ŞARKİ KARADENİZ BÖLGESİNİN ZÜMRÜT TACI: TRABZON VİLAYETİ

11 Mart 2021 13:52 Prof. Dr.Temel ÇALIK
Okunma
620
ŞARKİ KARADENİZ BÖLGESİNİN ZÜMRÜT TACI: TRABZON VİLAYETİ

ŞARKİ KARADENİZ BÖLGESİNİN ZÜMRÜT TACI: TRABZON VİLAYETİ
Prof. Dr. Temel ÇALIK-G. Türkan GÜRER
Karadeniz’in sert dalgaları Zigana Dağları’nın geçit vermez duruşuna eklenir. Batısında Giresun’un cennet köşelerinden Eynesil, güneyinde Gümüşhane’nin Torul ilçesi ile Çoruh Nehri’nin bereketiyle can bulan Bayburt, doğusunda ise yeşilin huzurunu sinesinde saklayan Rize’nin İkizdere ve Kalkandere ilçeleri bulunan Trabzon, yeşilin maviyle yaptığı zamansız yolculuğunda uyanmak istemeyeceğiniz rüya rotalardan biridir. Dalgaların bitmek bilmeyen enerjisine yaylalardan esen rüzgârın eşliği ile doğada tüm bu sesin harmanlandığı topraklarda atılan her bir adımda, soluduğunuz tertemiz havada, eşsiz tarihin miras bıraktığı eserlerin arasında, doğru adreste olduğunuzu hissedeceksiniz. Evliya Çelebi’nin “Küçük İstanbul” olarak betimlediği ve İrem Bağları’na (eski metinlerde hükümdarların cennete benzetmek için inşa ettirdiği bağ) benzetilen kadim Anadolu şehirlerinden olan Trabzon yolculuğuna etimolojik kökeni ile başlamak onu daha iyi tanımayıp anlamayı sağlayacaktır. İsmini oluşturan her bir harfin yarattığı tınısı ile adında bile kendine özgü oluşunu kanıtlayan Trabzon’un tarihte farklı medeniyetlerce Trapezus, Trapuzani, Trapizoni ya da Osmanlı ve Persler Dönemi’nde Tara Bozan olarak isimlendirildiği görülmektedir. Ancak 1827 senesinde Alman Arkeoloji Bilgini Falmerayer’in Geschichte Kaiserturm Trapezont isimli eserinde Trabzon tarihi teferruatlı olarak incelenmiştir. Tarihî bulgulardan yola çıkan Fralmerayer’e göre Trabzon’u Orta Asya’dan gelen Türk kavimlerinden Turanlara bağlı “Tibarenler”in kurmuş olup bölgede geliştirdikleri bu şehre “Tibaren-Elizon” ismini vermişlerdir. Bu isim zamanla önce “Tirenbun” sonra da “Trabzon” olarak bugünkü hâline kavuşmuştur. Rotasını tarihin derinliklerine ve doğanın gizemine çevirmiş tüm gezginler için ismini alışında bile zengin bir tarihî birikimi taşıyan Trabzon’un medeniyet izlerini doğasına resmettiği eşsiz tarihini yakından incelemek önemlidir.
Trabzon’un Tarihi
Yontma Taş Devri’ne kadar geriye gidebilen tarihi ile, ziyaretçilerini dopdolu bir zaman yolculuğuna hazırlayan Trabzon, Orta Taş Çağı ile Kalkolitik Çağ’a ait mağaralardaki izlerle, o günlerden bugüne uzanan kültür mirasını koruyabilmenin haklı gurunu yaşamaya devam etmektedir. Binlerce yıllık bir tarihî birikimin sahibi Trabzon’da ilk yerleşim izlerinin Batı Anadolu’dan MÖ 7. yüzyılda Karadeniz’e adım atan İyon kökenli Miletoslulara ait olduğu bilinmektedir. Kimi araştırmacılar ise Miletoslulardan önce Kolkhlar, Driller ve Makronlar gibi kavimlerin bu bölgede yaşamlarını sürdürdüklerini belirtmektedir. Tarihinin derinliklerinde kimleri misafir ettiğinin gizemi bir yana dursun Trabzon, medeniyetlerin beşiği olmuş kadim Anadolu şehirlerindendir. Kafkasya’dan gelen Kimmerlerden sonra İskitlerin akınlarına uğramış, Trabzon Perslerinin egemenliğinde Pont Kapadokyasının satraplığı içinde varlığını sürdürmüş, İskender’in Pers hâkimiyetine son vermesinden sonra kurulan Pontus Rum Devleti içinde de yaşamış, Romalıların yönetimi altında da varlığını sürdürmüştür. Gotların Doğu Karadeniz bölgesine yaptığı akınlarda yakılıp yıkılmış, 395 yılı itibarıyla ikiye ayrılan Roma İmparatorluğu’nda Doğu Roma’nın sınırları içinde kalmıştır. Komnenos Krallığı’nın hâkimiyetindeyken Selçuklularla karşılaşınca şehrin anahtarını asıl sahiplerine teslim edilmiştir. Türklerin Anadolu’ya girişleri ile birlikte Trabzon, bambaşka tarihe kapılarını açmıştır. 