KUTADGU BİLİG VE TÜRK HÜKÜMDARLIK SANATI

07 Temmuz 2022 14:39 Prof. Dr.Erkan Göksu
Okunma
127
KUTADGU BİLİG VE TÜRK HÜKÜMDARLIK SANATI

KUTADGU BİLİGVE TÜRK HÜKÜMDARLIK SANATI

Prof. Dr. Erkan Göksu*

 

Devlet,siyaset ve ahlak konusunda ilhamını KutadguBilig’den alan Yusuf Hâs Hâcib’in evlatlarının, amacına ulaşmak için hertürlü ahlak kaidesini çiğnemeyi şiar edinen Machiavelli’nin çocuklarına karşıgalip geleceği muhakkaktır.

 

X. yüzyılın ilk yarısında Müslümanolan Karahanlılar,Türkistan’dabaşkent Kâşgar olmaküzere Türk dünyasının ikincibüyük kültürel dönüşümünü hayatageçirecek bir devlet kurdular (840-1212)[1].İslam dünyasının en doğudaki kültürmerkezi, kültürlerin ve dinlerin buluşma noktası olan Kâşgar, Karahanlılarla birlikteİslam uygarlığı çerçevesindeşekillenen Türk uygarlığının da başkenti hâlinegeldi. Bir yandanArapçanın Orta Çağ’ın Latincesinebenzer bir işlev kazanarakTürkistan’dan İspanya’ya kadar yayıldığı, biryandan da Farsçanın özellikle Sâmânîler’in (819-1005) etkisiyle İran ve Maveraünnehr’de edebî ve diplomatik bir dilhüviyeti kazandığı bu dönemde Balasagunlu Yusuf, Türkçe manzum bir eser kalemealdı[2].

Yusuf Hâs Hâcib eserine “Turanlılarınifadesiyle” Kutadgu Bilig adını vermiştir[3]. Eser, Göktürk ve Uygur Dönemi’nin Türkçeyazma geleneğinindevamı olup[4]İslami Dönem Türk edebiyatının en nadîde örneklerinden birini teşkil ediyordu[5].Reşid RahmetîArat’ın ifadesiyle XI. yüzyılda Türk coğrafyasında kaleme alınmış olan ikiönemli eserden biri olan Dîvânu Lügati’t-Türk bu dönem Türk dünyasınındış cephesini tasvir ederken, Kutadgu Bilig de iç cephesini,siyasî, idarî ve manevî yönünü ortaya koymuştu.[6]

Eserin yazarı Yusuf’un hayatıhakkında fazla bilgimiz bulunmuyor. Onun hakkında bilinenler, Kutadgu Bilig’dekendi verdiği birkaç bilgi ile ve esere daha sonradan ilave edildiği anlaşılanmanzum ve mensur mukaddimelerdeki kısa malumattan ibaret. Bu bilgilere göre Balasagunlu[7]asil bir aileden geldiği, ellili yaşlarında Balasagun’da yazmaya başladığıeserini on sekiz aylık bir çalışma neticesinde Kâşgar’da tamamlayıp 462(1069-1070) senesinde Karahanlı Hükümdarı Tabgaç Buğra Kara Han Ebû Ali Hasan b.Süleyman Arslan Han’a[8] takdim ettiği ve eseri çokbeğenen Hakan tarafından hâs hâcib unvanı verildiği anlaşılıyor.[9]

Doğum ve ölüm tarihleribilinmeyen Yusuf’un, eserini tamamladığında ellili yaşlarda bulunduğu göz önünealınarak 1009-1019 yılları arasında doğduğu, eserini tamamladığı 1069-1070yılından bir müddet sonra da vefat ettiği tahmin ediliyor.[10]

Onun eğitimi, meslekî, ilmî ve devlethayatı hakkında fazla bilgi olmasa da eserinde kullandığı dil ve üslup, temasettiği konuların çeşitliliği, ele aldığı meselelere ilişkin görüş, yaklaşım vedeğerlendirmelerinin derinliği, çok iyi bir eğitim aldığının bir göstergesidir.Bu eğitim neticesinde Türk dilini, Türk kültür ve tarihini, devlet geleneği,teşkilat ve müesseselerini, başta Kur’an ve hadis olmak üzere sair İslamibilimleri, hatta Batı ve Doğu felsefesiyle cebir ve Öklid geometrisini bilecek derecede bir birikime sahipolmuştur. Bazı yazarlar onun İbn-i Sina’nın talebesi olduğunu ileri sürmüşlersede bu husus teyit edilmiş değildir.[11]Bununla birlikle onun sadece İbn-i Sina’dan değil Firdevsî,el-Bîrûnî, Fârâbî ve Ömer Hayyâm gibi çağdaşı âlimlerden haberdar olduğu veonlardan faydalandığında şüphe yoktur.[12]

Diğer yandan onun Kâşgar’agelmeden daha önce de Türk yönetim anlayışı, devlet teşkilatı ve işleyişihakkında geniş bilgilere sahip olduğu görülmektedir ki, bu durum da onunBalasagun’da veya başka bir Karahanlı şehrinde, hatta belki de doğrudanKarahanlı sarayında hizmette bulunmuş olması ihtimalini düşündürmektedir.[13] Bu bakımdan Yusuf Hâs Hâcib’i, sadeceiyi bir edip olarak değil, aynı zamanda da o dönemin birçok ilminde malumatkesbetmiş çok yönlü bir âlim, son derece geniş ufka sahip bir entelektüel vetabii ki devlet hayatı ve işleyişine vâkıf yetkin bir siyaset kuramcısı olaraknitelendirmek mümkündür.

Türk Kültürünün Mazi, Hâl ve İstikbali

YusufHâs Hâcib, Kutadgu Bilig’i ön söz ve giriş eklemeden 85 baba ayırmış, 6520beyit hâlinde ve mütekarip vezninde öğretici bir destan ya da siyasetnameolarak yazmıştır.[14]Esere sonradan biri mensur, biri manzum olmak üzere iki önsöz (mukaddime) ilaveedilmiş olup bunlardan ilki baş tarafa 77 beyitlik bir giriş, sona 3 bâblık 125beyit ve baştaki 77 beytin sonuna, bu şekilde sayısı 88’e yükselmiş olan bâbbaşlıklarının dizininden oluşmaktadır. İkincisi ise ilk ilavenin başınagetirilen 38 satırlık mensur mukaddimedir. Sonradan yapılan bu eklerle beyitsayısı 6645’e yükselmişse de sona doğru yer yer boşluklar vardır. En sondaki 3bâblık ilave ise Yusuf Hâs Hâcib tarafından yazılmıştır.[15]

KutadguBilig’in yapısı, sahneye konmuş temsilî (alegorik) dört kişi arasında geçenbir münazaraya ya da atasözleri ve bilge deyimleriyle süslenmiş diyaloglu birsahne yazısına benzer. Karşılıklı konuşma ve tartışma şeklinde düzenlenmiş olaneserde, sosyal ve siyasal düşünceler ileri sürülmekte ve çeşitli öğütlerverilmektedir. Bunları desteklemek amacıyla atasözlerine, o devrin büyüklerineait vecizelere başvurulmaktadır.[16] Ayrıca özünü ayet vehadislerden alan çok sayıda beyit mevcuttur ki, bu beyitlerin her biri, sözkonusu ayet ve hadislerin günümüzde bile en duru, en güzel Türkçe tercümelerimahiyetindedir.[17]Eserin dört temel karakterinden ilki hükümdarGündoğdu (Kündoğdu) olup töre (kanun) ve adaletle özdeşleştirilmiştir. VezirAydoldu (Aytoldı) kut’u, vezirin oğlu Ögdülmiş (Övülmüş) akıl yani anlayış vekavrayış kabiliyetini ve Odgurmış (Uyanmış) da kanaat, akıbet ya dasufilik/zahitlik mefhumunu temsil etmekte olup aslında o, bir bakıma töre, kutve aklın tamamlayıcısı olan gönüldür.[18] Butemel karakterlerin dışında Aydoldu’nun Hâcib ile buluşmasını temin edenKüsemiş, huzura kabulü sağlayan Hâcib, arada hizmet gören bir oğlan çocuğu,haber getiren Yumışçı ve zahidin yanında çalışan Kumaru da şahıs kadrosuiçindedir.[19]Kutadgu Bilig üzerine önemli çalışmaları olan Fatih M. Şeker’e göre“Türkistan’a ait bir dille tefekkür âlemimizin standartlarını yeni baştan manalandıranbu dört sembolik tip, Diyaloglar’daEflâtûn’un fikirlerini dile getiren Sokrates gibi Yusuf Hâs Hâcib’indüşüncelerini günde­me getirir. Bu şekliyle bütün bir felsefe tarihininyörüngesini belirleyen Grek filozofun tavrı aktüel hâle gelir. Tarihimizinbüyük metafizikçilerinden biri sı­fatıyla karşıt kutupları çatıştırarakhakikati arayan mütefekkirimiz “Bizdüşün­celerimizi başkalarının dikkatinde, başkalarının kayıtsızlığında veyahiddetinde, hatta zulmünde yaşarız.” sözünü hayata geçirir.

