Bulgaristan Türklerinin Türkiye’ye Zorunlu Göçü (1950-1951)

18 Ocak 2021 11:56 Elmas ŞİMŞEK
Okunma
967
Bulgaristan Türklerinin Türkiyeye Zorunlu Göçü (1950-1951)

Bulgaristan Türklerinin Türkiye’ye Zorunlu Göçü (1950-1951)
Elmas Şimşek
1923-1949 Arası Göçmen Politikası
Türkleri Balkanlar’dan tamamen çıkararak, bir Slav Bulgar Devleti kurmak amacıyla Rusya tarafından başlatılan Osmanlı-Rus Savaşı (1877-1878) ile Bulgaristan’dan kitlesel göç hareketleri görülmeye başlamıştır. 1878-1912 yılları arasında Bulgaristan’dan 350 bin Türk göç etmek zorunda kaldı. Savaş sonrası göç hareketinin hızlanmasıyla 1885 ile 1923 yılları arasında Bulgaristan’dan Türkiye’ye toplam 500 bin kadar Türk göç etmek zorunda kalmıştır. Cumhuriyet’in inşasıyla birlikte Bulgaristan’dan gelen göçmen meselesi belli bir çerçeveye yerleştirmek amacıyla bazı girişimlerde bulunulmuş ve hükûmetin çabalarıyla Bulgaristan ile 1925’te antlaşma yapılarak göç işleri belli bir düzene girmiştir. Bulgaristan’da yaşayan Türklerin göç etme isteğinin 1933’ten itibaren yoğunlaşmaya başladı görülmektedir. (Pınar, 2014: 64)
19 Mayıs 1934 tarihinde ise Bulgaristan’da faşist darbe yapılmış ve bu dönemde Bulgaristan’ın etnik bir yapı oluşturma yönünde bir politika izlemesinin bir sonucu olarak Türk hükûmeti bölgede yaşayan soydaşlarını planlı bir biçimde Türkiye’ye getirilmesi kararı almıştır. Cumhuriyet’in ilanından sonraki ilk on yılda Bulgaristan’dan Türkiye’ye gelen göçmenlerin miktarı 101 bin 537’dir. (Çolak, 2013: 117)
İkinci Dünya Savaşı yıllarında Bulgaristan’da mevcut nüfusun azalması Bulgar hükûmetinin ülke dışına çıkışları yasaklanması neden olmuş, bu durum ise Türkiye’ye gelen göç akşını yavaşlatmıştır. 1940-1949 yılları arasında, Bulgaristan’dan gelen göçmenlerin sayısı, on yıllık dönemde yılda ortalama 2 bin 100 kadar göçmen gelmiştir. Halkın Slav olduğu ve Komünist Partinin kuvvetli bulunduğu Bulgaristan’da daha savaş sırasında Bulgar Çiftçi Partisi Lideri Nicolas Petkov, faşist yönetimi yıkarak sosyal demokrat, radikal sosyalist, çiftçiler ve komünistlerden oluşan bir Anavatan Cephesi kurulmuştur. (Sander, 1969: 29) 1942 yılında kurulan bu Vatan Cephesi, Bulgaristan’da yaşayan halk için bir umut olmuştur. Artık faşist yönetiminin yaptığı baskının son bulacağına inanmışlardı. Fakat Vatan Cephesinin başa gelmesi ile baskı ve şiddet daha da artmıştır. Özellikle bu tarihten itibaren, Bulgaristan’da yaşayan Türkler için yaşam bir eziyete dönüşmüştür.
Bulgaristan komünist yönetimi bölgede yaşayan Türklerden ağır vergiler almaya başlaması; köyde üretim yapan Bulgar Türklerinin ürettikleri ürünlerin önemli bir bölümünü devlete vermesi için baskı yapması; Türk çocuklarını Truduvak adı verilen işçi asker taburlarına alınarak ağır işlerde kullanılması ve okul çağındaki çocukları alıp Brigadir adı verilen kısa süreli işçi taburlarında çalıştırılması üzerine bu eziyete daha fazla dayanamayan Bulgaristan Türkleri, 1947-48 yıllarında Türk hükûmetinden yazılı olarak yardım talebinde bulunmaya başlamıştır. (Değerli ve Karakuzu, 2016: 315)
Bulgaristan Türklerine, komünist yönetim tarafından yapılan bu zulüm ve baskıya şahit olan Mehmet Şakir adında bir kişi, Başbakan Şükrü Saraçoğlu’na hitaben yazdığı mektupta, “Bulgaristan hükûmetinin Türkiye’ye göçmek isteyenlerin yanlarına kişi başına bir gömlek, şapka, palto ve çorap dışında para ve eşya almalarına izin vermediğini” belirtmiştir. Bulgar Türklerinin, Türkiye’den yardım talebi Bulgaristan tarafından büyük bir tepki ile karşılanmıştır. Vize için Türk elçiliklerine giden vatandaşlarını elçilikten çıkar çıkmaz tutuklamıştır. (Değerli ve Karakuzu, 2016: 318)
Bu olaydan sonra Türkiye ile Bulgaristan ilişkileri gerginleşmiştir. Ama asıl gerginliği had safhaya çıkaran olay ise Bulgar teröristlerin 1948’de iki Türk uçağına ve Filibe’deki Türk Konsolosluğuna saldırı düzenlemesi olmuştur. Bu olay sonrası Türkiye ve Bulgaristan karşılıklı olarak askerî ataşelerini sınır dışı etmiştir.
Bölgede yaşayan Türkler, Bulgarlaşma tehlikesi ile karşı karşıya olduklarını ve mevcut yönetiminin kendilerine baskı ve zulüm yaptıklarını öne sürerek, Türk Elçiliğine birçok defa Türkiye’ye göç izni için başvurmuştur. Bunun üzerine Cumhuriyet Halk Partisi, Bulgaristan’dan gelen bu göçmen krizine bir çözüm bulmak için Çanakkale Milletvekili İhsan Karesioğlu’dan bu konunun aydınlatılması için bir rapor düzenlenmesini istedi. Düzenlenen raporda Bulgar hükûmeti tarafından Pomakların isimlerinin değiştirildiğini, Türk kadınlarına şantaj yapmak için elbiselerinin çıkartılarak çıplak bir şekilde resimlerinin çekildiğini, kendilerine karşı direnenleri de öldürdüklerini belirtilmiştir. (Pınar, 2014: 65) Düzenlenen bu rapordan sonra CHP yönetimi bu göçmen meselesinin çözülmesi adına 31 Mayıs 1947 tarihinde bir hazırlanan bir kararnameyi kabul etmiştir. Kararnamenin amacı, yıllara yayılacak göçün Türkiye ekonomisine büyük yük getirmemesiydi. Hazırlanan plana göre, Türkiye’ye yerleştirilecek göçmenlerin üretim yapması sağlanarak hem kendilerine hem devlet ekonomisine katkı sağlamaları planlanmaktaydı. Kararname ile Bulgaristan’dan gelen göçmenler aynı zamanda serbest göçmen vizesi ile Türk vatandaşlığına kabul edilmiştir. (Çolak, 2013: 120)

1950-1951 Arası Göçmen Politikası
1950 yılına gelindiğinde ise Türkiye’de seçimler olmuş ve iktidara Demokrat Parti (DP) geçmiştir. DP, CHP’den farklı olarak bir göçmen iskân politikası yürüterek, daha aktif bir yol izlemiştir. DP’nin Cumhurbaşkanı Celal Bayar bu konuda: “Bulgaristan’ın bütün göçmenleri Türkiye’ye göndermesi durumunda dahi hükûmet olarak göçmenlere sahip çıkılacağını” ifade etmiştir.