1461 yılında Osmanlı Devleti hükümdarı Fatih Sultan Mehmet’in öncülüğündeki Osmanlı kuvvetleri buradaki Komnenosların egemenliğine tamamen son vermiş ve şehir önce eyalet sonrasında ise tarihin seyrini değiştiren hükümdarların yetiştiği ocak olmuştur. Yavuz Sultan Selim’in şehzadelik eğitimini aldığı Trabzon, daha sonrasında Kanuni Sultan Süleyman’ın doğduğu sancak olması yönüyle tarihteki önemini bir kez daha kanıtlamıştır. Trabzon halkı, âdet, yaşam tarzı, gelenek ve görenek bakımından kendine ve yöreye özgü özellikler taşımaktadır. Trabzon'da çeşitli Türk boyları yaşamaktadır. Çepniler Şalpazarı, Beşikdüzü, Düzköy, Vakfıkebir, Akçaabat, Çarşıbaşı, Of ve Sürmene ile Araklı ilçelerinde yaşamakta olup bazı yöreler en eski Türkmen geleneklerini hâlâ sürdürmektedirler. Trabzon genelinde Çepni, Çebi, Hamzaçebi, Akifçebi, Çep, Çapoğlu, Çebili, Çepnioğlu, Çetmi gibi soyadları oldukça yaygındır. Bu da bölgedeki Çepni Türklerinin varlığını göstermektedir. Osmanlı Dönemi’nde Trabzon'un da içinde bulunduğu Ordu-Giresun-Trabzon-Gümüşhane bölgesine "Vilayet-i Çepni" de denmekteydi. Ayrıca Evliya Çelebi, eserinde Trabzon bölgesi için "20.000 Çepni Türkmen çadırının bulunduğu yer." olarak bahsetmektedir. Fatih zamanında Oğuzların Avşar boyundan olan Karamanoğullarından gelen Türkmenler ile Halep-Irak bölgesinden gelen Türkmenler de Trabzon'a yerleştirilmişlerdir. Ayrıca bölgeye (Özellikle Trabzon, Rize ve Artvin) çok sayıda sarışın-kumral renkli gözlü bir yapıya sahip olan 100 binden fazla Kuman-Kıpçak Türkleri de yerleşmiştir. Hristiyan olan bu Türkler; bölgeye Osmanlı İmparatorluğu'nun hâkim olmasıyla Müslümanlığa geçtiler. Trabzon, Osmanlının dağılmasından sonra Kırım Türkleri tarafından da yerleşim yeri olarak seçilmiştir. Bölgedeki Rum nüfus 1923 yılında Yunanistan ve Türkiye arasında yapılan "Nüfus Mübadelesi" ile Yunanistan’a gitmiştir. 1867 yılında geçirdiği yangınla büyük yara alan Trabzon, yaralarına bir yenisi 17 Kasım 1914 tarihinde Karadeniz limanlarının Rus donanmaları tarafından bombalanmaya başlamasıyla eklemiştir. Stratejik konumu nedeniyle dikkatleri üzerine çeken Trabzon, 18 Nisan 1916’da Rus işgaline uğramış ve iki yıl boyunca bitmek bilemeyen bir acıyı en derinden yaşamıştır. Bu iki yıl süresince Trabzon’un nüfusundan ekonomisine, sosyal yapısından kültürel özelliklerine kadar sahip olunan tüm benliğini imha etme girişiminde bulunmuşlardır. Şehir, tarihinin en büyük tahribatını ise Rusların, Türk kimliğini ortadan kaldırmaya çalıştıklarında yaşamıştır. Rusların yakıp yıktıkları evler, doldurdukları kuyular, bozdukları su yolları ve çeşmeler bir yana kaldırım taşı yapmak için tahribata uğrattıkları Türk mezarlığı yüreklere silinmez bir acı bırakmıştır… Öyle ki yüreklerdeki acı Ahmet Refik’in Kafkas Yolları eserinde tek cümleyle şöyle özetlenmiştir: “…Trabzon bu tahribatın Karadeniz sahilinde fecî bir nümûnesi…”.  Tüm bu yaşanan zulme kahraman milletin bükülmez bileği ve cesaretiyle, dünyaya nam salan yürekleri “Dur!” demiştir. 1917 yılında Rusya’da yaşanan Çarlık yönetiminin yıkımı sonrasında panik yaşayan Rus ordusu Trabzon’dan çekilmeye başlarken diğer yandan batıdan doğuya doğru kayan ve Karadağ’da toplanan Türk güçleri, Akçaabat’a inerek Yüzbaşı Kahraman Bey’in komutasında üç koldan Trabzon’a doğru yürümüşler ve 24 Şubat 1918 tarihinde Trabzon’a girmişlerdir. İşgalden kurtarılan doğu vilayetlerinin imarını ve hayat şartlarını iyileştirme kararı alan Osmanlı Devleti, içinde bulunduğu durum ve imzalanan Mondros Mütarekesi ile beklenen yardımların yerini derin bir sessizliğe ve kimsesizliğe bırakmıştır. Trabzon bir yanda açlık bir yanda salgın hastalıklarla mücadele ederken tüm bu yokluğun içinde var olma mücadelesinden asla vazgeçmemiştir. Harabeye dönen şehrin onarımı için seferber olan vatandaşlar, okulların açılmasına öncelik verip Rusların askerleri için yaptığı sinemalardaki malzemeleri sökerek elde ettikleri keresteler ile okulları tamir etmişler ve okulların ihtiyaçlarını karşılamak için tüm benliklerini ortaya koymuşlardır. O yıllarda Doğu Karadeniz bölgesi idari açıdan Trabzon Vilayeti olarak adlandırılmaktaydı.  