineydi.
- Hassas demografik yapısı “Kuzey Rus” ve “Güney Rus” gibi bölünme riskiyle karşı karşıyaydı.”
Bu durumu çok iyi gören Nazarbayev, en baştan Sovyet Dönemi’nde oluşan ekonomik ilişkilerin kopmaması için çalışıyordu. Bu bağlamda Bağımsız Devletler Topluluğu’nun (BDT) Kazakistan’ın eski başkenti Almatı’da kurulması tesadüf değildir.
Kazakistan’ın Güvenlik Politikalarının Belirlenmesinde Nazarbayev’in Stratejilerini Belirleyen Esaslar
“Yüzyılların Kavşağında” başlıklı çalışmasında Nazarbayev, bağımsızlıklarını kazandıktan sonra Türk dünyası ve Türkiye ile ilk ilişkilerini şöyle açıklamaktadır:
“Türkiye’ye ilk gidişimiz dönemin Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Turgut Özal’ın yüz yıldır birbirinden ayrı kalmış aynı kök ve dilin kaynağından beslenen halkların kuvvetli bir birlik oluşturması arzusuyla 1990 yılında yaptığı davetledir. Bu seyahat aynı zamanda Türkiye Kazakistan ilişkilerinin hem başlangıcını hem de temelini oluşturacaktır. Bu toplantıda Türkiye’nin Pantürkizm hedeflerini de gerçekleştirmek istediği belliydi ve bu gizlenmiyordu. Bir ağabeyliğe soyunulduğu ortadaydı.
Tabii bunun destekçileri bizde de vardı. Onlar da Türkiye gelecek ve tüm meselelerimizi çözecek diye düşünüyorlardı. Bunlar bizim eski hayatımızı bilmeyenlerin kurabileceği kolay hayallerdir. Oysa pratikte hiç de öyle değildir. Çünkü bu daha yeni elde ettiğimiz bağımsızlıktan vazgeçme, komşularla geleneksel bağları koparma ve bir ‘büyük ağabey’in yerine ikinci ‘büyük ağabeyi’ geçirmek demekti. Türkiye Cumhuriyeti’nin önderliğinde kök, dil ve din birliğimizle ortak kültür ve geleneklerimize dayanarak Türkiye ile iş birliği yolunu tutacağımız belirtiliyordu. Bu düşünce Türk meslektaşlarımızın hazırladığı beyannamede de açıkça ifade ediliyordu.”
Nazarbayev bu açıklamaya imza koymayacağını, sadece ekonomik siyasi ve insani ilişkilere taraftar olduğunu belirtirken, “Kökümüzün ve kültür benzerliğimizin aynı olduğu doğrudur. Fakat uzun zamandır ayrı kaldığımız da malumdur.” diyerek, yeni kazanılan bağımsızlığa ve egemenliğine saygı duyulması gerektiğini ifade etmişti.
Daha sonra da “Türk kökenli milletlerin kopmuş olan medeniyet bağlarının” tekrar onarılmasını teklif etti. “Kazakistan’ın istikbali hem Asya’da hem Avrupa’da hem Doğu’da hem de Batı’dadır. Sadece böyle bir politika izleyerek, Kazakistan’a karşı muhtemel güvenlik tehditlerini engelleyebiliriz!” diyen Nazarbayev, Mayıs 1992’de parlamentodaki bir konuşmasında, şekillendirmiş olduğu Kazakistan’ın dış politika önceliklerini şöyle sıralamıştı:
“- Rusya ve BDT ile ilişkiler
- Çin, Moğolistan, Hindistan, Pakistan gibi yakın bölge komşularıyla ilişkiler
- Batı (ABD, Avrupa ve Japonya) ile ilişkiler
- Türkiye ve İran’la ilişkiler”
Buradan da anlaşılacağı üzere, yukarıda belirtilen esaslar belirlendikten sonra âdeta dantel gibi işlenerek gerçekleştirilen “çok vektörlü anlayış” çerçevesinde Kazakistan 120’den fazla ülkeyle diplomatik ilişki kurarak 64 uluslararası siyasi ve ekonomik teşkilata üye olmuştur.
Bağımsızlığın ardından yürütülen bölgesel ve küresel dış politika açılımları meyvelerini vermeye başlayınca 2007’den itibaren Kazakistan, birçok uluslararası kuruluşa başkanlık etme seviyesine erişti.