Türkiye’nin İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra açık bir şekilde Amerika’nın yanında yer alması, Sovyet Birliği için hep rahatsız edici olmuş: Özellikle DP’nin iktidarının ilk yıllarında Kore Savaşı’nın patlak vermesi ve iktidarın bu olayı NATO’ya dâhil olmak için bir fırsat olarak görmesi neticesinde, Kore’ye 4 bin 500 asker gönderilme kararı almıştır. Bu karar Sovyet Birliği’ni çok rahatsız ettiği gibi, Bulgaristan’da da büyük bir tepki ile karşılanmıştır. Türk-Bulgar arasındaki ilişkiler Bulgaristan’a komünist bir yönetim kurulmasından itibaren bozuk olan ilişkiler: 1949 yılında karşılıklı sınır ve casusluk olayları ile daha da gerginleşmiştir. Bu sebepten dolayı Bulgar hükûmeti 1950 yılının ilk aylarından başlayarak Türk azınlığa çıkış vizesi vermeye başlamış, bu sayı ocak ayından 860 iken, Ağustos’ta 7 bine yükseldi. Türk hükûmeti bütün mal ve mülklerini ellerinden alınmış şekilde beş parasız sınıra yığılan bu göçmen kitlesini Türkiye’ye almak istememesi Bulgar-Türk ilişkilerini kesme noktasına getirmiştir. (Sander, 1969: 74)
 DP iktidarının 1950 Haziran’ında patlak veren Kore Savaşı’na bir gönüllü tugayı gönderme kararı Bulgaristan’ı kızdırmış: Bulgaristan, Türkiye’yi cezalandırmak ve ekonomisini sarsmak üzere 10 Ağustos 1950 tarihinde Türkiye’ye bir nota vermiştir. Notada, Bulgaristan’da yaşayan Türk azınlığının büyük bir kısmının Türkiye’ye gitme arzusunda olduğunu ve bu isteğinde Türkiye-Bulgaristan arasında yapılan 1925 Antlaşması’na da uygun olduğu belirtilerek: 250 bin Türk’e vize vermeyi kararlaştırılmış olduğunu, 3 ay içinde Türk hükûmetinin, 250 bin Bulgar Türk’ünü sınırlarının içine alması zorunluluğunu ifade etmiştir. (Milliyet, 12 Ağustos 1950: 1-5) Buna gerekçe olarak da DP hükûmetinin Bulgarlara karşı yürüttüğü düşmanlık propagandasının, Bulgaristan Türklerinin üzerinde olumsuz bir etki yarattığını söyleyerek, içlerinde tarımla uğraşan Türk işçilerin çalışmalarını durdurmaya sebebiyet verdiğini ve bu durumunda Bulgaristan’ın yıllık üretimini düşürdüğünü öne sürmüştür. (Pınar, 2014: 66)
Ayrıca notada sayıları 250 bin olan göçmenlere beyannameler dağıtıldığını hatta bunlardan 54 bin kadarına memleketi terk için vize verildiğini belirtilerek, Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetinin antlaşmada bulunan taahhütleri yerine getirmediğini iddia edilmiştir. (Ayın Tarihi, 22 Ağustos 1950: 41)

Bulgaristan Notasının Türkiye’de Yankısı
Sovyetlerin, Balkanlar’daki sadık müttefiki olan Bulgaristan’ın 250 bin Türk’ü Türkiye’ye göç etmeye zorlaması, Türkiye’de Sovyetlerin Türkiye’ye karşı yürüttüğü düşmanlık politikasının bir parçası olarak görülerek, Türkiye’nin Kore’ye askerî kuvvet gönderme kararından caydırmak amacı ile yapıldığı düşünülmüştür. (Sander, 1969: 70) Diğer bir düşünceye göre ise, Bulgaristan’ın Türkiye’de meydana gelen siyasi iktidar değişikliğinde, yeni hükûmeti sıkıntıya sokmak amacında oldukları belirtilerek Türkiye’yi ekonomi yönden zayıflatma amacı güdüldüğü ifade edilmiştir. (Altuğ, 1966: 847)
Bulgaristan tarafından, Türkiye Sofya Elçiliğine verilen nota, Fuad Köprülü’nün eline geçerek, notanın daha tetkik aşamasında olduğunu ifade ederek, şu an bir şey söyleminin erken olduğunu belirterek, notada kullanılan dil ve üslubun diplomatik nezaketten uzak olmakla birlikte yine iftiralarla dolu olduğunu ve Sofya hükûmetinin iyi komşuluk niyeti beslediğini gösteren en küçük ifade olmadığını da eklemiştir. (Zafer, 28 Eylül 1950: 1-4)
 Adnan Menderes Ankara’ya giderken, gazetecilerin nota hakkında sordukları sorulara cevaben, hükûmetin bu nota hakkında gereken cevabı vereceğini fakat Bulgaristan’ın notada 3 ay gibi kısa bir sürede 250 bin kişiyi alacaksınız demesinin, Türkiye’ye bir emrivaki yaparak zora sokmak istediğini ve bunun hiç dostane bir davranış olmadığını, 250 bin kişilik bir göç kitlesinin kabul edilmesi bugünkü dünya şartları içinde zengin devletlerin bile harcı olmadığı ifade ederek, gelecek olan soydaşları için ellerinden gelen her şeyi yapacaklarını söylemiştir. Başbakanın yanında bulunan Fuat Köprülü ise, “Bugün Demirperde gerisinden, hür milletlere karşı bir sinir harbi yapılmaktadır. İnsanlar ne kadar sinirlerine hâkim olurlarsa maddi tehlikede o kadar uzaklaşır. Son günlerde Kore meselesi ve Bulgar notası ele alınarak bir nevi sinir harbi başlamıştır. Amaç huzursuzluk çıkarmaktır. Ama emin olun yakın bir tehlike mevcut değildir ve hükümet daima uyanık ve tetiktedir.” demiştir. (Cumhuriyet, 19 Ağustos 1950: 1-4)
Mecliste söz alan Sinop Milletvekili Server Somuncuoğlu ise Bulgaristan’ın bu kararının Kore meselesi ile alakası olmadığını düşünmenin saflık olacağını, Kore’de; “Melâneti yürüten zihniyet, Sofya’yı pençesinde tutarak Türk milletine kasti olarak bu hareketi ika etmiştir.” diyerek bu meselenin ardında Rusya’nın olduğunu söylemiş, Türkiye-Bulgaristan meselesin hiç de basit bir mesele olmadığını ve meselenin Türk- Bulgar meselesi ile alakası olmadığını belirterek bu olayı “Kansız bir Kore” olarak ifade etmiştir. (TBMM Tutanak Dergisi, Dönem: IX, Birleşim: 26: 55,56)  
Milliyet gazetesi ise Bulgaristan’da ki durum hakkında alınan habere yer vererek şunları kaleme almıştır, Bulgaristan’da yaşayan Türklere her türlü işkence yapılmakla birlikte göçe tabi tutulan Türklerin, mallarının satın alınmaması için Bulgar hükûmeti tarafından emir verildiğini, hatta kendilerine baskı ve şiddet uygulanarak mallarını feragat ederek, Bulgaristan’da bırakmaya razı olduklarına dair ellerinden senetler alındığı ifade etmiştir. (Milliyet, 23 Ağustos 1950: 1-5)
Anadolu gazetesi ise; “Bulgar notası ve hükûmete tavsiyemiz” başlıklı yazısında: Bulgaristan’dan şu zamana kadar iyi bir komşuluk göremediklerini, Türkiye’ye gönderdikleri 250 bin Türk’ü, ülkeyi zora sokmak istemekten başka hiçbir nedeni olmadığını, Bulgaristan’ın Moskova damgası taşıyan bir ülke olduğunu, bu planı yaptıranında Moskova olduğunu belirterek, Bulgaristan’da yaşayan Türklerin sayısının 250 bin değil 800 bin olması gerektiğini, geride kalan Türklere ne olduğunu sorarak, hükûmetin bu konuda çok dikkatli davranması gerektiğini ifade etmiştir. (Ayın Tarihi, 22 Ağustos 1950: 64)
Ali Naci Karacan ise, Türkiye’nin en büyük şansızlıklarından birincisinin Sovyet Rusya ile ikincinin ise Bulgaristan Devleti ile komşu olması olduğunu belirterek, bu komşuluğun yıllar boyunca Türkiye’nin can ve mal kaybına neden olduğunu, Bulgaristan’ın millî geleneğinin, Türk düşmanlığı, Türk’ü arkadan vurma politikası üzerine kurulduğunu, Bulgaristan tarafından verilen bu notanın da bu amaçla verildiğini, tek amacın Türkiye’yi zayıflatmak ve yıkmak olduğunu ifade etmiştir. (Milliyet, 24 Ağustos 1950)