İşgal altındaki bu bölgede Pontus Cemiyeti emelleri için çalışmalarını yürütmeye başlamıştır. Rum çetelerinin Türklerin elinden toprak almak için yapmış olduğu girişimlerinin yanı sıra Giresun İskelesi’ne demirlenen ve Yunan Kızılhaç Heyetini taşıyan geminin de gelmesi ile birlikte Trabzon Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti temsilcileri durum hakkında Mustafa Kemal Paşa’ya acil bir telgraf göndermişlerdir. Trabzon, bu durumdan kurtulmak için bir yandan kısıtlı imkânlarla sorunlarını çözmeye çalışırken, diğer yandan da Mustafa Kemal Paşa’nın önderliğinde başlatılan Millî Mücadele içerisindeki yerini almış ve yüreğindeki vatan aşkını cesaretine ekleyip elindeki kaynaklarıyla birlikte Türk’ün ölüm kalım mücadelesi başlatılmıştır. Dört yıllık mücadelenin ardından imzalanan Lozan Antlaşması ile Anadolu düşman işgali ve mezalimine maruz kalan topraklarının yaralarını sarma süreci başlamıştır. 1923 yılında Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin 61. il merkezi olarak kimliğini alan Trabzon, bu yıldan sonra hızlı bir şekilde içme suyu tesislerinden, hastanelere, fabrikalardan müzelere kadar ihtiyaç duyduğu ne varsa hepsine kavuşmuştur. Unutulmaması gereken ve şehrin kimliğinden bir parça hâline gelen önemli bir noktayı da belirtmek gerekir. Bu kıymetli buluşmalardan biri de 2 Ağustos 1967 tarihinde Trabzonspor Kulübünün kurulmasıyla gerçekleşmiştir. Bugün Trabzon’un simgesi hâline gelen kulüp, 1976 yılında elde ettiği şampiyonlukla birlikte bu unvanı İstanbul’dan Anadolu’ya taşıyan ilk futbol takımı olması yönüyle de şehrin gurur kaynaklarından biri olmuştur.
Trabzon’un Coğrafi Özellikleri
Bu bölge yalnız Türkiye'nin değil, dünyanın da en güzel tabiat harikalarından biridir. Şarki Karadeniz bölgesi zümrüt bir gerdanlığa, Trabzon şehri de onun üzerinde gelinin tacına benzer. Çoruh Vadisi ile Melet Çayı arasında kıyı boyunca uzanan görkemli dağlar akarsuları sarıp sarmalarken Solaklı, Yomra, Değirmendere, Sera, Kalenima, Foldere gibi akarsuların oluşturduğu yemyeşil vadiler bahar aylarında rengârenk çiçeklerle süslenmektedir. Bu muhteşem manzarayı taçlandıran ise Karadeniz’in yeşiline tutunmuş mercan renkli gölleridir. Uzungöl ve Sera heyelan seti gölü, Balıklı Göl, Aygır Gölü, Kara Göl ve Haldizen Dağları’ndaki büyüklü, küçüklü diğer gölleri ile Sarıgöl ve Aygır gibi buzul göller Trabzon’un kıymetlileridir. Karadeniz ikliminin sahip olduğu tüm özelliklerini, her bir köşesinde hissettirdiği bu topraklar, bereketinin kaynağı olan yağışı her mevsim almaktadır.
Bitki çeşitliliği bakımından, Türkiye genelinde yetişen 2.500 bitki türünün yetişmesine elverişli olmakla birlikte bölgeye has 440 çeşit bitki türünü yetiştirmenin mutluluğuyla birlikte Trabzon’un bitki örtüsü, sahip olduğu iklimden en çok memnun olanlar arasında ilk sırada yer almaktadır. Ormanlık alanlarda; şahin, doğan, kartal gibi yırtıcı kuşlar ile, kurt, çakal, tilki, boz ayı, domuz, çengel boynuzlu dağ keçisi ve karaca gibi hayvan türlerine sıkça rastlanmaktadır. Tüm canlılara yuva olmuş kıymetli doğası içinde Akdeniz bitki örtüsü türlerinden olan psöudomaki (Trabzon hurması, akçaağaç, şimşir, karayemiş, defne, prekanta, muşmula, katran ardıcı, kocayemiş vb.), kıyıya yakın kesimlerden itibaren geniş yapraklı etek ormanları (kızılağaç, kestane, meşe türleri, dış budak, ıhlamur, adi fındık, beyaz söğüt, kavak, doğu çınarı vb.), bu katın üzerinde ise geniş yapraklıların hâkimiyetindeki geniş iğne yapraklı karışık ormanlar (Avrupa kestanesi, adi kızılağaç, adi gürgen, adi fındık, doğu gürgeni, meşe, akçaağaç, üvez, çitlembik, defne, mor çiçekli orman gülü, kayın, ladin ve köknar) bulunmaktadır. Heybetli dağların zirvelerine yaklaşıldığında ise iğne yapraklıların hâkimiyetindeki sık ormanlar (sarıçam, ladin, mor çiçekli orman gülü ve bazı çalı türleri) yerini belli etmektedir. Zirveleri kaplayan sisler içinde zümrüdün yeşiline bürünmüş Alpin çayırları da tüm görkemiyle misafirlerini selamlamaktadır. Haldizen, Soğanlı, Kalkanlı, Kemerlik, Kostan, Horos gibi daha nice dağların heybetine kışın sert iklimi eklenince ekonomik faaliyetler adına bir şey yapılamasa da kış sonunda eriyen karların bereketi toprağa bir bir işleyip özellikle hayvancılık için son derece elverişli bir ortamı bölge halkına