Türkistan ikliminin birterkibi olan[20] karşılıklı aynalar gibibirbirini yansıtan ve düşünce dünyamızın geçtiği yolu bütün aşamalarıyla tespiteden dört tip arasında cereyan eden tartışmada, Gaz­zâlî’nin Tehâfütü’l-Felâsife’deyaptığı gibi kavganın kendisinden çok elde edeceği zafere bakar. O bazen şamanformuna, bazen arif şekline bazen hikmet sahibi hükümdar çehresine bazen deâlim kisvesine bürünür. Gâh Fârâbî olur gâh Mâtürîdî gâh Ahmed-i Yesevî ileBahâeddîn-i Nakşbend’in geleceğini haber verir, gâh hikmet sahibi hükümdarmodelinin kemâl tipi olan Fatih Sultan Mehmet ile Yavuz Sultan Selim Han’ımüjdeler. Bir başka ifadeyle eserdeki her tip aslında mistik bir ruha sahipolan ve kaleme aldığı her şeyi hayatının tabii bir parçası hâline getiren YusufHâs Hâcib’in bizatihi kendisini aksettirir. Bu demektir ki kurgu değil gerçekolan bütün bu tipler, kişinin kendi hikâyesine ne kadar sadık kalıp kalmadığısorgulamaya açık olsa da tek bir karakter ve mizacın farklı tezahürleridir. Budemektir ki, eseri şahsiyeti olan her müellif aslında kendi hayatını telifeder.”[21]Agop Dilaçar’ın ifadesiyle “genel amacı ülküsel vetükel bir kişinin, ülküsel bir devletin ve başbuğun nasıl olması gerektiğiniyurt başbuğuna ve yurttaşlara düşen ödevleri ve ahlak kurallarını bildirmekolan Kutadgu Bilig, bunun dışında da çeşitli mevzulara yer vermiştir[22].İnsanhayatının manası irdelenerek, fertlerin toplum ve devlet içindeki yerini belirleyenbir hayat felsefesi sistemi oluşturulmuştur.[23] Diğer bir ifadeyle Yusuf Hâs Hâcib eserde biryandan ideal devlet ve toplum hayatını işlerken, bir yandan da gerçeğin içindedolaşmış, temsilî karakterleri konuşturduğu diyaloglarda bir devlet ve işleyişörgüsü sunmuş, üstelik sisteme dair eleştirilerini de açık bir surette dilegetirmiştir. Bu bakımdan Yûsuf Hâs Hâcib’in, “semavî şehrî yeryüzünde kurmayaçalışan Fârâbî’nin ideal şehrini amelî bir nizamname hâline getirdiği vesiyaset düğümlerinin nasıl çözülebileceği usulünü öğrettiği söylenebilir.[24]KutadguBilig, toplumu oluşturan fertler ile bunların görev ve sorumluluklarıiçerisinde dönemin hayat felsefesini de ortaya koymuş ve bir tiyatro[25]ya da münazara şeklinde süren diyalogların her birini birer şiir, atasözü veyamesel şeklinde sunması ile de eserin sanatsal yönünü ve etki derecesiniartırmıştır[26].Dolayısıylaeseri sadece devlet görevlilerine ahlak dersi veren kuru bir nasihat kitabıolarak değerlendirmek doğru bir yaklaşım değildir.[27]

MutlulukVeren Bilgi mi Yoksa Devleti İdare Etme ya daHükümdarlık Bilgisi mi?

Bütünbunlara rağmen Kutadgu Bilig’in[28] merkezealdığı temel mefhumun “devlet” olduğu muhakkaktır.[29] “Ey bu kitabı makbulbulan ve bu Türkçe esere hayretle bakan kimse. Bu kitap herkese yarar. Fakat ençok memleket ve şehirleri idare eden hükümdar için faydalıdır.” diyen müellif[30], eserin esas amaç vemahiyetini açık bir şekilde ortaya koymuştur.

Bunoktada eserin adının Kutadgu Bilig olması da tesadüf değildir.[31]Bu isim, çok eski bir Türkçe kelime olan “kut”un farklı şekillerdeanlamlandırılması neticesinde günümüz Türkçesine “mutluluk, saadet, iyi talih,baht, şans, ikbâl, bahtiyarlık veren bilgi” şeklinde aktarılmış ise de kut’unasıl anlamının “siyasihâkimiyet” ya da “siyasi hâkimiyet kudreti, devleti idarekudret ve salahiyeti” olduğu muhakkaktır. Kelimenin “iyi talih, şans, baht,ikbal, uğurluluk, saadet, mutluluk ve bahtiyarlık” gibi ikincil, üçüncül,dördüncül anlamlarının ise sonradan ortaya çıkan tali manalar olup kut’ungerçek anlamını yansıttığı söylenemez.[32]

Bu bakımdan Kutadgu Bilig’denbahsedilirken kut kelimesini “siyasi hâkimiyet” ya da “siyasî hâkimiyetkudreti” şeklinde değil de mutluluk ve saadet olarak anlamlandırmak, eserinmahiyeti ve kıymeti hakkında ciddi bir yanlış anlamaya ve algı kırılmasınasebep olacağından son derece yanlıştır. Bu durum Kutadgu Bilig’in sadeceismi için değil, bütün eser için de geçerlidir. Eser metninde çok sık birşekilde geçen kut kelimesinin de mutluluk, saadet ve diğer tali anlamlarıylaifade edilmesi, beyit ve cümlelerin asıl manalarının dışında anlaşılmasınasebep olacaktır. Bu bakımdan hem genel anlamda Türk devlet anlayışında büyükyeri olan hem de Kutadgu Bilig’in ismi ve anahtar kelimesi vaziyetindebulunan kut mefhumunun doğru anlaşılması için bu yanlış tercüme veya aktarımtercihlerine son derece dikkat etmek gerekir.[33]AyrıcaXI. yüzyılda “saadet” kelimesi “kıv/kuv” veya “kıvığ/kuvığ” sözü ilekarşılanmakta olup Dîvânu Lügati’t-Türk’teki “Kut kıwıg berse idhimkulunga/Künde ışı yükseben yokar agar” yani “Tanrı (bir kuluna) kut ve saadetverirse, onun işi her gün yükselir.” şeklinde ifade edilmiştir. Yani kut vesaadet ayrı kelimeler olarak kullanılmış, iki kelime anlam itibarıylabirbirinden açık bir şekilde ayrılmıştır.[34]

Görüldüğüüzere Kutadgu Bilig, kimilerinin izah ettiği gibi “mesut eden, mutlulukveren bilgi” değil, “kutadmak” yani “kut sahibi kılmak” veya “kut’a eriştirmek”fiilinden yapılmış bir isimdir. Anlamı da “siyasî hâkimiyet/otorite bilgisi”,“devlet kılan/yapan bilgi”, “devletli olma, devleti idare etme bilgisi” veya ennet ifadesiyle “hükümranlık/hükümdarlık bilgisi” şeklinde olmalıdır.[35]