Kazakistan’ın Güvenlik Politikasında Rusya ve Çin Faktörleri
Rusya ve Kazakistan: Kazakistan’ın istikbali hem Asya’da hem Avrupa’da hem Doğu’da hem de Rusya ile ilişkilere bağlıydı. Rusya; Sovyetlerin dağılmasından sonra güç dengesi kendi aleyhinde bozulunca eski Sovyet ülkeleri için “yakın çevre doktrini” geliştirmeye başladı. Rusya’yı güneyden çeviren bu devletlerin oluşturduğu coğrafyayı dış politikasının en öncelikli etki alanı olarak tanımlayarak, bu bölgelerdeki her türlü gelişmeden birinci derece sorumlu olduğunu iddia etti.
Böylece Rusya “yakın çevresini” oluşturan BDT ülkelerindeki Rus azınlığın hakları ve sınırlardaki güvenlik sorunları bahanesiyle bu devletleri siyasi, askerî ve ekonomik olarak kendisine bağımlı hâle getirmeye çalıştı. Kazakistan, Rusya için “arka bahçe” den öte bir anlam taşıyordu.
Çin ve Kazakistan: 1978 sonunda, Çin Komünist Partisinin (ÇKP) 11. Merkez Komite toplantısıyla Çin tarihinde çağ atlatan reformlar başlatılmış, “önce ekonomi” temalı büyük bir reform ve dış dünyaya açılma politikası izlenmekteydi. 1980’li yılların sonlarına devletin büyük sanayi kuruluşlarından bazıları özelleştirilirken bazı sanayi sektörlerinde de dışarıdan tedarik sistemi başladı.
Giderek gelişen Çin sanayisinin doğal gaz ve petrole duyduğu ihtiyaç büyürken, 2000’li yıllarda Çin’in millî gelirinin 2/3’ten fazlasını özel sektör üretiyordu. 1979-2013 arasında millî gelirini yıllık ortalama %9.5 arttırarak dünyanın en büyük ikinci ekonomisi hâline gelen Çin’in de ‘yumuşak karnı’ vardı: “Doğu Türkistan Uygur Özerk Bölgesi” (Sincan)!
Bir tarafta Rusya gibi Sovyetlerin mirasçısı ve küresel güç olma özlemi içerisindeki Rusya, diğer tarafta Doğu Türkistan sorununa dışardan müdahaleye tahammülü olmayan ve ekonomik kalkınmada rekor üstüne rekor kıran Çin arasındaki Kazakistan’ın reform ve güvenlik hamleleri hiç de kolay değildi. Kazakistan’ın diğer sıkıntılarından bazıları da şöyle idi:
“- Ülkenin demografik yapısı homojen değil, aksine çok kırılgandı.
- Rusya ve Çin gibi iki hegemon gücün arasında olsa da denizlere ve dış dünyaya açılabilmek için ikisiyle de iyi ve uyumlu ilişkilere ihtiyaç vardı.
- ABD ve AB de bölgeyle çok ilgiliydiler.
- Orta Asya’da radikal terör örgütlenmesine yatkın ortam mevcuttu.”
Ekonomik kalkınmanın (yani milletin refahının) ve millî güvenliğin sağlanması önceliklerdi.
Dikkatle yaklaşılması gereken Türk ve İslam dünyaları da vardı. Bu öncelikler “fincancı katırlarını ürkütmeden” nasıl gerçekleştirebilirdi?
Nazarbayev, bu düşüncelerden hareketle milletin refahı, devletin bekası için ekonomik kalkınma ve güvenlik konularını aynı ayarda tutarak peş peşe stratejiler belirlemiştir. Bunlardan ilki Kazakistan’ın önündeki kritik on yılı kayıpsız aşmanın yoluydu. Bunu da “Kritik On Yılı Kayıpsız Aşma Stratejisi” olarak ilan etmiştir. Bu Kayıpsız On Yılı Aşma Stratejisi’nde belirlenen hususlar şöyle idi:
“- İlk olarak Ortak Asya jeopolitik bloğunun oluşumunun stratejik bir amaç olarak geliştirme.
- İkinci olarak, büyük yabancı oyuncuları iş birliğine teşvik için çok yönlülük politikasına devam etmek. ‘Yönetilebilen kriz’ ve ‘istikrarsızlık ihracı’ olarak adlandırılan çeşitli stratejilere karşı koymak amacıyla bölgedeki tüm önemli güç merkezleriyle iş birliğini artırma.