Türkiye’nin Sofya Elçisi Şefkati İstinyeli, bu konu ile ilgili gazetecilere verdiği beyanatta: hükûmetin bu konu hakkında hassasiyetle duracağını, şu an en büyük derdinin Bulgaristan’da yaşayan ırkdaşlarına bir şey olmaması olduğunu belirterek, Bulgaristan’da yaşayan Türklerin sayısının 250 bin değil 850 bin olduğunu ifade etmiştir. (Milliyet, 13 Ağustos 1950)
 Abidin Daver ise konu ile ilgili, Bulgaristan’ın 250 bin Türk’ü acil bir şekilde Türkiye’ye kabul edilmesi talimatını vermesi, Kızıl Bulgar hükûmetinin, Türkiye ile yavuz hırsız rolü oynamak istediğini, verilen notada şiddetli bir protesto karıştırmasından bunun anlaşıldığını, notada sanki Bulgaristan’daki Türk soydaşlarını, Türkiye’ye göç etmeği serbest bırakmışlarda, Türkiye kabul etmemiş gibi, bir dil kullanılmasının, gülünç olduğunu söyleyerek, gelen soydaşlarının tabii ki geri çevirmeyeceklerini, ellerinden geleni yapacaklarını ifade etmişlerdir. (Cumhuriyet, 12 Ağustos 1950: 1-3)
 Bulgaristan’daki Türk nüfusunun yıllara göre dağılımı Balkan sorunları uzmanı Prof. Wolff‘a göre özetle şöyledir: 1940 yılından önce 600 bin Türk olduğunu, Güney Dobruca’nın Romanya’dan Bulgaristan’a geçmesi ile bunlara 150 bin daha katıldığını, 1950’lilere gelindiğinde bu sayı 750 bini bulduğunu belirterek: Türk kaynaklara göre ise Türk olarak kabul edilen Pomaklarla birlikte bu sayı, yine aynı yılda 900 bin ile 1 milyon civarında olduğu belirtilmiştir. (Oran, 2001: 72) Bulgaristan’ın notasında belirtilen, 250 bin Türk olduğuna dair verilen sayısı çürük bir tez olarak karşımıza çıkmaktadır. Kasım Gülek’in göçmen davası hakkında; Türkiye üzerinde politik baskı yapmak maksadıyla Türkiye’ye bir anda ve kısıtlı bir zaman zarfında gönderilen Türk soydaşlarımızla bütün dünyanın ilgilenmesi gerektiğini, meselenin sadece Türkiye işi değil, bir dünya işi olarak görülmelidir diyerek, Türkiye’nin bu konuyla çok yakından ilgilendiğini belirterek Türkiye’nin bu davayı politika üstünde millî bir dava olarak ele aldığını belirtmiştir. (Ulus, 2 Ekim 1950: 1-3)
Mümtaz Faik Fenik “Bulgaristan’daki Türklerin Tehciri” başlığı altında kaleme aldığı yazısında, Bulgaristan’ın Türkiye’ye sunduğu bahanelerin hiçbirisinin gerçeğe dayanmadığını Bulgaristan hükûmetinin tek amacının Türkiye’de hoşnutsuzluk çıkarmak ve zora sokmak olduğunu belirtmiştir. (Zafer, 12 Ağustos 1950: 1-8) Bir İngiliz dergisi ise konu hakkında özetle şu ifadelere yer verilmiştir: Bulgar hükûmetinin verdiği karar alicenaplık maskesi altında komünist hilesinin bariz bir delili olduğunu ifade etmiştir. (Zafer, 14 Eylül 1950: 1-4) Bulgaristan notası, Türk yönetiminde ve kamuoyunda büyük bir tepki ile karşılanmakla beraber, bu notanın Sovyet Rusya emri ile gönderildiği fikri bütün çevrelerce kabul görmekteydi. Özellikle Bulgaristan’ın notada kullandığı üslup Türkiye’yi bir çıkmaza sürüklemek istediğini açık bir şekilde ifade edildiğini, gelecek olan 250 bin Türk’ün her ne şartla olursa olsun mağdur olmaması, ülke için bir millî görev olarak görülmüştür.

Türkiye – Bulgaristan Arasında Diplomasi Trafiği
Menderes hükûmeti 10 Ağustos 1950 tarihinde Bulgaristan’dan aldığı notaya karşılık olarak 28 Ağustos tarihli cevabi notada: Bulgaristan hükûmetinin notada kullandığı dilin diplomatik ilişkilerde kullanılan nezaketten yoksun olması kınanmakla birlikte, Bulgaristan’da yaşayan Türk azınlığın durumu endişe verici olduğu, 250 bin kişinin kitle bir şekilde Türkiye’ye göç etmek istemesinin Bulgaristan’ın yaşam şartlarının ne kadar düşük olduğunun bir göstergesi olduğunu, 1925 Antlaşması’nın 2. maddesine göre Bulgaristan’dan Türkiye’ye, Türkiye’den Bulgaristan’a göç edecek kişilerin mal ve mülkleri memleket dışına çıkarmada engel olunmayacağı konusunda bir ibare bulunduğunu fakat Bulgar hükûmetinin bu maddeye rağmen göçmenlerin mal ve mülklerini dışarı çıkarmasına müsaade etmediği ifade edilmiştir. Notanın devamında ise Türkiye’nin ırkdaşlarını her zaman kabul etmeye hazır olduklarını fakat 3 ay gibi kısa bir sürede bunun imkânsız olduğunu, Bulgaristan eğer insan haklarına aykırı bir şekilde bu tehciri yapmayı sürdürürse Türk hükûmetinin bu konuyu milletlerarası kurumlara başvuracağını ifade etmiştir. (Pınar, 2014: 68)
 Notada üç ay gibi kısa bir süre içinde 250 bin Türk’ü kabul etmek istememesinin sebeplerinden: Birinci neden; Türkiye’ye gelecek göçmen kitlesinin taşınabilir mallarını yanlarından getirmemesi sonucu beş parasız olan bu kitlenin Türk ekonomisine büyük bir yük olmakla birlikte, toplumsal sorunlara da yol açması; ikincisi neden ise; Türk hükûmetinin, gelen göçmen arasına sokulacak şüpheli komünist ajanlarını ayıklamak için belli bir zamana ihtiyaç duymasından dolayı sürenin kısa olduğunu ve bu süre içinde bu kitlenin Türkiye’ye alınmasının olanaksızlığını belirtilmiştir. (Oran, 2001: 75)
 Ali Naci Karacan ise kaleme aldığı yazıda göçmenler hakkında, Bulgar Türkleri her ne kadar öz topraklarından zorla sökülerek mallarını mülklerini bırakması büyük talihsizlik olsa da Türkiye sınırlarını içlerine girmeleri onlar için bir selamet sebebi olduğunu, bu durumun Türkiye içinde bir nimet sayıldığını belirterek, Türkiye’nin verimli topraklara sahip olduğunu fakat bu toprakları işleyecek kafa ve kol gücünün olmadığını ama gelen soydaşlarının bu konuda tecrübeli olduğu ifade ederek, Türkiye için bu olayın felaket değil, hayır olduğunu vurgulamıştır. (Milliyet, 4 Ekim 1950: 1-5)
Zafer Gazetesi Başyazarı Mümtaz Faik Fenik, kaleme aldığı yazısında, Bulgaristan notasında kullandığı dilin nezaketten yoksun olduğunu hatta küstahça olduğunu ifade ederek, verilen notanın birinde orada yaşayan Türklerin çok huzurlu ve olduğunu yazarken, diğer bir notada, 250 bin Türk’ün hepsinin Türkiye’ye göç etmek istediği belirtmiş, çelişkili ifadeler kullandığını ve Bulgarların amacını şöyle sıralamıştır: (Zafer, 24 Eylül 1950: 1-4)
1.    Bulgaristan’daki Türkleri göçe zorlayarak onların mallarına, mülklerine oturmak
2.    Bulgar Türklerin arasına Kıptileri sokarak Türkiye’nin başına bela etme
3.    Bir takım kızıl ajanları da Türkiye’ye girmesini sağlayarak, beşinci kolu faaliyete geçirip, tahrikler tapmak
4.    250 bin bir kitleyi Türkiye’nin kısa zamanda kabul etmesi gibi bir emrivaki yaparak Türkiye’yi büyük bir yükün altına sokmak.