sunmaktadır. Ekonomisi büyük oranda tarım ve hayvancılığa dayalı olan Trabzon’da balıkçılık ve ormancılık da diğer geçim kaynakları arasındadır. Başlıca tarım ürünleri çay, patates, mısır, fındık, tütün, buğday ve fasulye iken sığır, koyun, kıl keçisi ve kümes hayvanları da yetiştiriciliği üstlenilen başlıca canlılardandır. Bu yörede arıcılık ise son yıllarda yaygınlaşmaktadır. Trabzon’da yaşamın zorluklarına omuz omuza verilen mücadelenin simgesi olmuş ve kemençenin eşsiz ritmine eşlik eden horonun yeri ise apayrıdır. Yöreye özgü kıyafetlerin her bir işlemesinde ise kültürel mirasın izlerini görmek mümkündür. Yöresel kıyafetlerin yanı sıra bölgeden çıkarılan bakır madenine de değen maharetli eller kültür simgesi hâline dönüşmüş sanat ürünleriyle günümüzde de varlığını korumaya devam etmektedir. Sık ve gür ormanlardan elde edilen ahşap malzemelerin ham maddesini oluşturduğu evlerin güzelliği ise ahşap işçiliğinin titizliğine en güzel örnekleri oluşturmaktadır. Evlerin yanı sıra mobilyalar, mutfak araç gereçleri, sepetler, peynir saklama kutuları gibi daha nice ihtiyaçların ham maddesi olan ahşap, Trabzonlu ustaların ellerine emanettir. Rengârenk iplerin birbiriyle uyum içinde bulunduğu dokuma tezgâhları ise bu usta ellerin hünerleriyle görsel bir şölene ev sahipliği yapmaya devam etmektedir…
Yayla turizmin önemli olduğu Trabzon’da Akçaabat-Karadağ, Araklı-Pazarcık, Araklı-Yeşilyurt-Yılantaş, Çakırgöl, Çatma Obası, Düzköy (Haçka Obası), Harmantepe, Hıdırnebi ve Kuruçam, Kadırga, Kulindağı, Lapazan, Maçka-Kiraz, Maçka-Mavura, Sisdağı, Sazalan, Sultanmurat, Kayabaşı yaylaları bahar aylarında hem doğanın hem de insanoğlunun el ele verdiği şenliklere ev sahipliği yapmaktadır. Yayla turizminin yanı sıra Trabzon, Akçaabat ve Beşikdüzü ilçelerinin kıyılarındaki plajlarıyla da deniz turizminden geri kalmamaktadır. Doğal zenginliklerini tarihteki bilinen isimleriyle ün kazandıran, tarihte bolluk ve bereketini beyaz evleriyle süsleyip bugünkü adına kavuşturan, şirin sahili ile yürekleri ısıtan, meşhur köftesi ile sofralarını şenlendiren Akçaabat; tarihî İpek Yolu üzerine kurulmuş, dağların doruklarından eteklerine düşen Asmasu Şelalesi’nden akan suyun sesiyle huzuru dinlerken mahura adı verilen acı suyuyla şifa bulduğunuz, Turnalı Şelalesi’nde tarihî değirmenleri ile turistlerin uğrak noktalarından Araklı; Orta Çağ’dan günümüze topraklarında birçok mücadeleye şahitlik eden Arsin; tarih boyunca tüm dikkatleri üzerine çekmiş doğal limanının yanı sıra Türklerin yerleştikleri bölgelere yurt anlamını katmak amacıyla kullandıkları “beşik” isminden kökenini alan ve Orta Asya’ya uzanan gelenekleri başta “Mayıs Şenlikleri” olmak üzere her hâliyle yaşatmaya devam eden Beşikdüzü; Miletliler ile başlayan tarihî yolculuğuna nice medeniyeti sığdıran, Keşan dokumacılığının sırrını henüz usta ellerden başkasının bilmediği, yaylalarının akıl almaz güzelliğine masmavi denizi de ekleyerek tarifsiz bir manzaranın ev sahipliğini yapan Çarşıbaşı; I. Dünya Savaşı’nda Rus ordularına kahramanca mücadele veren şehitlerin ölümsüz anıtı olarak bilenen “Şehitler Tepesi” ile misafirlerini selamlarken doğanın içinde cennetten bir köşe olma özelliğini korumaya çalışan Uzungöl’ü sarıp sarmalayan Çaykara; Uzungöl Vadisi’nden gelip ilçenin ortasından geçerek yeşilin maviyi boynuna sardığı, tarihinin zenginliğini mimari dokusunun estetiğine işleyerek günümüze ulaşan köprüleri, ahşap işçiliğin en güzel örneklerinden oluşan yapıları ile Dernekpazarı; yabani fındık, kızılağaç, karaağaç, gürgen ve daha niceleriyle tabiatının sakinliğine huzuru yerleştirirken rengârenk kır çiçeklerinin süslediği yaylalarında eşi benzeri olmayan bir yaşam alanın ev sahibi olan Düzköy; birbiri ardına sıralanan tepelerin içine saklanmış, yağmur damlalarının can verdiği topraklarında yetişen binbir çeşit bitki örtüsünün içinde çayın bir başka kıymetli olduğu Hayrat; 1916 yılında ustaların sabrını ince ince işledikleri ağaç işleri ve el sanatlarının eşsiz örneklerini sunan,  tarihî İpek Yolu’nun bir kolu