- Son olarak Kazakistan ve Orta Asya çevresinde yoğun istikrar noktaları oluşturulmasına devam.”
Kazakistan’ın güvenlik politikalarında hedeflerine ulaşabilmek maksadıyla geliştirdiği beş ana dokuman şöyle idi:
“- Anayasa (1997/2007)
- Askerî Doktrini (2011)
- Güvenlik Politikaları Yasası (2012)
- Kazakistan 2050 Strateji Belgesi (2012)
- Dış Politika Konsepti (2014)”

Kazakistan’ın Güvenlik Politikalarında Ekonomik Kalkınma – Uluslararası İş Birliği-İttifak ve Anlaşmalar
Kalkınmasını rayına oturtabilmek maksadıyla “yakın çevre”ye güven vermek, güvenliğini sağlayabilmek gibi maksatlarla Kazakistan’ın dâhil olduğu güvenlik politikası ağırlıklı ittifak ve anlaşmalarından bazıları şöyledir:
“- Bağımsız Devletler Topluluğu (BDT)
- Kollektif Güvenlik Anlaşmaları Örgütü (KGAÖ)
- Şanghay İş Birliği Örgütü (ŞİÖ)
- Avrasya Ekonomik Birliği (AEB)
- AGİT Üyeliği
- AB ile Ortaklık ve İş Birliği Anlaşması
- Orta Asya Devletleri İş Birliği Örgütü
- İslam İş Birliği Örgütü (İİÖ) üyeliği.”
Bunlara ilaveten en önemli iki ekonomik özellikli kalkınma projeleri de; Yeni “İpek Yolu” ve “Nurly Zhol’dür. (Nurlu Yollar)”
Yukarıda belirtilen ittifaklardan bazılarının Kazakistan üzerindeki etkileri şöyledir:
“Kazakistan ve Bağımsız Devletler Topluluğu (BDT): SSCB çöktükten sonra Azerbaycan, Belarus, Ermenistan, Moldova, Kazakistan, Kırgızistan, Tacikistan, Gürcistan, Türkmenistan, Özbekistan, Rusya ve Ukrayna’nın katılımıyla BDT kuruldu. Türkmenistan 2005 yılında çıktı. Gürcistan 2008 Osetya Savaşı sonrasında, Ukrayna ise 2014’te Rusya’nın Kırım’ı ilhakı sonrasında topluluktan ayrıldı. Hâlen 9 ülkeden oluşan BDT, dünyadaki toplam doğal kaynakların %25’ine sahiptir.
 

Kazakistan ve Kolektif Güvenlik Anlaşmaları Örgütü (KGAÖ): Belarus, Ermenistan, Kazakistan, Kırgızistan, RF ve Tacikistan tarafından, imzalanan Kolektif Güvenlik Anlaşması (KGA) 2002 tarihinde kurulan uluslararası bölgesel güvenlik örgütüdür.
 
Rusya’nın, NATO’nun doğuya doğru yayılmasını önlemek, Afganistan’dan kaynaklanan sorunları en aza indirmek amacına hizmet için tasarladığı örgüttür. Üye ülkelerinin güvenliği için önemli ve ABD’nin bölgedeki nüfuz politikasına karşı bir kuruluştur.

Kazakistan ve Şanghay İş Birliği Örgütü (ŞİÖ): 1996’da ÇHC, RF, Kırgızistan, Tacikistan ve Kazakistan tarafından üye ülkeler arasında güvenin arttırılması, sınır bölgelerinin silahsızlandırılması ve bölgesel iş birliğinin teşvik edilmesi amacıyla “Şanghay Beşlisi” adıyla kuruldu.
 
Üye ülkeler: Çin Halk Cumhuriyeti, Rusya Federasyonu, Kırgızistan, Tacikistan, Kazakistan, Özbekistan, Hindistan, Pakistan.
Gözlemci ülkeler: Afganistan, Moğolistan, İran, Belarus.
Diyalog Ortağı Ülkeler: Türkiye, Azerbaycan, Sri Lanka, Ermenistan, Kamboçya, Nepal.