Kutadgu Bilig’den Türk Hükümdarlık Sanatına Dair Bazı Örnekler

Beyin Emrine İtaat, Vaciptir

Kutadgu Bilig’de, halkın töre ve adaletle özdeşleştirilenhükümdarın emirlerine riayet etmesi şart görülmüştür. Zira o, halkın büyüğüdürve her türlü hürmet ve tazimi hak etmektedir. Üstelik töre ve adaleti temsilettiğinden, ona itaat, aynı zamanda töreye itaat anlamına gelir. Öyle kihükümdar parayla satın alınmış bir kul dahi olsa, onun emrine uymak büyük küçükayrıt edilmeksizin herkes için vaciptir.[36] Ülke içerisinde yaşayanher vatandaş, cari kanunlara uymak, kanunun kendisine yüklediği sorumluluklarıyerine getirmek zorundadır. Zira meşruiyetini ve gücünü kanundan alan hükümdarasaygı göstermek, onun emirlerine itaat etmek, doğrudan doğruya hükümdarınşahsına değil, gerçekte töre ve kanuna karşı bir sorumluluk demektir. Yani söz konusuhürmet ve itaat, şahsa değil, devlet ve töreyedir. Hükümdarmemleketin beyi ve halkın büyüğüdür; ona her türlü hürmet ve tazimi göstermeklâzımdır. (KB, b.4996) Böylece o hareketlerini düzeltir, sözünde sadık olur vememlekette kötülerin izini yok eder. (KB, b. 4997) Bilgisi deniz gibi geniş,akıllı, sakin ve gönlü çok yüksek olan insan ne der, dinle. (KB, b. 4998) Beyinemirini yerine getirmek halk için vaciptir. Büyük ve küçük onu duyan herkes buemre riayet etmelidir. (KB, b. 4999)Bu bey para ile satın alınmış köle dahiolsa, onun hem kendisine hem de emrine riayet gösterilmelidir. (KB, b. 5000)

Beyler Güler Yüz Gösterirse, Herkes Etrafına Toplanır

Dili tatlı, sözü tatlıbeyi, bey de kul da büyük de küçük de dinler, boyun eğer. Asık suratlı, kabasözlü, kibirli ve kendilerini korkutan insandan herkes nefret eder[37].Buna karşılık güler yüzlü, tatlı sözlü ve yumuşak huylu bey, herkes tarafındansevilir, itibar görür. Ancak beyler kabalık ve küstahlıktan uzak durduklarıgibi zevzeklikten de uzak durmalı, boş konuşmamalıdırlar. Bu tür davranışlarasil beylere yakışmaz. Eğer bir bey, asaletini bozarsa, halk nazarında hiçbiritibarı kalmaz. İnsan sakin ve mülayim tabiatlı olmalıdır. Güneş ve ay doğması için,beye itidal lâzımdır. (KB, b. 325)Hem yumuşak huylu, hem tatlı dilli, hemakıllı, hem bilgili olmak gerektir. (KB, b. 326) Kim halka hâkim olursa, onun tabiatı yumuşak, tavır ve hareketiasil olmalıdır. (KB, b. 546)Halkiçinde kim nüfuz sahibi olursa, onun dili ve sözü tatlı olmalı, kendisi tevazugöstermelidir. (KB, b. 547)Beylerkime gülerek bakarlarsa, onun akılı ve gönlü yerinde olur ve kendisine güvengelir. (KB, b. 603)Beyler kimegüler yüz gösterirse, o insan itibar bulur ve sözü dinlenir. (KB, b. 604) Beni bulan kimse mütevazı tabiatlı,alçak gönüllü ve tatlı dilli olmalıdır. (KB, b. 703) Gün olur, anneden babadan daha merhametli olursun; güler yüzgöstererek, insanı el üstünde taşırsın. (KB, b. 717) Hangi iş olursa olsun, sen onu tatlı dille karşıla; her işte tatlıdil kullanırsan, kut sana bağlanır. (KB, b. 1311) Beyler kime güler yüz gösterirlerse, hükümdarın hizmetindebulunanlar onun ağzına bakar ve onun etrafında toplanırlar. (KB, b. 1632) Alçak gönüllü ve tatlı dilli idi;içten ve dıştan halkı kendisine ısındırdı. (KB, b.1696)

Ağzından Çıkan Sözler Şekerden Daha Tatlı Olsun

Ağzından çıkan sözlerşekerden daha tatlı olsun. Böylece bey-kul, büyük-küçük, hepsi sana boyun eğer.(KB, b. 2070)

Halk tarafından sevilmesive itibar görmesi için, ey hükümdar, beyin şu bir şeye sahip olması lâzımdır.(KB, b. 2071)

O güler yüzlü, tatlısözlü, yumuşak huylu olmalı ve bütün hareketlerinde de bunlara uygundavranmalıdır. (KB, b. 2072)

Asık suratlı, kaba sözlüve kibirli insan, herkesi kendisinden nefret ettirir ve işini yoluna koyamaz.(KB, b. 2077)

Askerlerbunu görünce sevinirler. Savaş günlerinde de sevgili canlarını feda ederler. (KB, b. 2404)

Tatlısöz ve güler yüz ile onlara mal vermelidir; bu üç şey insan için iyi bir an’aneolur. (KB, b. 2405)

Serbestve hür insanlar ona kul olur; bu kul, onu memnun etmek için, canını feda eder. (KB, b. 2406)

Onlaragüler yüz göster, tatlı söz söyle, mal ve mülk dağıt; serbest ve hür insanlarbu üç şeyin etrafına toplanır. (KB, b. 2408)

Herkesekarşı küçük ve alçak gönüllü davranmalı; dili yumuşak ve şekerden daha tatlıolmalıdır. (KB, b. 2475)

İnsanlaraaçık ve güler yüz göstermeli; başkalarına karşı insaniyet dairesinde ve iyimuamele etmelidir. (KB, b. 2476)

İnsangönlünü alçak tutarsa, saadet gelip, onu bulur; hayatta herkes güler yüz vetatlı söz etrafında toplanır. (KB, b. 2478)

Güleryüz ve tatlı söze insan ısınır; insan kime ısınırsa, ona kul köle olur. (KB, b.2479)

(Elçinin)Sözü yumuşak ve şeker gibi tatlı olmalı; tatlı söze karşı, büyük küçük, herkesyumuşar. (KB, b. 2665)

Beyin güzel sözü, kapalı gönülleri açar

Helâldünyalık kazan ve fakirlere dağıt; insanlara yardımda bulun ve onlara güleryüzle muamele et. (KB, b. 3240)

Bilgiline kadar güzel söylemiş: Beyin sözü kapalı gönülleri açar. (KB, b. 3182)

Beylerkula iltifat ederlerse, kul bunu hayatı boyunca unutmaz. (KB, b. 3183)

Eğerbeyin dili yumuşak ve tatlı ise, onu, büyük küçük, bütün halk sever. (KB, b. 3184)

Kabasöze yumuşak cevap vermeli ve acı sözlere de tatlı sözle mukabele etmelidir. (KB, b. 3426)

İnsanlaragüler yüz göster ve onlara tatlı sözle tuz-ekmek yedir. (KB, b. 4222)

İnsanlarıkul yapan bu iki harekettir; ben başkasını bulamadım; varsa, sen bul. (KB, b. 4223)

KendiniHerkese sevdirmek istersen, sözün ve fikrin birbirine uygun ve dilin tatlıolsun. (KB, b. 4224)

Onlarnasıl hareket ederlerse, sen de öyle yap; tatlı söz söyleyenlere sen de tatlıdil ile mukabele et. (KB, b. 4307)

İyilerekarşı daima iyi insan ol; kötülere karşı da kötülükleri derecesinde, kötü ol. (KB, b. 4308)

Âlimleremalından hisse ayır, onları yedir, içir; güler yüz ve tatlı sözle hizmetlerindebulun. (KB, b. 4348)

Sert vekaba dil kullanma, onlardan çekin; onların eti yenmez, zehirdir. (KB, b.4349)

Onlarakarşı sert ve kaba bir dil kullanma; tuz-ekmek yedir, saygı göster ve hürmetet. (KB, b. 4350)

Onlarıdinle, bilgilerine göre hareket et; tavır ve hareketleri hakkında arkalarındandedikodu yapma. (KB, b. 4351)

Herkesetatlı söz söyle, yüzünü açık ve alnını parlak tut. (KB, b. 5222)

Eyhalkın büyüğü olan hükümdar, kendine fidye olarak, tevazuu ve tatlı dilikullan. (KB, b. 5251)