Bulgaristan’dan Türkiye’ye kaçarak gelen, genç bir Bulgar mebusu olan Emil Antonof, kendisi ile görüşen Ankara Ajansı muhabirine, Bulgaristan’ın orada yaşayan Türk azınlığının istememesinin sebebi, Bulgar hükûmetinin birkaç seneden beri harbe hazırlanmakta olduğunu belirterek, Rusların bir harp meydana geldiğinde Bulgaristan’ı diğer peyklerin öncüsü olarak kullanmak istediğini, bu yüzden Türk azınlığın çıkarılmasının bununla sıkı sıkıya bir bağı olduğunu ifade etmiştir. (Cumhuriyet, 23 Eylül 1950: 1-3)
 22 Eylül 1950 tarihinde Bulgaristan, Türkiye’ye yeni bir nota vermiştir. Verilen notada, Türk makamlarının ve Bulgaristan’daki Türk Konsolosluklarının, göç etmek isteyen göçmenlere zorluklar çıkardığı, Türk azınlığının feci durumda bulunduğuna dair Türk hükûmeti’nin iddialarını yalan olduğunu belirtmiştir. Özellikle 9 Eylül tarihinden sonra Türk azınlığın eğitimi için okullar yaptırıldığını, kütüphaneler açıldığını ve meclislerde görev alarak Türklerin haklarını savunan milletvekillerinin olduğunu belirtmiştir. Bulgar hükûmeti, Türk hükûmeti’nin bütün iddialarının amacının göçmenleri kabul etmemek adına bahane olduğunu vurgu yapmıştır. Türk hükûmetinden, 3 ay içinde Türkiye’ye göç etmek isteyen Türk azınlığının hiçbir ayrım yapılmadan kabulünü istediğini, aksi takdirde anlaşmaya aykırı hareketten ve güçlük çıkartılmış olmasından dolayı doğacak bütün sorumluluğun yalnız ve yalnız Türk hükûmetine ait olacağını ifade etmiştir. (Değerli ve Karakuzu, 2016: 317) Bu verilen en ilginç yönü Türkiye’de yaşayan Bulgar, Yunan ve Ermenilere Türkiye’nin insafsızca davrandığını iddia edilerek bir “Rum Tehciri”nden bahsedilmektedir. (Sander, 1969: 76)  
Türkiye bu; İkinci Bulgar notasına cevabı 16 Ekim 1950 tarihinde vermiş ve notaya bir de muhtıra eklenmiştir. Türkiye’nin 1925 Anlaşması’nın 2. maddesinin 3. fıkrasında öngörülen ve göçün ne şekilde yapılacağını ve mali yönlerini kapsayacak olan anlaşmayı yapmak için hazır olduğu belirtilerek: Notada ek verilen muhtırada ise Bulgar iddialarının aksine, Türk-Rum ahali mübadelesinin tek taraflı tehcir hareketi olmadığı, bunun Türkiye ile Yunanistan arasında Lozan’da imza edilen bir anlaşma sonucunda yapılmış bir mübadele olduğu belirtilmekle, Ermeniler hakkındaki iddiaları reddetmiştir. (Sander, 1969:76- 77)
Türkiye ile Bulgaristan arasında geçen bu nota trafiği devam ederken, Türkiye’ye gelen göçmenler arasında, Komünist Bulgar tarafından gönderilen ajanları ve Türk olmayanları ayırmaya çalışmaktaydı. Gelen göçmenin arasında vizesiz olarak geldikleri için Bulgaristan’a iade edilen göçmenlerin, Bulgarlar tarafından kabul edilmemesi üzerine Türkiye hükûmeti ayın 17’sinde Bulgar sınırı kapatılmıştır. Türk- Bulgar sınırının kapatılması üzerine, Bulgar Hükümeti sınır boyunca birçok muhacirin yığıldığını öne sürerek Türk hükûmeti tarafından bu konuda görüşme talebinde bulunmuştur. Türk-Bulgar sınırında bir protokol imzalanmış ve Türk hükûmeti Çingene ve diğer vize almayanlar dışında kalan Türklerin sınırdan geçmesine izin verdi. (Cumhuriyet, 21 Eylül 1950)
 Türkiye İçişleri Bakanı Rükneddin Nasuhi oğlu beraberinde getirdiği heyet ile birlikte Edirne’deki göçmen evine ziyaret ederek incelemelerde bulunmuş ve Edirne’de göçmen evinde 1684 göçmen ve 1149 vizesiz gelen Kıpti bulunduğunu ifade etmiştir. (Vatan, 27 Eylül 1950: 1-4) Bu vizesiz Kıptilerin iadesi için Bulgar sınırında, Türkiye ve Bulgar temsilcileri bir araya gelmiş: Türk temsilcileri vizesiz olanların geri alınmasını talep etmiştir. Fakat Bulgarlar bu vizesiz göçmenleri kabul etmeyeceklerini belirterek, Kapıkule’ye kamyonla Çingene yığmaya devam etmişlerdir. (Yeni Sabah, 4 Ekim 1950: 1-7)
Bulgarlar, Ruslara hizmet etmek amacıyla Türkiye’ye gelecek göçmenlerin arasına komünist ajanlar yerleştirmede ısrarcı olmuştur. Bunların birçoğu amaçlarında muvaffak olarak Türkiye sınırları içine sahte vizeler ile girmiştir. Özellikle ajanların Çingenlerden seçildiğini belirtilerek, bunun sebebinin ise Çingenlerin Bulgaristan’da Türk köylerine yakın olan yerlerde yaşamakta olduklarını, bunların Türkçe konuştuklarını, Türk örf ve âdetlerine hâkim olduklarını belirtilerek, Bulgaristan’ın bu yüzden amaçlarına ulaşmak adına Çingeneleri kullanmayı tercih etmekte oldukları belirtilmiştir. (Cumhuriyet, 25 Eylül 1950: 1-3) Özellikle sınırda bu ajanların komünist propagandası yaptığı bilgisi, Demokrat Partide büyük bir telaşa neden olmuştur. Hükûmet bu zararlı faaliyetlerin önüne geçmek adına “La Bulgarie ve Bulgaria” adlı iki derginin Türkiye’ye girişini yasaklanmıştır: Bakanlar Kurulu kararı ile de Marko Marçevski’nin Mavi Kayalar romanı ile Bulgaristan okullarında okutulan Tabiat Bilgisi kitaplarının ülkeye girişi de durdurmuştur. (Pınar, 2014: 70)
Tüm uyarılara rağmen Bulgaristan Türkiye’ye Çingene, Kıpti gibi Türk olmayan kişileri göndermeye devam etmesi üzerine, Türk hükûmeti bu kişileri trene bindirerek Bulgaristan’a göndermiştir. Fakat Bulgaristan vizesiz kişilerin bulunduğu treni, Bulgar sınırında asker bekleterek kabul etmemiş ve geri çevirmiştir. Bunun üzerine 7 Ekim tarihinde Türk hükûmeti Bulgaristan vizesizleri kabul edene kadar, geliş gidişleri kapatma kararı almıştır. (Zafer, 8 Ekim 1950)