olan kervan yolu ile yolcuların güvenle nefes aldıkları nice hanların ve kervansarayların sahibi Köprübaşı; tarihî yolların bir başka kavşak noktası olan, Sümela Manastırı ile doğanın insanlık ile yaptığı en güzel iş birliklerinden birine kucak açan, Kafkasya üzerinden Anadolu’ya gelen Türklerin verdiği isimle yaşayan, başka bir yerde aynı tadı bulamayacağınız meşhur sütlacı ve bölgenin kendine has flora ve faunası ile farklı güzelliklerin sahibi olduğunu misafirlerine tescilleyen Maçka; topraklarında pek çok medeniyeti ağırlamış, el değmemiş bitki örtüsünün binlerce çeşidinin harmanlanıp damaklarda unutulmaz bir lezzet bıraktıran balların üreticisi olan, kendini yenileyebilen gür ormanları ve tertemiz havasıyla Of; 4000 yıllık tarihinin Orta Asya’dan Kafkas yoluyla gelen Türkler ile başladığı bilinen, Trabzon’un tarihte “trapezos” olarak anılmasına yol açan, tabiat parkları ile ziyaretçileri kendine çeken, şehre ruhunu veren tarihî kaleleri, ibadethaneleri ve diğer kültür miraslarının sahibi Ortahisar; yolculuğunuza Karadeniz’in dalgalarının martılarla birlikte eşlik ettiği, binbir emekle yetiştirilen ürünlerin pazarlarında bayramları yaşattığı, rivayetlerin gizemiyle ziyaretçilerini heyecanlandıran kalenin, konakların ve daha birçoklarının sahibi Sürmene; Çepni Türkleri ile tarih sahnesine giriş yapan, kemençenin yörenin oyunlarıyla bir başka anlam taşıdığı, kültür ve sanat etkinliklerinin yanı sıra her bir adımda yaşatılan gelenek ve göreneklerimizle kültür mirasının kıymetli sahiplenicilerinden Şalpazarı; kızılağaçların mağrur duruşlarının gölgesine kurulan, başka hiçbir yerde bulamayacağınız tereyağı ve peynirin üreticisi Tonya; tarihe tanıklık etmiş doğal limanı sebebiyle Büyükliman adıyla anılmış olsa da bugünkü adını Yavuz Sultan Selim’in annesinden yadigâr almış, dünyada eşi benzeri bulunmayan sıcacık buharı üstünde ve tadı damaklarda kalan taş fırın ekmeklerinin sahibi Vakfıkebir; armudun, elmanın, fındığın, kirazın, karayemişin, üzümün, incirin en güzellerini binlerce yıldır yetiştiren, Orta Asya’dan gelen Türklerin demirciliği miras olarak bıraktıkları yer olan Yomra ilçeleri ile birlikte Trabzon bütün güzelliklerini sergilemektedir.
Trabzon’un Doğal ve Kültürel Değerleri
Karadeniz’in engebeli sıradağları arasına serilmiş, yeşilin her bir tonu ile işlenmiş yaylalarında gür sesli akarsulardan kulaklara ulaşan ezgilere şahin, kırlangıç ve daha nicelerinden elde edilen melodiler de eklenince insan, Trabzon’da sadece doğanın sesinde kaybolup bu güzel diyarı keşfetmek ister. Binlerce yıllık tarihe tanıklık eden surların duvarları, medeniyetlerin seslerini taşıyarak günümüze ulaşmış mimari dokusuyla Trabzon, geçmişin sesi olmaya çalışan Anadolu şehirlerindendir. Bu eşsiz diyarda sabahın erken saatlerinde tertemiz bir havayla güne başlarken vadileri saran sis bulutlarının ardına saklanan doğanın güzelliğine hayran kalmamak ise elde değildir. Hem tarihin hem doğanın bu muhteşem uyumuna gezginleri sürükleyen Trabzon, gökten süzülen yağmur taneleri ile suyun can verdiği toprağın bereketine, doğanın tarihle harmanlandığı bir yolculuğun sözünü vermektedir.
Atatürk Köşkü
Küçük bir çam koyu içindeki bir incidir Atatürk Köşkü. 19. yüzyıl başında inşa edilen binada Avrupa ve Batı Rönesans mimarisinin izlerini görmek mümkündür. 1930 yılı yılında Atatürk’e armağan edilmiş olan bu köşk, Cumhuriyet’in kuruluş mücadelesini veren ve her anını çalışarak geçiren ulu önderi 1937 yılında sadece iki gece ağırlayabilmiştir. 1924, 1930 ve 1937 yıllarında Trabzon’a yapmış olduğu ziyaretlerde konuk olduğu ve çok sevdiği bu köşkte Atatürk, tüm mal varlığının listesini çıkarıp Türk milletine bağışlanması için talimat vermiştir. Ulu Önder’in vefatının ardından Trabzon Belediyesi tarafından o dönemde kullanılan eşyalarla dekore edilerek “Atatürk Müzesi” olarak ziyaretçilerine kapılarını açan köşkün duvarları Atatürk’ün ziyaretleri sırasında yaptığı konuşmaların metinleriyle ve Atatürk’ün yapmış olduğu yurt gezilerine ait fotoğraflarla donatılmıştır.