Güleryüzlü, tatlı sözlü ol ve iyi hareket et; böylece devir döner ve kut sanageliverir. (KB, b. 6095)

Hizmetkârlar Üç Türdür

Eyhükümdar, çaresiz, sana adamlar lâzımdır; beyler fesadı bunlar ile ortadankaldırırlar. (KB, b. 5512)

Birçokadamlar toplamalı ve onlara ihsanlarda bulunmalı. Fakiri zenginleştirmeli veaçı doyurmalıdır. (KB, b. 5513)

Hizmettebulunan kimse bir şeyler ümit eder. Hizmetkâr ümidini keserse, durmaz, gider. (KB, b. 5514)

Eyhükümdar, hizmetkâr bir kaç türlüdür. Bunları seç ve ayrı ayrı muameleye tâbitutarak, hizmet gördür, yollarını şaşırmasınlar. (KB, b. 5515)

Onlardanbiri şeref için çalışır. Onu, şeref vermek suretiyle, tatmin et. (KB, b. 5516)

Biri malve mülk ister; ona mal ver, canını sana feda etsin. (KB, b. 5517)

Bazısıhem mal, hem şeref ister. Bir de unvan, hilat ve nüfuz peşindedir. (KB, b. 5518)

Eğercesur ve kahraman kimse ise, ona gümüş ver. Kılıç kullansın, sana şehir vememleketler fethetsin. (KB, b. 5519)

Bilgili,akıllı ve temiz kalpli insan ise ona hürmet göster, ihsanlarda bulun ve himayeet. (KB, b. 5520)

Kötü ve Zalimi Yükseltme

Hükümdarlığı Tanrı bağışıolarak gören ve hükümdara bu düşünceden hareketle büyük sorumluluk yükleyen KutadguBilig, hizmetkârın ya da devlet idaresinde bulunan âmir ve memurlarınseçimi konusunda da aynı duruma işaret eder. Öyle ki, hükümdarın, devlethizmeti verirken hizmettir diye, olur olmaz insanlara iş vermemesi, görevverilecek kişilerin işi bilen, devlet tecrübesi olan, becerikli, sadık ve iyiahlaklı kişilerden seçilmesi öğütlenir.[38]

Bey iyi olursa, halk daima ona itaateder, iyi ve güzel tavır ve harekete sahip olur. (KB, b. 887)

Beyler iyi kişileri kendilerine yakıntutarlarsa, kötüler de kendi islerinde iyi hareket etmeye mecbur olurlar. (KB,b. 888)

Beylerin etrafını kötüler çevirirse,memlekete tamamen kötüler hâkim olur.” (KB, b. 889)

Kötü serbest kalırsa, iyi ortadankaybolur; hâkim iyi olursa, onun halkı da şüphesiz iyi olur. (KB, b. 890)

Kötü vezalim olan kimseyi yükseltme. Ona memlekette nüfuz verme; seni çok üzer. (KB, b. 5521)

Zalim vekötü kimseyi yükseltme ve onu zengin etme. O sana, şüphesiz, ilâç ve devayızehir hâline getirir. (KB, b. 5522)

Bökeyabgusu ne der dinle. En zayıf insan bile zenginleşirse, ferman dinlemez olur. (KB, b. 5523)

Eykudretli hükümdar, kötüleri servet sahibi etme. Kötüler, zengin olurlarsa hâlve tavırlarını değiştirirler. (KB, b. 5524)

Elidarlıkta kalıp muhtaç duruma düşünce, iyilerin bile tavır ve hareketi bozulur. (KB, b. 5525)

İyitabiatlı insanın da muhtaç duruma düşünce, iyiliği nispetinde hareketikötüleşebilir. (KB, b. 5526)

Kötüyedeğer vermezsen, o gittikçe tavır ve hareketini düzeltir. İyiye itibargösterirsen, onun hâl ve tavrı daha da iyi olur. (KB, b.5527)

Faydalıyı, Faydasızı İyi Seç

Beyler ve vezirler her devirde çeşitli vazifelerle ilgiligörevlendirmeler yaparken, temel alacakları asıl kural, işe layığının verilmesive bir kişiye bir işin verilmesi olmalıdır. Kesinlikle bir kişiye iki meşguliyetveya iki kişiye bir iş verilmemelidir. Bu prensip işlerin istendiği şekilde vezamanında yapılmasını, astın üste karşı olan sorumluluk duygusunun gelişmesinive devlet kaynaklarının heba olmamasını sağlar.[39]

Sanagönülden bağlı olan kimseyi kendine yakın tut. Hayâsız kimseleri de kendindenuzaklaştır, onlardan kendini koru. (KB,b. 5528)

Kimfaydalıdır, kim faydasızdır, ey âlim hakîm, sen bunları iyice seç. (KB, b. 5529)

Seniseven ve sevmeyenleri de iyice ayırt et. Sevene karşı sevimli, sevmeyene karşıda yalın ateş gibi ol. (KB, b. 5530)

Seninmemnun olmanı istemeyen kimseyi kendinden uzak tut. Onu başkalarına da sevdirmeve ona hiçbir vazife verme. (KB, b. 5531)

Hıyanetile emniyeti bir araya getirme. Yarayan ile yaramayanı bir arada tutma. (KB, b. 5532)

Bir işiiki kişiye birden verme. Onlar birbirlerine yüklerler ve iş yapılmadan kalır. (KB, b. 5533)

İşi işbilen kimselere ver. İş yapamayan insan onu beceremezse üzülür ve müteessirolur. (KB, b. 5534)

- Olur, Olmaz İnsanlara İş Verme…

Önemliolan tembel ve miskin olmamak, çalışkan, akıllı, bilgili sadık ve faydalıolmaktır. Devlet hizmetinde bu şartları haiz faydalı insanların görev alması,devlet işleyişi için son derece önemlidir. Aksi takdirde düzen ve işleyişbozulur.

Hizmetkârlarındoğru ve dürüst olması lazımdır ki, beyler inanıp işlerini emniyetle onlaraversinler. (KB, b. 2211)

Eğer bumevkilere küstah ve aşağılık adamlar yerleşirse bu hizmetkârlardan beye büyükzarar gelebilir. (KB, b. 4073)

Hizmettirdiye, olur olmaz insanlara iş verme. İşi sana faydalı olacak şekilde beceriklikimselere ver. (KB, b. 5535)

Memleketinfaydasını kendi menfaatin ile telif et. Başkasının menfaatini düşünüp, onabağlanma. (KB, b. 5536)

Başkasınıngönlüne bakma, her kes kendi istifadesini kollar. Memleket menfaatini ara vekendini zorla fena duruma düşürme. (KB,b. 5537)

Sana kimfaydalı ise, sen de ona faydalı ol. Faydasız kimseyi kendinden uzak tut. (KB, b. 5538)

Faydalıinsana her vakit itibar göster. Ey hükümdar, lüzumlu işleri ona gördür. (KB, b. 5539)

Onlarımemnun et, ihsanlarda bulun. Dikkat et, onlara başka iş verme. Verilmiş ise onubu işten al. (KB, b. 5592)

İşiEhline, İşe Yarayana, Hareketi Doğru ve Dürüst Olana Ver

Kutadgu Bilig’de, iyi yöneticiler bulmave devlet yönetimini bu işi yapabilecek nitelikteki insanların eline bırakmadüşüncesine de sık sık rastlanır. Esasen eseri genel kurgusu içerisinde dehükümdar Gündoğdu’nun Aydoldu ve Ögdülmiş’i vezirliğe kabul ederek yanındatutmasının, bu şahıslarla hükümdar arasında geçen diğer devlet görevlilerinsahip olması gereken nitelikler hakkındaki diyalogların ve Odgurmış’ı sarayabağlama çabasının arkasında hep işin ehline verilmesi mantığı yatmaktadır.[40] Bu bakımdan “işi iş bilenkimselere verme” düşüncesinin Kutadgu Bilig’in özü olduğu düşünülebilir.[41]

Kuluönce tavrı ve hareketi bakımından iyice tecrübe etmeli, sonra anlayışınispetinde ona paye vermelidir. (KB, b. 4080)

Memleketikuvvetle elinde tutan kimse, işini ehliyetli kimselere gördürmüştür" (KB,b. 40).