Türk sınırını kapatılması üzerine Fuat Köprülü; Bulgaristan’ın 1925 Anlaşması’na aykırı olarak sürekli Türk olmayan kişileri Türkiye’ye göndermekte ısrar etmesi üzerine, sınırın kapatıldığını ve bunun bir tedbir olduğunu belirterek şunları eklemiştir: “Türk aslından olmayanları Türkiye’ye cebren sokmak isteyenler bu hareketlerinde asla muvaffak olamayacaklarını anlayacaklardır.” (Zafer, 9 Ekim 1950: 1-4)
 Türkiye’nin Bulgar sınırını kapatma kararından sonra Bulgaristan, Türkiye’ye yeni bir nota göndererek, Türkiye’nin haber vermeden sınırı kapatması konusunda şikâyetçi olarak, Türkiye’nin bu kararından Bulgar makamlarının yeni haberdar olduklarını belirterek, Türkiye tarafından alınan bu kararın hemen feshedilmesi istenilmektir: Türkiye’ye girmek için bekleyen muhacirlerin, Türkiye tarafından kabullerinin geciktiği iddia edilerek, (Yeni Sabah, 13 Ekim 1950: 1-7)  Türk hükûmetinin keyfî bir karar ile sınırı kapatması üzerine, Bulgarların, Türkiye’de 131 tane yük vagonu kaldığını ve Türkiye tarafından bunların iade etmemesinin, Bulgar ekonomisine zararlar verdiğini ve bunun uluslararası hukuk kaidelerine aykırı olduğunu ifade etmiştir. (Akşam, 13 Ekim 1950)
Bulgarlar Türkiye’ye nota göndermekle kalmayarak, radyo aracılığı ile de Türkiye’ye saldırmaya devam etmiştir. Bir Bulgar radyosu Türkiye aleyhine şunları söylemiştir: Bulgar Türklerinin hicreti için Bulgar hükûmeti elinden gelen tüm kolaylığı gösterdiğini fakat Türk hükûmetinin sınırı kapatarak muhacirleri ortada bıraktığını iddia ederek, Bulgaristan’daki Türk Konsolosluğunun hicret etmek isteyen Türklere kapadığını, Türk muhacirlerinin içinde bulunduğu feci şartların sorumlusunun Türk hükûmeti olduğunu ifade ederek, radyoda Türk hükûmeti erkânından “Türk hükûmetinin çıtkırıldım beyleri” diye bahsetmektedir. (Ulus, 19 Ekim 1950: 1-3) Aynı zamanda Bulgaristan Türk Konsolosluklarının kapatılması için tahrikler başlatarak, bu tahrikler genelde Türk konsolosluklarının çokluğunu ve bunların birer casus şebekesi hâline geldiğini ifade ederek, bundan böyle bu kurumların Bulgaristan’da yeri olmayacağı belirtilmiştir. (Ulus, 24 Ekim 1950)
Türk Elçisi Feridun Erkin gazeteye verdiği demeçte; BM, Bulgaristan’dan Türkiye’ye ihraç edilmek istenen 250 bin Türk soylu Bulgaristan vatandaşı politikasının, yeni bir soğuk harbe neden olacağını, eğer bu konu derhâl müdahale edilmezse Türkiye Bulgaristan’ı insan haklarını ihlal etmeden, doğrudan BM’ye müracaat edileceğini bildirmiştir. (Vatan, 30 Ekim 1950: 1-4)




(2)




Bulgaristan’ın Türkiye Sofya Başkâtibi Sadun Terem ve Ailesine Uyguladığı Kötü Muameleye Türkiye’nin Tepkisi
Bulgaristan Türkiye’ye karşı olan düşmanlığını devam ettirerek, Türkiye Sofya Başkâtibi Sadun Terem eşi ve kızı ile Türkiye’ye gelirken, Svilengrad’da Bulgar askerleri tarafından tutularak eşyaları aranmış ve kurye evrakının mühürleri sökülerek açılmıştır. Türk hükûmeti milletlerarası hukuk ve diplomasiye uymayan bu tecavüzü hemen Bulgar Dışişleri Bakanlığına 2 Mart 1951 tarihinde, sert bir nota gönderilerek protesto ederek: Bu olaydan sorumlu memurların cezalandırılmasını istemiştir. (Milliyet, 12 Mart 1951: 1-5)
Türkiye hükûmetinin notasına cevaben Bulgaristan 22 Mart 1951 tarihinde gönderdiği cevabi notada: Sadun Terem’in elindeki kurye mektubunda kaç adet resmî kap taşıdığı belirtilmediğini ve bir kaçakçılık ihbarı alınması üzerine kişinin ve ailesinin eşyalarının arandığını ve aranırken hiçbir şekilde şiddet kullanılmadığını, Sadun Terem’in üzerinde yabancı dövizler bulunduğunu ve bunları beyan etmediğini ifade ederek, Sadun Terem’i döviz kaçakçılığı ile itham edilmiştir. (Ayın Tarihi, Mart 1951) Türkiye, Bulgaristan’ın bu yapılan küstahça hareketi kaçakçılık hadisesi kılığına sokmasına karşılık, Bulgaristan’a sert bir nota vermiştir. (Ulus, 8 Nisan 1951) Bulgaristan’ın şimdiye kadar Türkiye’ye karşı yaptığı hareketlerden dolayı, Türk hükûmeti artık bunu bir çözüme kavuşturma adına, bu meseleyi Avrupa Dışişleri Bakanları Konseyine bildirmeye karar vermiştir. (Milliyet, 28 Ekim 1950: 1-5) Amerika’nın Türkiye’nin tezini destekleyeceği de eklenmiştir. (Vatan, 3 Kasım 1951: 1-4)
Türkiye Avrupa Konseyi Dış Bakanları Komitesine, Bulgaristan’ın bu memlekette yaşayan Türk azınlığına karşı giriştiği toptan tehcir hareketine dair bir takrir sunmuş, takrirde Bulgaristan’ın Türk ırkına mensup takriben 250 bin kişiye karşı kalkıştığı bu hareketin insan haklarına aykırı olduğu beyan ederek, Türk tezinin Avrupa Konseyi tarafından desteklenmesi talep edilmiştir. (Milliyet, 4 Kasım 1951) Avrupa Bakanlar Konseyi tarafından ele alınan bu konu müzakere etmiş ve netice olarak şu sözler ifade etmiştir: Bulgaristan’ın 250 bin Türk’ü, Türkiye topraklarına sürülmesine karşı şunları ifade etmiştir: “İki memleket ahdi hükümler ne olursa olsun, 250 bin kişinin 3 ay zarfında Türk toprağına naklini mecbur eden Bulgaristan’ın ileri sürdüğü iddiaya muhaliftir.” (Ayın Tarihi, Kasım 1951: 116)
Sınırın yeniden açılması için Bulgaristan Dışişleri Bakanlığı, Türkiye’nin Sofya Büyükelçiliği aracılığı ile birkaç defa girişimde bulunması neticesinde, Türk hükûmeti sınırın geri açılması için Bulgaristan’a birkaç şart sunmuştur. Bu şartlar: (Oran, 2001: 78-79)
1.    Bulgaristan’dan Türkiye’ye göç etmek isteyenlere… ancak Türk giriş vizesi verildikten sonra Bulgar çıkış vizesi verilecektir.