Sümela Manastırı
Doğaya işlenmiş, sarp kayalıkların içine gizlenmiş ve tarihin bugüne sunduğu bir kültür hazinesidir Sümela Manastırı. Ormanın derinliklerinden dağların zirvelerine doğru yapılan yolculukla ulaşılan bu yapı, yüzyıllar boyunca misafirlerini hem şaşırtmış hem de kendine hayran bıraktırmıştır. Trabzon’un Maçka ilçesinin Altındere köyü sınırları içinde, Karadağ’ın eteklerinde kurulan ve yaklaşık 300 metre yükseklikteki sarp bir kayalık içine inşa edilen manastır, halk arasında “Meryem Ana” adıyla da bilinmektedir. Bizans İmparatoru I. Theodosius zamanında (375-395) Atina’dan gelen iki rahip tarafından kurulmuş olan manastır, 6. yüzyılda Doğu Roma İmparatoru Justiniaus tarafından onarılıp genişletilmiştir. 14. yüzyıl ortalarında önem kazanan manastır, 1461 yılında Osmanlı Devleti’nin bölgeyi fethetmesi sonrasında burada yaşayanların haklarına dokunulmamıştır. 18 ve 19. yüzyıllarda duvarlara işlenen süslemeler ve yapılan eklemelerle birlikte manastır ana kaya kilisesi, birkaç şapel, mutfak, öğrenci odaları, misafirhane, kütüphane ile kutsal ayazma bölümleriyle bugüne ulaşan benzersiz tarihî dokusuna sahip olmuştur.
Trabzon Kalesi
Tarih boyunca birçok savaş gören Trabzon Kalesi, surları ile birlikte günümüze korunarak ulaşmış en eski eserlerden biridir. MÖ 4'üncü yüzyıl Roma Dönemi’ne tarihlenen kalenin surları Yukarı Hisar, İç Kale, Orta Hisar ve Aşağı Hisar bölümlerinden oluşmaktadır.

Ayasofya
İstanbul’un Latinler tarafından işgal edilmesinden sonra Trabzon’a kaçan Hristiyanlar tarafından 1238-1263 yılları arasında yaptırılan ve bir manastır kilise olarak inşa edilen yapıya “Kutsal Bilgelik” anlamına gelen Ayasofya ismi verilmiştir. Geç Bizans kiliselerinin en güzel örneklerinden olup yüksek kasnaklı bir kubbesi ve üç revaklı girişi bulunmaktadır. Taş işçiliğinin ustalığı ile göz dolduran yapıda Selçuklu Dönemi İslam sanatının etkileri de görülmektedir. Fatih Sultan Mehmet’in 1461 yılında Trabzon’u fethinden sonra da kilise olarak hizmet veren Ayasofya, 1511 yılında camiye çevrilmiş ve vakıf eserler listesindeki yerini almıştır. 1864 yılında köklü bir onarım geçiren Ayasofya, I. Dünya Savaşı sırasında ise depo ve askerî hastane olarak hizmet vermiş; ancak sonrasında tekrar cami olarak ibadete açılmıştır. 1958- 1962 yılları arasında Vakıflar Genel Müdürlüğü ve Edinburg Üniversitesi ile yapmış olduğu iş birliği sonucunda restore edilmiştir.
Trabzon Müzesi
Trabzon’un benliğini tüm ihtişamı ile sergilen ve 19. yüzyıla ait en güzel sivil mimarilerden biri olan Trabzon Müzesi, 1916-1918 yılları arasındaki Rus işgali sırasında işgal kuvvetlerinin karargâhı olarak kullanılmıştır. 1927’de kamulaştırılan bina, Hükûmet Konağı, Üçüncü Genel Müfettişlik ve Kız Sanat Okulu olarak kullanıldıktan sonra müzeye dönüştürülmek amacıyla Kültür Bakanlığına devredilmiştir. Yapılan yenilemelerin ardından 22 Nisan 2001’den itibaren Trabzon Müzesi olarak halkın ziyaretine açıktır. Arkeolojik ve etnografik eserlerinde sergilendiği müzede Eski Tunç Çağı’na uzanan izleri görmek mümkündür. Trabzon’un coğrafi ve kültürel yapısını, gelenek ve göreneklerini, el sanatlarını, kentsel dokusunu iki ve üç boyutlu hâlleri ile görebileceğiniz Trabzon Şehir Müzesi; 4000 yılı aşkın bir tarihî geçmişiyle efsanelerin ve romanların konusu olmuş Ortahisar’da kurulan ve şehrin kimliğini oluşturan eserlerin sergilendiği Trabzon Tarihi Müzesi; Selçuklu ve Osmanlının el izlerinden oluşmuş kitapların korunduğu, el yazmaları ve hat levhalara yapılan işlemelerin görkemiyle sergilendiği İpekyolu Müzesi ile Trabzon tarihî ve kültürel mirasını gelecek kuşaklara anlatmaya devam ediyor.
Gülbahar Hatun Camii
Yedi cihana adını duyurmuş yiğitlerin yetiştiği Trabzon’da bir diğer kültür mirası ise Gülbahar Hatun Camii’dir. Yavuz Sultan Selim’in annesi Gülbahar Hatun’un hatırası için 1514 yılında Ortahisar’ın batısındaki Zağnos Köprüsü yakınında bir külliye içerisine inşa edilen cami Osmanlı mimarisinin ayrı bir plan tipi olarak değerlendirilen zaviyeli camiler grubunda yer almaktadır.
Çarşı Camii
Trabzon’daki en büyük camidir Çarşı Camii. 1839 yılından bugünlere muhteşem dokusundan hiçbir şey kaybetmeyen bu caminin tepesi tamamen kurşunla kaplıdır. Taş işçiliğiyle gönüllere taht kuran caminin pencereleri ise barok tarzı süslemeleriyle dikkat çekmektedir.