Beylerhizmetkârlarına dikkat ve hizmete girecekleri de esaslı bir şekilde tecrübeetmelidir. (KB, b. 1755)

Ancakkulun işin ehli olduğu görüldükten sonra, bey ona izzet ve ihsan kapısını açmalıdır.(KB, b. 1756)

İşibeyin arzu ettiği şekilde olursa, hizmetkâr büyür; hizmetkâr büyüyünce, beyinde şöhreti artar. (KB, b. 1757)

Her işebilgisi ve aklı ermiş olan Yağma beyi çok iyi söylemiş. (KB, b. 1758)

Ey bey,işi işin ehline, işe yarayana, hareketi doğru ve dürüst olana ver. (KB, b. 1759)

Eğer birbey işi ehliyetsiz bir kimseye verirse, ehliyetsizliği başkası değil, kendisigöstermiş olur. (KB, b. 1760)

Tanrıbir kimseyi mesut etmek ve yükseltmek isterse, ona ehliyetli ve dürüsthizmetkârlar verir. (KB, b. 1761)

Eğeryükselttiğini tekrar düşürmek isterse, ona gün göstermeyen hizmetkâr verir.(KB, b. 1762)

Obilgisiz idare dizginini eline alır ve bu odun onu takip eder; böylece bütünişi bozulur ve tozu dumana katılır. (KB, b. 1763)

İnsanlarınen seçkini, akıllı ve tam bilgili insanı halka âmir tayin et. (KB, b. 2603)

Hizmetkârınbeyine içten bağlı olması lâzımdır; içten bağlı olanında candan hizmet etmesilâzımdır. (KB, b. 2570)

Candanhizmet eden sadık ve candan bağlı bir kulun hizmeti beyliğin temelini gündengüne sağlamlaştırır. (KB, b. 2571)

Candan hizmet eden kimse kendi faydasını düşünmez;o her gün iyi niyetle beyin menfaati için çalışır. (KB, b. 2572)

Hizmetkârların da Bey Üzerindeki Hakları Vardır

Kutadgu Bilig’de devlet hizmetinde bulunanların, beylerya da hükümdarlar üzerindeki haklarından da bahsetmektedir. Bu noktada herşeyin merkezinde bulunan hükümdara, kendi hizmetkârlarına karşı bile sorumlulukyüklenmesi dikkat çekicidir. Esere göre hükümdar, devletin muhtelif yerlerindegörev yapan hizmetkârların haklarını tam olarak vermelidir. Devlette çalışangörevlilerin yi­yecekleri, içecekleri ve giyimleri hazır olmalıdır. Onlarhizmetleri esnasında ağır ve zahmetli yüklere girer, kötüyle mücadele eder,düşmanla savaşırlar. Sıcakta soğukta, aç tok, yaya ve çıplak hâlde kılıç, balta ve okdarbelerine maruz kalırlar. Beyler bunu takdir etmelidir ki, hizmetkâr gayretle işini yapabilsin. Onlardüşmana karşı ön safta bir silâh vazifesi görürler. Beyin yaşaması içinkendilerini ölüme atarlar. Bu şekilde beyinin huzurunu diler ve geceyi gündüzekatarak, zahmet çekerler. Bu hizmetleri için bey onların hakkını ödemeli,onlara şefkatle muamele etmelidir.

Beylerde hizmetkâr kullarına ve yıllarca hizmet edenlere nasıl ihsanda bulunmak lâzımgeldiğini bilmelidirler. (KB, b. 2952)

Kullarüzerinde beyin o kadar hakkı var da beyler üzerinde kulların hakkı yok mudur?(KB, b. 2953)

Eğerkullar beyin karşısında hizmet ile onun hakkını yerine getirirlerse, beyin dehizmetlerine göre kullarının hakkını vermesi lazımdır. (KB, b. 2954)

Beylerüzerinde hizmetkârın, daha hizmete başlamadan evvel, bir alacağı vardır. (KB,b. 2957)

Ona ilkönce yiyecek ve içecek vermek ve onun hizmet esbabını hazırlamak lâzımdır. (KB,b. 2958)

Hizmetetmek zahmetli ve ağır bir iştir; beyler bunu takdir ederlerse, hizmetkâr dahaçok gayret eder. (KB, b. 2959)

Hizmeteden insan tenini ve canını feda eder; kulluk eden beyini memnun etmek ister.(KB, b. 2960)

Onlarsıcakta soğukta, aç tok, yaya ve çıplak hâlde kılıç, balta ve ok darbelerinemaruz kalırlar. Ey hükümdar, bunu bil. (KB, b. 2961)

Onlaröne, arkaya, sağa ve sola giderler. Oralarda beylerini huzura kavuşturmak için,zahmet çekerler. (KB, b. 2962)

Onlardüşmana karşı ön safta bir silâh vazifesi görürler; beyin yaşaması içinkendilerini ölüme atarlar. (KB, b. 2963)

Buşekilde beyinin huzurunu diler ve geceyi gündüze katarak, zahmet çekerler. (KB,b. 2964)

Buhizmetleri için bey onların hakkını ödemeli; onlara şefkatle muamele etmelidir.(KB, b. 2965)

Başkasının Emeğini Takdir Et, Vefayı Unutma

Hizmetkârların haklarına bu şekilde işaret eden KutadguBilig, bir işte emeği olanlara karşı insanlık yapılmasını, iyiliklekarşılık verilmesini öğütlemektedir. Buna karşılık başkasının emeğini takdiretmeyen kimse, insanlığını unutmuş, insanlıktan çıkmış bir hayvanabenzetilmekte, kişinin adının “öküz”e çıkmaması için insanlık edene karşı insangibi davranılması gerektiği vurgulanmıştır. Aynı şekilde vefaya karşı vefalıolmanın bir insanlık örneği olduğuna dikkat çekilerek vefakârlıket, insan ol ve adını yükselt denilmektedir.

Sözü bilerek ve anlayarak söylemiş olanUç-Ordu beyi ne der dinle. (KB, b. 1594)

Sana bir kimsenin gerçekten emeğigeçmiş ise bu emeği unutma ve ona karşı, ölü gibi hareketsiz kalma. (KB, b. 1595)

Ey asil insan, insanlığı bırakma.İnsanlara karşı daima insaniyet ile muamele et. (KB, b. 1596)

Kimin sana bir az emeği geçerse, senona karşılık daha fazlasını yapmalısın. (KB, b. 1597)

Başkasının emeğini takdir etmeyenkimse, tam manası ile bir öküz olur, ey devlet adamı. (KB, b. 1598)

Yürü, adın öküze çıkmasın, insanlıkyap; insanlara karşı insaniyetle hareket ederek, insan ol. (KB, b. 1599)

İnsana insanlığından dolayı bu adverilmiştir; insan insanlık ile adını yükseltir. (KB, b. 1600)

İnsanlık edene karşı insanlık göster,insana insanlığı nispetinde mukabele et. (KB, b. 1690)

Vefaya karşı vefa göstermek insanlıkvazifesidir. Vefakârlık et. İnsan ol ve adını yükselt. (KB, b. 1691)

Sen bana büyük bir sadâkatle hizmetettin ve yediğin tuz ekmek hakkını ödedin. (KB, b. 5889)

Senin geçinmen ve hizmetimde hazırbulunabilmen için, benim de şimdi sana buna karşılık iyi bir mukabeledebulunmam lâzımdır. (KB, b. 5890)

İnsanların iyisi olan ve halk arasındadoğrulukla şöhret kazanan ne der, dinle. (KB, b. 5891)

İnsanların iyisi ve insanların başı,başkalarına karşı her vakit insanca hareket eden kimsedir. (KB, b. 5892)

İnsanainsanlığı nispetinde mukabelede bulun. Böyle mukabelede bulunduğu için, insanainsan adı verilmiştir. (KB, b. 5893)

Hizmetinde Bulunanları Memnun Et ki, Dosta Yâr, DüşmanaÖlüm Olsunlar

Kutadgu Bilig’de hizmetkârlarınhaklarına yapılan vurgu, devletin sürekliliği, toplumsal sorunların çözümü vehükümdarın rahat yöne­timi için gerekli görülmektedir. Ayrıca hükümdarın iyiolup olmadığı da hak­ların sağlanmasındaki tutumuna bağlanmaktadır. Esere görehizmete layık kimseler, hizmetkârların hakkını bileceğinden, layık olmayanahizmet etmemek gerekir. Hükümdar altın, gümüş ve malını hizmetkârlarındanesirgememeli, buna karşılık hizmetkârlar da en iyi hizmet için gayretgöstermelidir. Hakkı verilmiş, mutlu edilmiş ve övülmüş hizmetkârlar, dostayâr, düşmana ölüm olurlar.