ŞİÖ ile Orta Asya güvenlik politikası dikkat çekici boyuta ulaşan Çin, askerî üsleri olmasa da bölgenin güvenliğini sağlayanı bir ülkeye dönüştü. Platform kapsamında 29 anlaşma imzalayarak var olan 14 sınır anlaşmazlığının 12’sini çözdü. Böylece Çin, Orta Asya ülkeleri ile olası anlaşmazlıklarını gidererek Doğu Türkistan sınırını güvence altına aldı.
Uluslararası terörle mücadelenin en önemli amaç olduğu 2004’te Taşkent Zirvesi’nde oybirliğiyle kabul edildi. Zirveyle ŞİÖ bünyesinde Taşkent merkezli Bölgesel Antiterör Ajansı, bölgenin terörizm ve uyuşturucu kaçakçılığıyla mücadeleyi yürüten bölgesel üst düzey güvenlik organına dönüştü.
2007’de Bişkek’teki 7. ŞİÖ Zirvesinde, ABD’nin tek kutuplu tutumu eleştirildi. ŞİÖ’nün eşit haklar, çok kutupluluk anlayışı üzerine inşa edildiği, blok çıkarının ve ideolojik bölünmelerin terk edildiği uluslararası bir düzeni desteklediği belirtildi. 11 Eylül sonrası ABD, ŞİÖ üyesi Orta Asya ülkelerinde askerî üs kurmaya başlayınca Rusya ve Çin’in bölgedeki güvenlik politikalarında değişim başladı.
Kazakistan’ın Ekonomik Kalkınmasında Çin’le İlişkiler
1978’de başlayan “Çin mucizesi”, Kazakistan’ın bağımsızlığını ilan ettikten sonra ülkede en önemli tesir bırakan gelişmelerdendir. Hele de Kazakistan’ın ilk yıllarındaki ekonomik sıkıntılara karşılık, ekonomik büyümesi istikrar içerisinde sürdürülürken enerji hammaddesi ve pazar ihtiyacı da artan Çin’in Kazakistan’a ilgisi üzerine ortaklıklar kaçınılmazdı. Bunlardan bazıları şöyledir: 
Enerji Alanında İş Birliği: Eylül 1997’de Çin devlet şirketi CNPC, Kazakistan’ın Aktobemunaygaz’ın %60 hissesini satın aldı ve Çin’in Orta Asya’da enerji varlığı yerleşti. Aynı yıl Çin ve Kazakistan arasında şu anlaşmalar imzalandı:
•    Kazakistan Cumhuriyeti ve Çin Halk Cumhuriyeti Arasında Petrol ve Doğal Gaz Alanında İşbirliği Anlaşması
•    Kazakistan Cumhuriyeti Enerji ve Maden Kaynakları Bakanlığı ile Çin Ulusal Petrol Şirketi Arasında, Kazakistan-Çin Boru Hattının İnşası ve Kazakistan Enerji Yataklarının İşlenmesi Nihai Anlaşması
 
2005’te CNPC, Kaz Munay Gaz, Petro Kazakistan şirketinin %33’lük hissesini satın aldı. 2013’te Kazakistan enerji sektöründeki Çin şirketlerinin payı %40’ı aştı. Gelecekte Kazakistan topraklarında doğal gaz ve petrol üretimindeki Çin payının %50’ye ulaşması beklenmektedir.
Ulaştırma Alanında İş Birliği: 2014’te Yeni İpek Yolu Projesi (İpek Yolu Ekonomik Kuşak) ve Deniz İpek Yolu projelerinin altyapısının oluşturması için proje kapsamında ayrılan 40 milyar dolardan Çinli şirketlerin ağırlıklı olarak Orta Asya ve ASEAN ülkelerinde benzer yatırımlarda yer almaya devam edeceklerini açıklamıştır.
Orta Asya’nın en büyük ticaret ortağı, yatırımcısı ve en büyük borç verici aktörü konumuna erişen Çin’in Orta Asya politikasının 4 stratejik temeli şöyledir:
“- Bölgenin Uygur aktivizminin üssü hâline gelmesini önlemek, Çin’in sınır dışı güvenlik sorunlarına müdahaleyi gerektirecek istikrar bozucu bölge hâline dönüştürmekten kaçınmak
- Orta Asya bölgesindeki hidrokarbon ve diğer doğal kaynak ve zenginliklerinin bir kısmını kontrol altına almak
- Kuzey ve Batı eksenli küresel Çin Pazarı stratejisi çerçevesinde Orta Asya’yı bu pazara entegre etmek”
Bu maksatla kurduğu ŞİÖ, zaman içerisinde güvenlik, siyaset ve ekonomi gibi tüm alanlarda Çin’in bölgeye yönelik politikasının temel aracı hâline geldi. Çin, ŞİÖ’ye ek olarak ekonomik açıdan bölgede nüfuzunu güçlendirecek bir proje olan Yeni İpek Yolu Projesini 2013 yılında gündeme getirdi.