1577’de yapılan Erdoğdu Bey Camii; Trabzon’un koruyucu azizi Eugenius adına yapılan bir kiliseden dönüştürülmüş ve 1291 yılına ait Yeni Cuma Cami; temelleri 941 yılında yapılan ve dönemin baş kilisesi olarak kullanılmış ama fetihle birlikte camiye çevrilip Fatih Sultan Mehmet’in ilk cuma namazını kıldırdığı cami olarak bilenen ve bitişiğinde medresesi de bulunan Ortahisar Fatih Camii; taş işçiliğiyle dikkat çeken İskender Paşa Camii ile birlikte Trabzon, birbirinden kıymetli sayısız caminin de kucaklaştığı yer olmuştur.
Ortamahalle Evleri
Dağlara uzanan yolların, deniz kenarında buluştuğu sokakların içinden geçerken sıcacık sohbetlerin ve neşeli anıların biriktiği şiir tadındaki evler dikkatleri üzerine çekmektedir. Arnavut kaldırımı taş döşeli yolların dili olsa yüzyıllar boyunca kimlerin ayak seslerini duyduğunu anlatıverir. Geleneksel mimari örneklerin yanı sıra kültürel yaşam için de önemli bir yere sahip olan Akçaabat’ın bu renkli diyarı mahalle kültürümüzün günümüzde yaşatıldığı canlı örneğidir. Bu eşsiz dokudan bir diğer örnek Ortahisar’da bulunmaktadır. Eski Türk evlerinin estetiğini doğayla buluşturan Ortahisar, Türk kent kültürünü yaşatmanın gururunu taşımaktadır.
Alacahan
Yolcuların yüzyıllar boyunca kimi zaman umutla kimi zaman neşeyle kimi zaman da hüzün içinde katettiği bu yollarda yorgunluklarını dindirdikleri adreslerden biridir Alacahan.  Yapılış tarihi kesin bilinmese de yakınında bulunan Alaca Hamamı ile birlikte 18. yüzyılda yapıldığı düşünülmektedir. Dikdörtgen plan üzerine oturtulmuş ve taş işçiliği ile inşa edilmiş bu yapının örtüsünü ise alaturka kiremitler oluşturmaktadır. Günümüzde restorasyonu tamamlanmış olan Alacahan, bugün el sanatları merkezi olarak kültür ve turizme hizmet sunmaktadır.
Bedesten
Trabzon çarşı merkezinde şehri bekleyen bir tarihtir Bedesten. 16. yüzyıl Osmanlı mimarisinin izlerini üstlenmiş bu bedesten şehrin en eski ticaret yapısı olmasıyla da farkını belli etmektedir. Bedesten’i farklı kılan bir diğer nokta da Türk bedestenleri içinde tek kubbeli olan tek örnek olmasıdır. Yapı Gülbahar Hatun Vakıfları arasında olup kareye yakın dikdörtgen bir plan üzerine oturtulmuştur.
Manastırlar
14. yüzyılda inşa edilip 19. yüzyıldaki onarımı ile bugünkü hâline kavuşan Kızlar Manastırı; Sümela Manastırı ile bağlantılı olabileceği düşünülen ve tek nefli olan Ayavarvara Manastırı; 18. yüzyıla ait freskleri günümüze ulaştıran Kaymaklı Manastırı; dün yapılmışçasına canlılığını ve güzelliğini korumayı başarmış ve cennet, cehennem, hüküm tasvirlerini konu edinen fresklerle bütünleşen Vazelon Manastırı; 8. yüzyılda Maçka’nın dimdik kayalıklarının üzerine inşa edilen ve sabırlı el işçiliğin en güzel örneklerinden olan Kuştul Manastırı şehre renk katan diğer kültür miraslarımızdandır…
Uzungöl
Haldizin Deresi’nin hikâyesidir aslında Uzungöl. Heyelan sonucu tabii bir baraj şeklinde önü kapanan Haldizin Deresi bu muhteşem doğa harikası gölü ortaya çıkarmıştır. Ladin ormanlarının içindeki bu eşsiz manzara Trabzon’un Çaykara ilçesinde bulunmaktadır. Denizin dalgasından yaklaşık 1090 metre yükseklikte turkuazın, laciverte dönüştüğü berrak sularıyla Uzungöl, yaban hayatın tüm güzellikleriyle ziyaretçilerini selamlamaktadır. Trekkingden kuş gözlemine, botanik turlardan, Şekersu, Demirkapı ve Yaylanönü gibi meşhur yaylalara düzenlenen geziler ve etkinliklerle Uzungöl, unutulmayacak anılarınıza yenilerini eklemeyecek olmanın sözünü vererek misafirlerini beklemektedir…
Şahinkaya
Dağların zirvelerinden gökyüzüne uzanan doğal güzelliklerin bir an bile misafirlerini yalnız bırakmadığı yolculukta ilk durak ise ladin ormanları arasında yeşilin her tonuna boyanmış kireç taşından oluşan Şahinkaya kayalıklarıdır.  Dağ sporları ile uğraşanların rotalarının ilk sırasında yer alan bu kayalıklarda gerçekleştirilen tırmanış ile yeşilin huzuru ve gökyüzüne dokunabilmenin mutluluğu insanı sarıp sarmalar…
Çal Mağarası
Trabzon’un Düzköy’e bağlı ilçesinde manzarasının güzelliğini anlatmaya kelimeler bulamayacağınız bir yerdir Çal Mağarası. Yer altı su kanalı çıkışı üzerinde bulunan mağaranın giriş kısmı bir insan boyu yüksekliğinde olup dünyanın en uzun mağaraları içinde yer almaya adaydır. Gerçek uzunluğu henüz bilinmeyen mağaranın sadece 1 km’si ziyaretçilere açıktır.