Hizmetetme, edersen, layık olana hizmet et; layık olan bey hizmetkârların hakkınıbilir. (KB, b. 947)

Senaltınını, gümüşünü ve malını dağıt. Sen ne kadar som altın verirsen, onlar da okadar canlarından fedakârlık eder. (KB, b. 2411)

Hazinençok, adamların ve askerin var; her türlü işe yol gösteren bilgi ve aklasahipsin. (KB, b. 5478)

Hazineniaç ve servet dağıt, adamlarını sevindir; onlar senin her arzunu yerinegetirirler. (KB, b. 5479)

Düşmanakarşı koyan cesur insan ne der, dinle; altın ve gümüş veren düşmanını mağlûpeder. (KB, b. 5480)

Eğer senher vakit üstün gelmek istersen, adamlarını memnun et ve onlara değer verip,överek, şevke getir. (KB, b. 5481)

Adamlarınıönce memnun et, sonra onlardan iş bekle. Bütün arzuların yerine gelir. Düşman,senin önünde boyun eğer. (KB, b. 5482)

Adamlarınçok ve kalabalık olsun, onları sevindir ki, onlar da bir gün senin için sevgilicanlarını verirler. (KB, b. 5483)

Düşmanave kurda karşı koyanlar, senin hizmetinde bulunanlardır. (KB, b. 5591)

Onlarımemnun et, ihsanlarda bulun; dikkat et, onlara başka iş verme; verilmiş ise,onu bu işten al. (KB, b. 5592)

Faydalıoldukları nispette onlara izzet, ikram ve ihsanda bulun; gelirlerini artır verütbelerini yükselt. (KB, b. 5593)

Düşmanave kurtlara karşı silâhlarını hazır bulundursunlar; dosta yâr olup, düşmanaölüm olsunlar. (KB, b. 5594)

Böylecebütün yakın olanların seçilir ve belli olur. Bütün işlerin de durulur ve yolunagirer. (KB, b. 5595)

Sen heriki dünyada iyilik bulursun ve Tanrım da senden razı olur. (KB, b. 5596)

Beyin Adı Hizmetkârları ile Yükselir

Eserde hükümdar ne kadarmaharetli, cesur ve zeki olursa olsun emrindeki hizmetkârlar olmadan devletiyönetemeyeceğine işaret edilerek düzenin sağlanması için onlara ihtiyaç olduğuvurgulanmıştır. Bu görevlilere iyi davranmak, haklarını ödemek ve yeri geldikçehak ettikleri ölçüde terfi ettirip ödüllendirilmelerine özen göstermek gerekir.Zira bunlar hükümdar adına çalışır ve düzeni sağlarlar. Hatta beyinaslı ne kadar ulu, kendisi ne kadar büyük olursa olsun onun adını yükseltenhizmetkârlarıdır. Bu yüzden onlara gösterilecek özen son derece önemlidir.

Halkarasında seçkin ve insanların doğrusu olan Uç Ordu hanı ne der, dinle. (KB, b. 2966)

Eyhalkın büyüğü ve olan bey, hizmetkâr kullarına iyi muamele et ve onlarıyükselt. (KB, b. 2967)

Beylerhâkimiyetlerini hizmetkârlar vâsıtası ile elde ederler; hükümdar hizmetkârlarile memleketini düzene koyar. (KB, b. 2968)

Beyinaslı ne kadar ulu ve kendisi ne kadar büyük olursa olsun, onun adı hizmetkârlarıile yükselir. (KB, b. 2969)

Eyhükümdar, insanlık mürüvvettir; mürüvvet insan için, bir tarikattır. (KB,b.2970)

Mürüvvetve tarikat, hiç şüphesiz, insanın emeğini takdir ile hakkını vermektir, (KB, b.2971)

Hizmetkârkapıda ümit ile hizmet eder; bey onun umduğunu vermezse mürüvvet gider. (KB, b.2972)

Beylerhizmetkârın nasıl olduğuna ve işe yarayıp yaramadığına her vakit dikkatetmelidirler. (KB, b. 2973)

İşeyaradığı nispette ona ihsanda bulunmak ve hizmeti nispetinde onun hakkını ödemeklâzımdır. (KB, b. 2974)

Eyhükümdar, insan hayvandan daha aşağı bir mahlûk değildir; bunu kıyas tutarsan,iş ölçüsüne göre olur. (KB, b. 2975)

İnsanönce hayvanın karnını doyurur; sonra bu insan ondan istifade eder. (KB, b.2976)

Beylerihsanda bulunur ve iyi sözle onu takdir ederlerse, hizmetkâr beyine kendisinifeda eder. (KB, b. 2977)

Hizmetkârböylece onu sever, ona candan bağlanır. Beyinin huzurunu temin için kendisizahmet çeker. (KB, b. 2978

İnsan Emeğini Takdir Etmeyen Kimseye İnsan Denmez

Zeki birinsan buna benzer bir söz söylemiştir; insan bilgi ile etrafına hâkim olur.(KB, b. 2979)

İnsan,iyiliğe karşılık, aziz canını verir; bir iyiliğe karşı on iyilik yapar. (KB, b.2980)

Menfaatiolursa, insan kendisini kul yapar; başkasının kölesi olur ve zahmete katlanır.(KB, b. 2981)

Onahizmetine göre bol ihsanlarda bulunmalı. Çıplak ise giydirmeli; aç ise,doyurmalıdır. (KB, b. 2982)

Eydevletli hükümdar, eğer kuldan fakir adını kaldıramazsa, o nasıl bir bey olur?(KB, b. 2983)

İhtiyarlarne derler, dinle; onların sözü gençlerin gözüdür. (KB, b. 2984)

Birkimsenin bir insana emeği geçerse, o da ona insanlık yapar. (KB, b. 2985)

İnsanemeğini takdir etmeyen kimseye insan dememelidir; o hayvana benzer. (KB, b. 2986)

Hizmettebulunan kimseler iki türlü olur; biri hür, biri kul. (KB, b. 2987)

Kulkendi ihtiyarı dışında hizmet eder; işi görmezse, beyden dayak yer. (KB, b. 2988)

Hürinsana bak, o kendisini kul edip, hizmet eder; onun hizmetini takdir etmek veemeğini karşılamak lâzımdır. (KB, b. 2989)

Hür veserbest insanlar hep iyiliğin kuludurlar; bunlara her vakit iyilik yolunu açıkbulundurmalıdır. (KB, b. 2990)

Hürinsanı kul ile bir tutmak olmaz; hür insana hür muamelesi yap, kulu da kul gibikullan. (KB, b. 2991)

Hizmetkâr Zenginleşirse, Bey Nam Kazanır

İyilerin yanındaki bütün buhizmetkârlar, ihtiyaçlarından dolayı girmiş ve kapılanmışlardır. (KB, b. 2814)

Hizmetkâr darlıkta kalır ve muhtaçduruma düşerse onun sıkıntısını duyan bey ihsan fermanını göndermelidir. (KB,b. 2815)

Beylerinkapısı huzur kapısıdır; huzur kapısına kapılanmak, kendi menfaati icabıdır.(KB, b. 2992)

Hizmetkârzenginleşirse, bey nam kazanır ve bu namı dua ile ebedî kalır. (KB, b. 2993)

Eyhükümdar, hizmetkâr ile bey arasındaki münasebet, gerçekten tam bir alıcısatıcı münasebeti gibidir. (KB, b. 2994)

Satıcımal verir ve bu ona sermaye olur; alıcı da bunu alır ve bunu memlekettenmemlekete dolaştırır. (KB, b. 2995)

Yıl, ayve günler geçince, kâr birikir; tekrar karşılaşırlar ve her biri kendi kârınıalır. (KB, b. 2996)