2.    Bulgar hudut makamlarına, Türk giriş vizesini hamil olmayanların hududu geçmelerine müsaade etmeleri hususunda gerekli emirler verilecektir.
3.    Türk giriş vizesini hamil olmadıkları hâlde göçmenler arasına karışarak Türk topraklarına girenler bulunursa Türk hudut makamları tarafından geri çevrilecek bu kimseler, Bulgar hudut makamlarınca derhâl geri alınacaklardır.
4.    Evvelce Bulgaristan’dan vizesiz gelmiş olup Edirne’de bulunan ve Çingene oldukları anlaşılan 67 ailede 360 nüfusu Bulgar makamları geri alacaklardır.
Bulgaristan bu şartları kabul ederse eğer sınırın tekrar açılacağını bildirilmiştir. Bulgaristan’da, Türkiye tarafından istenilen şartları kabul ettiğini bildirmesi ardından 2 Aralık 1950’de sınır tekrardan açılmıştır. Bulgaristan’dan göç kafilesi gelmeye başlayarak Celal Bayar ve Adnan Menderes göçmenleri görmek için Edirne’ye gitmiştir. Celal Bayar göçmenlerle konularak onlara, “Burada sizleri daha iyi bir hayat daha iyi bir istikbal bekliyor. Bayrağımızın altında saadetle yaşayacaksınız.” demiştir. (Zafer, 7 Ocak 1951: 1-4)

1951’de Bulgaristan’ın Göçü Durdurması
1951 yılı Şubat ayı ortalarına geldiğinde, Türkiye’ye gelen göçmen sayısı 86 bin civarına ulaştı. Her gün en az 800 göçmen Türkiye’ye giriş yapmaktaydı. Yaşanan en büyük sıkıntılardan biri Türkiye sınırına Bulgaristan tarafında yapılan yığınaklardı. Bulgaristan, Türkiye ile yaptığı anlaşma gereğince her gün en fazla 800 göçmen göndermeyi taahhüt ettiği hâlde Svilengrad hududuna 20-25 bin göçmen yığılmıştır. Svilengrad’ta yığılan bu göçmenler arasında rahatsızlananlar ve hastalananlar olmaktaydı. (Çulha, 2017: 14)
Türkiye’nin yaptığı tüm ikazlara rağmen Bulgaristan, Türkiye’ye vizesiz ve sahte vizeli Çingeneleri sınıra göndermeye devam etmesi üzerine Türk hükûmeti, Türk-Bulgar sınırını 8 Kasım 1951 tarihinde kapattığını açıklamıştır. Bu olaydan sonra Bulgaristan Dışişleri Bakanı 14 Kasım 1951’de, Sofya elçisine bir nota vererek, Orient Ekspresi’nin Bulgaristan’dan geçmesi suretiyle işletilmesi ve göçmenlerin Türkiye sınırlarına alınması ısrarla istenmiş. Türk hükûmeti bu notaya 17 Kasım 1951 tarihinde verdiği cevapta: Bulgar hudut memurları ile yapılan anlaşmaya uymayarak, Türkiye’ye vizesiz göçmenler ve Çingenelerin gönderilmeye devam ettiğini, eğer Bulgaristan bu vizesiz ve sahte vizeli göçmenleri geri alırsa eğer sınırın tekrardan açılacağını ifade etmiştir. (Zafer, 18 Kasım 1951: 1-4) 1951 yılının ilk aylarında gelen göçmenlerin miktarı anlaşma esası dâhilinde kalmış, günde 700-800 civarında dolaşmış, fakat sene ilerleyip hasat mevsimi yaklaşınca, bu miktar gittikçe düşerek, gelen göçmen sayısı 3 bini aşmamıştır. 1951 sonlarına doğru Türk hükûmeti tarafından sınırın ikinci defa kapatılma tarihi olan 8 Kasım 1951 tarihinde göç tamamıyla durmuş, Türkiye’ye göçmen gelmemiştir. (Tunaoğlu, 2011: 131)
30 Kasım 1951 tarihinde Bulgaristan, yayımladığı bir tebliğde göçü kesin olarak durduğunu ifade ederek şunları belirtmiştir: Türk hükûmeti 1944’den beri yaptığı propaganda ile Bulgaristan Türklerini göçe teşvik etmiş, ancak daha sonra teşvik ettiği bu kişilerin göçlerini engellemeye çalışmıştır. Bulgar hükûmeti bu nedenlerle göçü durdurmak zorunda kaldıklarını, tüm suçun Türk hükûmetine ait olduğunu ifade etmiştir. (Zafer, 2 Kasım 1951) Bulgar hükûmeti, 30 Kasım 1951’de göçü yasakladıktan sonra, Bulgaristan’da kalan Türklerin pasaportlarını topladı ve hatta göç konusunun konuşulmasını bile yasakladı. Göçmenlikten söz etmeye kalkışanlar cezalara çarptırıldı. Göç için bütün hazırlıklarını yapmış, hatta Türkiye’ye giriş vizelerini de almış olan 1500 kadar Türk, Türk hükûmeti tarafından kabul edilmeye hazır olduğunun bildirmesine rağmen pasaportlarını Bulgar polisince toplattırılarak, Bulgar sınırından geri çevrilmiştir. (Çulha, 2017: 15)
 Bulgar hükûmeti, Türkiye’nin daha fazla göçmen almasını sağlamak için Bulgar Türklerine işkence ve eziyeti artırmak adına 1952 yılı için vergi almak, bu vergileri ödemeyenlere ise haciz işlemi uygulayarak, ayrıca Sofya’da Stalin’in heykelini dikmek için para istenerek, Güney Kore ordusuna karşı savaşan komünistlere para toplanmaktaydı. (Pınar, 2014: 76)
Türkiye hükûmeti göçmen meselesini çözüme kavuşturma adına bir karar alarak, 1 Ocak 1950’den itibaren Bulgaristan’dan gelen ve gelecek bütün göçmenler “serbest göçmen” olarak gelen göçmenleri, 2510 sayılı İskân Kanunu’nun 15. maddesinin 5098 sayılı Kanun’la değiştirilen bendi uyarınca “göçmen” kategorisine alınmıştır. Böylelikle tüm göçmenlere devlet eli uzatılmış oldu.