Sonuç
Tarih defterlerinde “ünlü ve zengin kent” unvanları ile adını yazdıran ve medeniyetlerin ekonomisini özellikle gümüş madenlerinin etkisiyle zenginleştiren ve o dönemde basılan sikkelerin üzerine “en mutlu” unvanını da adının önüne ekleyen Trabzon, geçmiş medeniyetlerin güzelliklerine kayıtsız kalamadığı ve her toplumun izini tarihî alanlarında, mimari dokusunda, rivayetlerinde ve şehre verilen isimlerin kökeninde görmenin mümkün olduğu bir şehirdir.  Sadece tarihi ve doğasıyla değil Mezapotamya’ya tarihlenen telkârisi, ipek tellerin zarif dokunuşlarla şekil alarak oluştuğu kazaziyesi, tahta el tezgâhlarının binlerce yıllık sırrı keçesi, Orta Asya’dan gelen Turanlılara bağlı Tibarenlerden öğrenilen ustalıkla ortaya çıkan Trabzon hasırı ve maden işçiliğindeki bilek gücünün el işçiliğine dönüştürüldüğü Sürmene bıçağı, fındık bahçelerinin vazgeçilmezi olan sepetlerin üretiminin sağlandığı sepetçiliği ile Trabzon, sahip olduğu kültür mozaiğini zenginleştiren değerli şehirlerimizdendir.
Nice balık çeşidine ev sahibi olan Karadeniz, balıkçıların yüzünü güldüren, ekmek teknelerini bereketiyle dolduran özelliğiyle yöre halkının baş tacıdır. Taze peynirin mısır unu ve enfes tereyağıyla birleşerek mısır ekmeğinin ayrılmaz bir parçası hâline gelen kuymağından, lahana ve ısırgan çorbalarına, namı dünyayı sarmış Akçaabat köftesinden Hamsiköy sütlacına, mısır unu, fındık ve siyah üzümle yapılan tatlılarından tadı efsaneler arasında olan Laz böreğine, hamsili pilavından kayganasına ve bu bölgede yetişen cennet hurmasından ligarba (yaban mersini) ve karayemişe kadar daha birçok lezzetiyle hiçbir yerde bulunamayacak bir şöleninin ev sahipliği yapan Trabzon, medeniyetlerin soluklandığı bir kervansaray gibi olan Hamsiköy; fotoğrafçıların göz bebeği olan Kervanyolu; 1. yüzyıla kadar derine inen tarihi ile Roma Dönemi’nden miras kalan Tabakhane Köprüsü ile 1891 yılından bu yana bölge insanın ayak izlerini taşıyan Değirmendere Köprüsü; Dede Korkut Masalları ile Evliya Çelebi’nin Seyahatnamesi’ne konu olmanın yanında binlerce kuşun şarkılar söylediği bir göç yolu olan Ağaçbaşı Turbalıkları ile gezginlerin rotasındaki yerini almayı beklemektedir…
Kaynaklar
Altınay, A. Refik (1981), Kafkas Yollarında, Kültür Bakanlığı Yayınları, Ankara.
Beyoğlu, S. (1999). Birinci Dünya Savaşı’nda Trabzon. Trabzon Tarihi Sempozyumu.
Küçüker, Y. (2010). Trabzon tarihi bibliyografyası. Trabzon: Serander Yayınları.
Küçükuğurlu, M. & Başkaya, M. (2019). Sorularla Trabzon tarihi. Ankara: Çizgi Kitabevi.
Hacıfettahoğlu, İ. (2018), Trabzon Armağanı:550. Yılında Fetih ve Fatih, Atlas Yayınları.
İnce,F. (2018). Doğu Karadeniz Bölgesinin Bugünkü Demografik Yapısının Ortaya Çıkmasını Sağlayan Göç Hareketi: Çepni ve Kıpçak Göçleri, Orta Çağ Araştırmaları Dergisi Aralık 2018 Cilt:1 Sayı: 1.
Özel, S. (1991). Millî Mücadelede Trabzon. Ankara: Türk Tarih Kurumu.
Toksoy, C. (2014). Trabzon bibliyografyası. İstanbul: Kitabevi Yayınları.
Ural, S. (2007). Mütareke döneminde Trabzon vilayetinin sosyal ve ekonomik durumunu düzeltmeye yönelik çalışmalar. Atatürk Üniversitesi Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü Dergisi, 14(32), 269-287.
Ural, S. (2009). Atatürk dönemi Trabzon’da sosyal ve ekonomik gelişmelerden bazı kesitler. Atatürk Üniversitesi Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü Dergisi, 16(41), 307-326.
Yüksel, A. (2013). Doğu Karadeniz araştırmaları. İstanbul: Kitabevi Yayınları.
https://www.gezi-yorum.net/trabzon
https://kulturportali.gov.tr/turkiye/trabzon/genelbilgiler .
https://trabzon.ktb.gov.tr/Eklenti/59518,home-of-trabzon-turkcepdf.pdf?0
https://www.ktu.edu.tr/eyi-trabzonuntarihi
https://www.trabzon.bel.tr/default.aspx#
https://www.trabzon.net.tr/trabzon/tarih/trabzon-ismi-nerden-gelir.html