İştebunun gibi, hizmetkârın işi de beyi ile ortak hesaba bağlıdır. (KB, b. 2997)

Bey kulamal verir ve iyi sözle onu teşvik eder; hizmetkâr ise kendi vücudu ile onahizmet eder. (KB, b. 2998)

Hizmetkârcanını feda ederek, kılıç sallar; bunun kârı, şüphesiz, ildeki memleket veşehirlerdir. (KB, b. 2999)

Düşmanınbaşını ezer ve hazine toplar; dilek, arzu ve nimet birbiri ardınca gelir. (KB,b. 3000)

Bunlarınhepsi gelir ve kâr gibidir, ey beyim, kâr getiren hoş tutulmalıdır. (KB, b. 3001)

Tüccarbaşı kendi kârı uğurunda dünyayı dolaşan insan, ne der, dinle. (KB, b. 3002)

Faydalıolan kimse, kul bile olsa, oğuldan daha yakındır; faydasız oğlu düşman bil veondan sakın. (KB, b. 3003)

Bütün uğraşan insanlar menfaatleri uğrunda koşarlar;bir menfaati olmasa idi, avcı evinde ihtiyarlayıp giderdi. (KB, b. 3004)

Sonuç

Türkkültür ve düşünce tarihinin en önemli kaynaklarından biri olan Kutadgu Bilig,Türk milletinin asırlardan beri toplanmış ahlak, siyaset ve hukuka dair fikirlerinbir hülasası olarak kabul edilebilir.[42] Gerçekten de eserincelendiğinde kendisinden önce veya sonra kaleme alınan di­ğer siyasetnamelerdetesadüf edilmeyecek derecede felsefi bir derinliğe, üslup, şekil ve mahiyetözelliklerine sahip bulunduğu hemen anlaşılır.[43]

Budurum eser üzerinde çalışma yapan muhtelif araştırmacıların da dikkatini çekmişve başta dilciler ve edebiyatçılar olmak üzere, bir­çok tarihçi, ilahiyatçı,felsefeci, siyaset bilimcisi, hukukçu, sosyolog, hatta spor ve sağlık bilimleriyleilgilenen araştırmacılar bile Kutadgu Bilig’in farklı cephelerini ortayakoyan çok sayıda araştırma yapmıştır.[44] Esasen eser üzerindeyapılacak dikkatli okumaların, Kutadgu Bilig’in, çok geniş bir alanayayılmış düşünce evreni içerisinde şimdiye kadar fark edilmeyen, dikkatçekmeyen veya üzerinde durulmayan bambaşka konular için de ilham kaynağıolacağını belirtmek gere­kir. Ancak eserin temel amaç ve mahiyetini “kut’aeriştirmek, kut sahibi kılmak” felsefesinin oluşturduğu ve sadece kut sahibiolmanın, yani hükümdarlığı elde etmenin değil, kut’u korumanının, ona layıkolmanın gereklerinin anlatıldığı unutulmamalıdır. Bu bakımdan Kutadgu Bilig,devlet ve hâkimiyet mefhumları konusunda Türk milletinin duygu ve düşünceleriniyansıtan bir kültür taşıyıcısı, hatta yaratıcısı ve kaynağı mahiyetinde olupyukarıda da belirtildiği gibi, bir hükümranlık veya hükümdarlık bilgisikitabıdır. Eserin bu yönünün yeteri kadar ya da daha doğru bir ifadeylegerektiği şekilde ön plana çıkarılamamış olması, Kutadgu Bilig’inAristo, Platon, Farabî ve Nizâmü’l-mülk gibi yazarların aynı kategoridekieserleri kadar ilgi görmesini engellemiş, hatta bazı yazarlar tarafındanbüsbütün “önemsiz” olarak değerlendirilmesine sebep olmuştur. Kanaatimizceeserin bir kültür ve düşünce deryası şeklinde kendini gösteren çok zengin anlamevreni içerisinden doğrudan doğruya kut, bey ve beylikle, siyasihâkimiyet/otorite bilgisiyle ya da bizim ifademizle hükümdarlık sanatıylailgili olan bölümlerini tematik olarak ele almak, eserin söz konusu özelliğinivurgulamak bakımından son derece önemlidir. Bunun yanında Kutadgu Bilig’in hikmetli satırlarına yansıyan Türk devletfelsefesinin derinlemesine incelenmenin, günümüzün Türk devlet felsefesi vesiyaset kültürüne büyük katıda bulunacağında şüphe yoktur. Bu vesile ilebelirtmek isteriz ki, devlet, siyaset ve ahlak konusunda ilhamını Kutadgu Bilig’den alan Yusuf HâsHâcib’in evlatlarının, amacına ulaşmak için her türlü ahlak kaidesini çiğnemeyişiar edinen Machiavelli’nin çocuklarına karşı galip geleceği muhakkaktır.

 

 



* Prof. Dr. Dokuz EylülÜniversitesi Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü (erkangoksu@hotmail.com)

[1] Karahanlılar hakkında bk. Reşat Genç, Karahanlı Devlet Teşkilatı, TTK Yay,Ankara 2002, s. 1-32; Ömer Soner Hunkan, TürkHakanlığı (Karahanlılar), IQ Yay, İstanbul 2007.

[2] Süer Eker, “Yusuf Hâs Hâcib, Kutadgu Bilig (1069)”,Türk Edebiyatı Tarihi, I, Kültür Bakanlığı Yay, Ankara 2006, s.193-194; İbrahim Kafesoğlu, KutadguBilig ve Kültür Tarihimizdeki Yeri, Kültür Bakanlığı Yay, İstanbul 1980, s.3-4. Yusuf,eserin Türkçe olmasına şu güzel ifadelerle işaret etmiştir. “Bu Türkçe sözü(Kutadgu Bilig’i) yabanî bir ceylan gibi gördüm. Onu yavaşça tuttum, kendime yaklaştırdım.Sardım, okşadım, ısıttım. O da bana çabucak gönül verdi. Ama yine de ara sıraürküyor, korkuyor. Onu tuttuğum gibi bu sözü (eseri) de izleyip takip ettim. Oda misk gibi güzel kokular saçmaya başladı.” (KB, b. 6617-6619)

[3]Müellif bunu Buğra Han zamanında ve han dili ile söylemiştir.Böyle bir eseri daha önce kim söylemiştir, bundan sonra da bu kadar ustalıklakim söyleyebilir. Bunun gibi bir eser vücuda getirecek kimse, nerede yapanvarsa ben onu da överim. Her memleket, şehir ve sarayda bu kitaba ayrı ayrıadlar verilmiştir. Her memleketin hakîmleri (bilgilileri), o diyarın  usulüne göre, buna ayrı ayrı adlar takmışlardır. Çinlilerona Edebü'l-mülûk  derler, Maçinliler onu Enîsü'l-memâlik diyeadlandırırlar. Bu maşrık ilinin büyükleri buna doğruca Zînetü 'l-ümerâ derler.İranlılar buna Şehname derler, Turanlılar ise Kutadgu Bilig diye anarlar.” KB,b. A-23-30.

[4] Yusuf Hâs Hâcib’in eseri, Orhun Türkçesininşiir hâline getirilmiş şeklidir. O, Farsçadaki “ki”li cümlelere hiç yervermemiştir. Türkçenin kısa cümle yapısını kullandığı gibi, şartlı birleşikcümle şekline de çokça yer vermiştir. Tamamen Türkçenin hüviyetine uygun birüsluba sahip olan mesnevîde yer yer kullanılan hitap şekli, ona bir başkacanlılık vermiştir. Diğer taraftan devrin Türkçesi, Yusuf Hâs Hâcib’inkalemiyle en güzel şekilde ifadesini bulmuştur. Türkler İslamiyet’i yeni kabuletmelerine rağmen Yusuf Hâs Hâcib, Arapça ve Farsça kelimeleri en az seviyedekullanmış, hatta dinî terimleri bile Türkçedeki şekliyle karşılamıştır. Nitekimeserinde kullandığı 3190 kelimeden 420’sinin Arapça,86’sının ise Farsça olduğu müşahede edilmektedir. Bu durum ise Yusuf HâsHâcib’in hem Türkçeye verdiği önemi hem Türkçe zengin bir edebiyatın varlığınıhem de Türkçenin zenginliğini ve gücünü göstermektedir. “Kemal Yavuz, “Yusuf Hâs Hâcib ve KutadguBilig”, Türk Dili ve Edebiyatı Dergisi, XXXVII, (2009), s. 137-180.