Türkiye’nin Bulgaristan’dan Gelen Göçmenleri İskân ve Yardım Faaliyetleri
Türkiye, Bulgaristan’ın suçlamalarına bir yandan cevap verirken, diğer yandan da göçmen almaya devam ediyordu. Notanın verildiği ağustos ayında 10.685, Eylül’de 37.846, Ekim’de ise 33.800 olmak üzere toplam 82.331 kişiyi kabul etmiştir. (Geçikli, 2016: 19)
DP hükûmeti, bir yanda da Türkiye’ye gelen göçmenlerin nerede iskân edeceği dair çözüm üretmekle uğraşmaktaydı. Göçmenler için Türk hükûmeti yurdun çeşitli yerlerinde göçmen misafirhaneleri ve kamplar kurdurarak (Zafer, 24 Aralık 1951: 1-4) soydaşlarının mağdur olmasını önlemekteydi. Başkan Refik Koraltan vilayetlere önemli bir telgraf göndererek, gelecek olan göçmenin yapacağı işlere uygun bir yerleşim planı yapılması için kurulan Göçmen ve Mülteciler Yardım Birliğinin, tüm yurtta şubeleri açılmasını istemiştir. Böylelikle gelen göçmenlerin yeteneği doğrultusunda bir bölgeye yerleştirilerek, hızlı bir şekilde bir iş ve başını sokacak bir yer bulunması amaçlanmıştır. (Zafer, 22 Eylül 1950: 1-4) Aynı zaman da Kızılay, Çorlu ve Edirne’de 50 yataklı hastane kurmuş, Tarım Bakanlığı ise gelecek göçmenlere kişi başı bedeli 60 kuruşluk iaşe maddesi vermeyi kararlaştırarak, Dalaman Devlet Çiftliği’nde 500 haneli ve 2500 göçmenden içine alan büyük bir köy kurmak için hazırlıklara başlamıştır. (Akşam, 11 Ekim 1950)
 Demokrat Parti gelen göçmenler için yardım konusunu ele alarak, bu yardımı yılbaşı piyangosu adı altında, bir göçmen piyangosu tertip etmeye karar vererek, bu işi Milli Piyango’ya yaptırmaya karar vermiştir. Bu yapılacak Millî Piyango’nun tertip ettiği çekilişlerden temin edilen gelir doğrudan millî savunmanın hava kısmına kaydedilmek üzere hazine emrine verileceği kararı alınmıştır. (Vatan, 4 Kasım 1950: 1-4)
Tokat Milletvekili Ahmet Gürkan ise göçmen meselesi hakkında TBMM Başkanlığına Türkiye’ye gelecek göçmenler için gelir temin etmek adına bir kanun tasarısı vermiştir. Tokat Milletvekili Başkanlığa sunduğu tasarıda bunlara yer vererek, göçmen davasının muazzam bir dava olduğunu belirterek, bu işin geçici tedbirlerle halledilmeyeceğini ve millî bünyeye dayanmayan tedbirlerin devamlı olmayacağı kanaatiyle tasarısını hazırladığını ifade etmiştir. (Milliyet, 4 Ocak 1951: 1-5)
 Milliyet gazetesi başyazarı olan Necmettin Mahmut ise Türkiye’ye gelecek Bulgar Türklerinin iskânı hakkında hükûmete tavsiye amaçlı kaleme aldığı yazıda şunları ifade etmiştir: Trakya bölgesinde birçok boş toprak olduğunu, gelen göçmenin tarım işinde bilgi sahibi olduklarını, eğer bu göçmenler bu boş arazilere yerleştirilirse hem Türkiye için hem de kendileri için faydalı olacağını ifade ederek şunları eklemiştir: “On beş yıl önce Dobruca, Deliorman ve Bulgaristan’la Romanya’nın diğer mıntıkalarından gelip yerleştirilen ırkdaşlarımız kısa bir zaman içinde bu toprakları cennete döndürmüşlerdir. Bizde ziraatla meşgul olan göçmen aileleri Tekirdağ, Edirne ve Çanakkale vilayetlerine yerleştirmeliyiz. Bundan hem göçmenler hem de hükûmet bütçesi fayda görecektir.” (Milliyet, 7 Ekim 1950: 1-5)
 DP, göçmenlerin daha sağlıklı taşınabilmesi için bazı önlemler aldı. Her ile kontenjanlar ayrılarak, Göçmenlere Yardım Birliği kurulmuştur. Celal Bayar, halkı göçmenlere yardım etmesi konusunda teşvik etmek amacıyla cemiyete 2500 lira bağışta bulunmuştur. Refik Koraltan ise cemiyete 500 lira bağış yapmıştır. (Milliyet, 5 Ocak 1951)
Göçmen Yardım Birliğinin, Bulgaristan’dan gelen göçmenlere yapmış olduğu yardım çok mühim olmakla birlikle, cemiyette toplanan miktar şöyledir: Yurt içinde toplanan nakdi yardım 9 milyon 188 bin 054 lira, yurt dışında ise 252 bin 537 lira olmak üzere toplam 9 milyon 438 bin 851 Türk lirasıdır. Cemiyet topladığı bu yardımı, toplu iskân yerlerinde göçmen evleri ve tesisleri inşaatına sarf etmiştir. Bu amaçla kurulan evlerin sayıları şöyledir: Aydın merkez ilçesinde 500, Eskişehir merkez ilçesinde 300, Konya ili Cihanbeyli ilçesinde Hataoğlu-Köle Kuyusu mevkiinde 100, İstanbul ili Rami ilçesinde Taşlıdere mevkiinde 2 bin 14 ve Seyhan ili Osmaniye ilçesinde Toprak kale mevkiinde 60 olmak üzere, 3 bin 218 ev inşaat edilerek göçmenlere teslim edilmiştir. (Tunaoğlu, 2011: 147)
 Türkiye’ye gelen göçmenlere yapılacak yardım konusu, Demokrat Parti Grup toplantısında da ele alınarak, Tokat Milletvekili Ahmet Gürkan: Milletvekillerinin Göçmenlere Yardım Cemiyetine üye olması gerektiğini söyleyerek, kendilerinin Cemiyetler Kanunu’nun gösterdiği çerçeveyi aşmamak suretiyle, senede 120 lira içinde bir aidat verilmesi gerektiğini, göçmen işi devam ettiği müddetçe ayda onar lira olarak ödenirse çok faydalı olacağını ifade etmiştir.
Çorum Milletvekili Hayri Tosunoğlu ise: CHP milletvekillerinin bu konu hakkında aralarında anlaşarak 250’şer lira vermeyi kararlaştırdıklarını, eğer kendilerinin onlardan 5 lira eksik verilirse bunu istismara kalkışacaklarını” ifade etmiştir. Göçmenlere yardım konusunda her milletvekilinin vereceği asgari miktarın 250 bin olarak kararlaştırılarak bir teklif sunulmuştur. (BCA, Yer No: 601.78.2)
Türkiye hükûmeti tarafından, Bulgaristan’dan gelen göçmenlere 20 bin tane göçmen evi inşası tamamlanmakla birlikte, ayrıca her çiftçi göçmen ailesine bir çift öküz, pulluk, araba, düven yiyecek ve yakacak temin edileceği bildirildi. Göçmenlere yardım için Kızılayın “Göçmenlere Yardım” adı altında bir kampanya başlatarak, makbuzlu para toplamaya başlamıştır. Cumhurbaşkanı Celal Bayar’ın eşi, Reşide Bayar ise radyoda bir konuşmasında Türk kadınını yardım vazifesine davet etmiştir. (Zafer, 3 Şubat 1951: 1-4)
Türkiye’de göçmenlere yardım için herkes seferber olurken, Türkiye bir yandan da Amerika’dan Türk muhacirler için azami 25 milyon yardım talebinde bulanarak, göçmenlerin iskanı ile meşgul olacak Amerikan uzmanların gönderilmesini istemiştir. Amerika Dışişleri Bakanlığı Türkiye’nin talebini müsait karşılamıştır. (Milliyet, 27 Şubat 1951: 1-5) Bulgaristan’dan gelen göçmenlerin yerleştirilmeleri için Türkiye Marshall yardımından 30 Milyon, tutarında bir yardım almıştır. Göçmenlerin yerleştirilmesi için 1950-1960 yılları arasındaki giderlerin %28’ini bu kaynaktan karşılanmakla birlikte, asıl göçmenlere en büyük yardım hükûmet ve halk tarafından yapılan ayni ve nakdi yardımlar olmuştur: Uluslararası yardım örgütleri, yardım konusunda Türkiye’ye kayıtsız kalmıştır.