 
Soğuk Savaş’ın bitmesiyle Orta Asya’daki en önemli aktör konumunu zorlayan Çin, ekonomik açıdan Rusya’yı geride bıraktı. Yeni İpek Yolu Projesi; 2013’te Çin Lideri Xi Jinping’in Eylül 2013’te Kazakistan’ı ziyaretinde Nazarbayev’e teklifiyle başladı.
“Bir Kuşak, Bir Yol” şeklinde Çin Lideri Xi Jinping tarafından dillendirilen Yeni İpek Yolu Projesi’nin Kazakistan’a dört ayrı istikametteki uzantısıyla yeni açılım ve ulaşım fırsatları yaratabileceği öngörülmekte olup bunlar şöyledir:
Yeni İpek Yolu ve Kuzey Uzantısı: Kazakistan için Avrasya Ekonomik Birliği (AEB) her şeyden önce ekonomik bir birliktir. Bu birlik sayesinde Kazakistan’ın sınırları, Avrupa’ya dayanmakta, doğudan gelen mallar engele takılmadan Avrupa pazarına ulaşacaktı. Buradan da anlaşılacağı üzere Avrasya Ekonomik Birliği (AEB), Astana için Yeni İpek Yolu’nun kuzey uzantısı olarak değerlendirilebilir.
Güney İstikameti-İslam Dünyası Ekonomik Bütünleşmesi: Yeni İpek Yolu projelerinde Hazar Denizi’nin güneyinde bulunan İslam dünyası, Yeni İpek Yolu’nun güney güzergâhını oluşturmaktadır.
Doğu İstikameti - Asya Ekonomik Bütünleşmesi: Kazakistan açısından Yeni İpek Yolu’nun anlamı sadece Çin mallarının Avrupa ve Orta Doğu’ya taşınmasında kendi topraklarından geçirmek değildir. Aynı zamanda ülkenin enerji kaynaklarını Çin’e ve ötesindeki Asya-Pasifik bölgesi ülkeleri ile Kuzey ve Güney Amerika’ya nakletmektir.
Batı İstikameti: Türk Dünyası Ekonomik Bütünleşmesi: Kazakistan’ın Batı istikametinde geliştirdiği Yeni İpek Yolu projesine Türk dünyası ekonomik bütünleşmesi adı da verilebilir.   Burada başat güç olarak Türkiye öne çıkmaktadır.
Ayrıca Güney Kafkasya’da stratejik konuma sahip olan Azerbaycan’ın da bu bütünleşme projesine ilgisi, Astana-Bakü-Ankara ekseninde güçlü bir işbirliği iradesini ortaya koymaktadır.
Kazakistan’ın Kalkınmasında Yeni Ulaşım Projesi “Nurly Zhol” ya da “Nurlu Yollar” Projesi: Toplam maliyetinin 9 milyar doları bulacağı söylenen, bu büyük ülkedeki ulaştırma hatlarını zenginleştirip, modernleştirmeyi öngören çok önemli bir ulaştırma ve uygarlık projesinin gerçekleştirilmesine de başlanmıştır.
 

Sonuç: Nazarbayev’in Liderliğinde Kazakistan
, Kazakistan’ın Avrasya’da önemli bir güç ve uluslararası arenada saygın bir ülke hâline gelmesinde baş aktör olan, ikna gücü ve saygınlığıyla “arabulucu lider” hâline gelen Kazakistan Cumhuriyeti’nin kurucusu ve ilk Cumhurbaşkanı Nazarbayev’in, arkasında bıraktığı oldukça derin çizgilerden oluşan izlerden bazıları şöyledir:
“- Nazarbayev liderliğinde Kazakistan, komşuları ve bölge ülkeleriyle barış içinde yaşama anlayışını pekiştirerek uluslararası alanda ağırlığını artırmayı hedefleyen faaliyetlerde bulunmuştur.
- Sosyal ve kültürel uyumda artışın yanı sıra ekonomisi de gelişen Kazakistan, Nazarbayev liderliğinde nükleer silah kapasitesinden vazgeçerek uluslararası güvenliği güçlendirme iradesini ortaya koymuştur.
- Nazarbayev’in önerisiyle Asya’da İşbirliği ve Güven Arttırıcı Önlemler Konferansı (CICA) süreci hayata geçirilmiştir.
- Uluslararası çevrede saygınlığı artan Kazakistan, 2017-2019 döneminde BM Güvenlik Konseyinin geçici üyesi seçilmiştir.
- Kazakistan’a ilaveten Türk dünyasının da lideri görülen Nazarbayev, Türk dünyasını birleştirmek için önemli girişimlerde bulunmuştur.
- ‘Türk dünyasının Aksakalı’ Nazarbayev’in liderliği Türkiye’nin Kazakistan’la ikili ilişkilerin geliştirilmesinde ve Türk Konseyinin kurulup gelişmesinde büyük rol oynamıştır.
- Türk Konseyinin fikir babası olan Nazarbayev, 1992’den bu yana 15 Türk Devlet Başkanları Zirvesinin tümüne katılarak, Türk Konseyinin pek çok projesine öncülük yapmıştır.
- Akademik ve entelektüel çalışmalarıyla da öne çıkan Nazarbayev, Kazakistan’ın tarihi, Türk halklarının yaşadıkları büyük bozkırlar ve insanlığın ortak mirasına yaptıkları katkılardan bahsettiği ‘Büyük Bozkırın Yedi Özelliği’ başlıklı bir makale de yayımlamıştır.
 
- Türk devletleri arasındaki etkileşime katkı sağlaması amacıyla ülkesinin Latin alfabesine geçişinde de önemli rol oynamıştır.
- Nazarbayev’in liderliğindeki Kazakistan, ‘Baykonur’ tesisleriyle dünyanın en büyük uzaya füze fırlatma rampasına sahiptir.
- 9 milyondan fazlasının Kazak (%58.9), 4 milyon Rus (%25.9); %60’ı Müslüman, %30’u Hristiyan ve 120 etnik kökenli ülkede sadece 39 bin kişilik düzenli ordu mevcuduna karşılık, Türkiye’nin 3 katını aşan büyük bir coğrafyada, bazı küçük iç sorunlar dışında ve “Ver kurtul.” yapmaksızın hem ülke güvenliğini ham de ekonomik kalkınmasını sağlamayı başarmıştır.
- Yani Nazarbayev’le Kazakistan; ülkedeki çok sayıda etnik yapıya, din ve mezhep olarak homojen yapıdan uzak olmasına, emperyal güçlerin aç gözlerle baktığı doğal gaz ve petrole sahip olmasına, nüfusunun ve silahlı kuvvetlerinin azlığına rağmen coğrafi olarak büyük bir ülkede yurt içinden ve yurt dışından gelebilecek hemen her türlü güvenlik sorunlarının üstesinden gelmiştir.
- Sadece güvenlik sorunları giderilmekle kalınmamış, ülkenin ekonomik kalkınması için de gereken her mantıklı ve yararlı yollar devreye sokulmuştur.
- Tüm bunlar yapılırken ülkenin özelliğinin yitirilmemesi, geleneklerin yaşatılması, ‘fincancı katırlarını ürkütmeden’ Türk dünyası ile bağların güçlendirilmesi de sağlanmıştır.”
Nazarbayev’in Türk dünyasının ve yerkürenin sorunlarına yaklaşımları, çözüm arayışları, bilgeliği, uzlaşmacılığı ve saygınlığı ile 21. yüzyılın en önemli liderleri arasında seçkin bir yere ulaşabileceği yukarıda özetlenen hususlarla bile açıkça anlaşılabilmektedir.
Kazakistan ve Türk dünyası için yapılanların tamamı, Nazarbayev’in hem bir “hesap kitap adamı” yani stratejist ve planlamacı hem de pragmatik bir lider olduğunu göstermektedir. 30 yıllık cumhurbaşkanlığına bu yıl veda eden Nazarbayev; sadece Kazakistan’ın bugünü ve geleceğinin “Unutulmaz lideri” değil, aynı zamanda Türk dünyasının da unutulmaz «bilge aksakalı» olarak tarihte altın sayfalarla yer almayı fazlasıyla hak etmiştir.