4.2.6. Göçmenlere Dair İstatistikler
Türkiye’ye 1950 yılında (12 bin 233 aile) 52 bin 185 Bulgaristan Türk’ü göç etmiştir. 1951’de ise (25 bin 118 aile) 102 bin 208 kişi göç etmiştir. Böylece 1950 ve 1951 yıllarında Bulgaristan’dan Türkiye’ye göç eden kişi sayısı (37 bin 351 aile) 154 bin 393’e ulaşmıştır. Ayrıca Türkiye’ye göç etmek üzere vize alıp fakat Bulgaristan’ın çıkardığı engellerden dolayı gelemeyen göçmen sayısı da bir hayli fazladır. Vize almalarına rağmen gelemeyen göçmen sayısı yaklaşık 58.000 civarındadır. (Çulha, 2017: 16)
1951 yılının ocak ayında toplanan Mecliste söz alan CHP Sinop Milletvekili Server Somuncu, göçmenler hakkında Dışişleri Bakanı Fuat Köprülü’ye birkaç soru yönelterek bilgi istemiştir. Bunun üzerine Fuat Köprülü göçmenler meselesini hakkında açıklama yaparak 2 Aralık 1950 tarihinde sınırın açılmasıyla, Ocak 1951’in ilk haftasına kadar Türkiye’ye 18847 göçmen kabul edildiğini belirtmiştir. Bunun üzerine söz alan Server Somuncu dış politikada millî birliğe işaret ederek şöyle demiştir: “Hükûmeti hangi parti kurarsa kursun, dış politika ana davalarımızla, inkılâplarımızın, korunmasında ve muhafazasında iktidara yardım etmek vazifemiz.” demiştir. (Ayın Tarihi, 31 Mart 1952)
Aydın il kongresinde Başbakan Adnan Menderes ise muhacirler meselesinin bugün 157 bin vatandaşın yerleştirilmesi ile tamamen halledildiğini belirterek: “Geçen sene söylemiştim bugün tekrar ediyorum, eğer canları isterse 300 bin kişi, 500 bin kişi daha göndersinler. Biz hazırız. Türk memleketi geniştir ve bir imkânlar memleketidir. Türk milleti, şefkatlidir, semahatli’dir. Türkiye'de tedbir alınmasını bilen ve düşünen bir hükümet vardır. Türk muhacirlerini biz millî saadet telâkki ediyoruz. Geçen sene bir felâket gibi gözüken bugün filhakika bir millî saadet olmuştur.” demiştir. (Ayın Tarihi, 31 Mart 1952) Netice olarak Türk hükûmeti 1950-1951 yılları arasında Bulgaristan yönetiminin baskısına maruz kalan soydaşlarına kapılarını açarak onlara ellerinden gelen tüm yardımı yapmıştır.

KAYNAKÇA
Arşiv Belgeleri ve Resmi Yayınlar
BCA, Fon Nu: 01.0/ Yer Nu: 09.601.78.2
TBMM Tutanak Dergisi, IX Dönem, 26 birleşim, Cilt. 4, s. 55-56
Ayın tarihi, 22 Ağustos, 1950, 41.
Ayın Tarihi, Kasım 1950, s.116.
Ayın Tarihi, Mart 1951.
Ayın Tarihi, 31 Mart 1952.

Süreli Yayınlar
Bulgarların bize verdikleri nota. (12 Ağustos 1950). Milliyet, 1-5.
Bulgar notası dün Dışişlerine geldi. (28 Eylül 1950). Zafer, 1-4.
Başbakanın Ankara’ya giderken verdiği izahat. (19 Ağustos 1950). Cumhuriyet, 1-4.
Bulgaristan’daki Türkler. (23 Ağustos 1950). Milliyet, 1-5.
Bulgar notası reddetmeliyiz. (24 Ağustos 1950). Milliyet, 1.
Bulgar notası. (13 Ağustos 1950). Milliyet, 1.
250 bin Türk’ü kurtarmak vazifemizdir. (12 Ağustos 1950). Cumhuriyet, 1-3.
Kasım Gülek’in Edirne’deki demeci. (2 Ekim 1950). Ulus, 1-3.
Bulgaristan’daki Türklerin tehciri. (12 Ağustos 1950). Zafer, 1-8.
Bulgaristan Türkleri. (14 Eylül 1950). Zafer, 1-4.
Göçmenlerin gelişi memleketimiz için rahmettir. (4 Ekim 1950). Milliyet, 1-5.
Bulgarların yeni bir küstahlığı. (24 Eylül 1950). Zafer, 1-4.
Mülteci bir Bulgar mebusunun ifşaatı. (23 Eylül 1950). Cumhuriyet, 1-3.
Türk-Bulgar sınırında imzalanan protokol. (21 Eylül 1950). Cumhuriyet, 1.
İçişleri Bakanı Edirne’de göç işlerini tetkik etti. (27 Eylül 1950). Vatan, 1-4.
Yurda sokulan vizesiz Çingeneler. (4 Ekim 1950). Yeni Sabah, 1-7.
Bulgarların göçmenlerle gönderdikleri ajanlar. (25 Eylül 1950). Cumhuriyet, 1-3.
Hükümet dün sınırı kapattı. (8 Ekim 1950). Zafer, 1.
Türk-Bulgar sınır meselesi. (9 Ekim 1950). Zafer, 1-4.
Bulgaristan bize yeni nota verdi. (13 Ekim 1950) Yeni Sabah, 1-7.
Bulgaristan’ın bize verdiği yeni nota. (13 Ekim 1950). Akşam, 1.
Bulgar radyosu ağzını bozuyor. (19 Ekim 1950). Ulus, 1-3.
Bulgar basını tahriklere başladı. (24 Ekim 1950). Ulus, 1.
Tehcir edilen Türkler. (30 Ekim 1950). Vatan, 1-4.
Kuryemize tecavüz. (12 Mart 1951). Milliyet, 1-5.
Bulgarların her hareketi karşılık görecek. (8 Nisan 1951). Ulus, 1.
Bulgarya meselesi. (28 Ekim 1950). Milliyet, 1-5.
Tehcir edilen Türkler işini Güvenlik Konseyine veriyoruz. (3 Kasım 1950). Vatan, 1-4.
Türk-Bulgar ihtilafı Avrupa Konseyine verildi. (4 Kasım 1950). Milliyet, 1.
Cumhurbaşkanımız Edirne’de. (7 Ocak 1951). Zafer, 1-4.
Bulgaristan göçmenlerine yardım. (24 Aralık 1950).1-4.
Göçmenlere iskân hazırlığı. (22 Eylül 1950). Zafer, 1-4.
Hududu kapamamız Bulgar çevrelerini telaşa düşürdü. (11 Ekim 1950). Akşam, 1.
Göçmenlere yardım ilk plana alınıyor. (4 Kasım 1950). Vatan, 1-4.
Göçmen pulu ihdası. (4 Ocak 1951). Milliyet, 1-5.
Gelen göçmenler için yapılacak ilk iş nedir. (7 Ekim 1950). Milliyet, 1-5.
Bayar’ın göçmenlere bağışı. (6 Ocak 1951). Milliyet, 1.
Göçmen yardım toplama faaliyetine bugün başlandı. (3 Şubat 1951). Zafer, 1-4.
Göçmenler için Amerikan yardımı. (27 Şubat 1951). Milliyet, 1-5

Kitap ve Makaleler
Pınar, M. (2014). “1950-1951 Bulgaristan’dan Türkiye’ye Göçler ve Demokrat Parti’nin Göçmen
Politikası”, Atatürk Araştırma Merkezi Dergisi, 30(89),64
Çolak, F. (2013). “Bulgaristan Türklerinin Türkiye’ye Göç Hareketi 1950-1951”, Tarih Okulu Dergisi, (14), 117
Sander, O. (1969). Balkan Gelişmeleri ve Türkiye. Ankara: Sevinç Matbaası, 29
Sarıkoyuncu Değerli, E., Karakuzu, H. (2016). “1950-1951 Yıllarında Bulgaristan’dan Türkiye’ye Türk
Göçü”, Akademik Bakış Dergisi, (57), 315
Altuğ, Y. (1966). “Balkanlardan Anayurda Yapılan Göçlerin Mahiyeti”, İstanbul Üniversitesi Hukuk
Fakültesi Dergisi, 32, 846-857, s.847
Tunaoğlu, A. (2011). “Bulgaristan Türklerinin son göç hareketi (1950-1951)”, İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi Mecmuası, (14), 131
Oran,B.(2001). Türk Dış Politikası 1919-1980. Ankara: İletişim Yayıncılık, 72
Çulha, İ. (2017). “Bulgaristan Türklerinin Türkiye’ye Göç Süreci”, Akademik Dergi, (1), 14