[5] “XI-XII. yüzyıllardaDoğu veBatı Türkistan’da ürünlerini veren Karahanlı Türkçesi, İslami Dönem ilk Türk edebî dilidir. Daha sonra yeriniHârezm Türkçesine (XIII-XIV. yy.) bırakmıştır.Bu dönem altı yüzyıl süren Eski Dönem’in son aşaması olarak kabul edilir. Eker, agm, s. 193-194.

[6] YusufHâs Hâcib, Kutadgu Bilig I (Metin), haz. Reşit Rahmeti Arat, TDK Yay,İstanbul 1947, s. XXI; İbrahim Kafesoğlu, Kutadgu Bilig ve Kültür TarihimizdekiYeri, Kültür Bakanlığı Yay, İstanbul 1980, s. 4.

[7] Karahanlı başkentlerinden biri olan Balasagun, ÇuHavzasında yer alırdı. Karahanlılara ait sikkelerde şehrin adı Kuz Orduşeklindedir. Ömer Soner Hunkan, “Yûsuf Hâs Hâcib ve Hâs Hâciblik Mansıbı Hakkında”113; Zeki Velidi Togan,“Balasagun”, İA, II, İstanbul 1942, s. 269-272.

[8] Reşid Rahmeti Arat’ın verdiği bilgiye göreKarahanlı hükümdarları cetvelinde dahi adı geçmeyen bu hükümdara ait Yarkend’detanzim edilmiş Arapça bir mahkeme vesikası mevcuttur. Reşid Rahmeti Arat,“Kutadgu Bilig ve Türklük Bilgisi”, Türk Kültürü, IX/98(Aralık 1970), s.72.

[9] Genç, Karahanlı Devlet Teşkilatı, s.XVIII; Hunkan,“Yûsuf Hâs Hâcib ve HâsHâciblik Mansıbı Hakkında”, s.113-120.

[10] Arat, Kutadgu Bilig I Metin, s.XXIIIX;Hunkan, agm, s.113.

[11] bk, Mehmet Fuat Köprülü, Türk Edebiyatı Tarihi,Ötüken Yay, İstanbul 1980, s. 169; Dilaçar, age, s. 22; KemalEraslan, “Yûsuf Hâs Hâcib”, İA, İstanbul 1986, s. 438.

[12] “Ana dilinden, Arapçadan, Farsçadan ve memleketindehâlâ konuşulmakta olan Orta İran dillerinden Soğdçadan başka geniş dil ve yazıbilgisi elde etti. Firdevsî’nin Şehnâme’sini, Fârâbî’nin ve İbn-i Sinâ’nınArapça felsefe kitaplarını okudu. Efsanelere merak etti, aruza, belagatsanatına, kelâma, İslam bilgilerine, Türk atasözlerine, folkloruna, devletörgütüne, felsefeye, Budhacılığa ahlâka, toplum bilime, matematiğe,astronomiye, hekimliğe, düş yorumu sanatına daldı. Ayrıca, okçuluk, avcılık,kuşçuluk gibi Türk sporlarını da öğrendi. Satranç ve çevgân oyunlarına dayabancı kalmadı. Bu gerçekleri Kutadgu Bilig’i okurken öğreniyoruz. Görüşü,düşünüşü, usa vurması çok keskin olan Yusuf’un öğrenim ayrıntılarını yakındanbilmiyorsak da felsefe, ahlak ve toplumbilim alanında aşağı yukarı çağdaşı olaniki Türk filozofunu anlayışla okuduğunu, onların öğretilerini benimsediğinibiliyoruz. Bunlardan biri Farabî, diğeri de İbn-i Sinâ idi.” Arat, KutadguBilig I. Metin, s. XXII; Dilaçar, age. s .22; Abdulkadir İnan, “Yusuf HâsHâcib ve Eseri Kutadgu Bilig Üzerine Notlar”, Makaleler ve İncelemeler,II, TTK Yay, Ankara 1991, s. 39; Özlem Bağdatlı, Kutadgu Bilig’deDevlet ve Adalet İlişkisi, İÜ SBE, Yayımlanmamış Yüksek Lisans Tezi,İstanbul 2007, s. 63; Hasan Hüseyin Adalıoğlu, “Bir Siyasetname Olarak KutadguBilig”, SÜ Türkiyat Araştırmaları Dergisi,34, (Güz 2013), s. 240-245.

[13] “Yusuf, sadece zihniyet, yaşam ve görgü olarakkendini Turanlı kabul eden bir şahsiyet değil, aynı zamanda Turan‘ın diğerçevre medeniyetlere karşı üstünlüğü iddiasını da güden bir devlet adamıdır,denilebilir.” Hunkan,“Yusuf Hâs Hâcib ve HâsHâciblik Mansıbı Hakkında”, s. 113; Genç, Karahanlı Devlet Teşkilatı, s.XVIII.

[14] Eserin Herat, Mısır ve Fergana’da bulunan üçnüshası mevcuttur. (Dilaçar, age, s.38-39)Kutadgu Bilig üzerine yapılan ilk çalışma Ármin Vámbéry tarafındangerçekleştirilmiştir. Vámbéry,1870 yılında Viyana nüshası olarak da bilinen Uygur harfli Herat nüshasındanseçme metinleri Almanca çevirisiyle birlikte yayımlamıştır. Eser üzerinde yapılan eski yayınlardan biri deRadloff’ üç ciltlik çalışmasıdır. Ancak bu iki yayın da günümüzde tarihseldeğerden başka bilimsel bir önem taşımaz. Bilim dünyasında o tarihten bugüneeseri çeşitli yönleri ile inceleme konusu yapan birçok çalışma kesintisizsüregelmiş olsa da eserin bir bütün ve bilimsel ölçütlere uygun olarak yayınıilk kez Reşid Rahmeti Arat’ın üç ciltlik çalışmasıyla gerçekleştirilmiştir.(Zafer Önler, “Kutadgu Bilig Üzerine Notlar”, Türk Dilleri Araştırmaları, 14 (2004), s. 79-80). Arat’ın çalışması, Metin, Tercüme veİndeks olmak üzere üç ciltten oluşmakta ve günümüze kadar eser üzerinde yapılançalışmaların hemen hepsine kaynak teşkil etmektedir.

[15] Oğuz Tuğral, Kutadgu Bilig ve Siyasetnâme’de Devlet Anlayışı, Niğde ÜniversitesiSBE, Yayımlanmamış Yüksek Lisans Tezi Niğde 2008, s.52; Kafesoğlu, KutadguBilig ve Kültür Tarihimizdeki Yeri, s. 11-13; Dilaçar, age s. 71; Köprülü, TürkEdebiyatı Tarihi, s.167; Arat, Kutadgu Bilig, I Metin,s.XLIII; Bağdatlı, agt, s. 75.

[16] Mübahat Türker Kuyel, “Fârâbi, Hikmet ve KutadguBilig”, Erdem, Atatürk Kültür Merkezi, VII/20, (Ocak 1991), s.382.

[17] Kutadgu Bilig’deki ayet ve hadisler hakkındabk, Cemal Sofuoğlu, “Kur’an ve Hadis Kültürünün Kutadgu Bilig’deki İzleri”, DEÜİlahiyat Fakültesi Dergisi, 5, (Kutadgu Bilig İncelemesi, TDK Yay, Ankara 1988), s. 127-180; Halil Ersoylu, “Kutadgu Bilig’deKur’an-ı Kerim Ayetlerinden İlhamlar”, Türk Dünyası Araştırmaları Dergisi,17, TDAV, (İstanbul 1981), s. 17-41; Abdulkadir Palabıyık, Düşünce DünyamızıAydınlatan Hadisler (Kutadgu Bilig ve Atebetü’l-Hakayık Örneği), TibyanYay,. İzmir 2010.

[18] Önce Gündoğdu hükümdardan bahsettim; ey iyi insan,bunu izah edeyim. Sonra Aydoldu’dan söz açtım; mübarek saadet güneşi onunlaparlar. Bu Gündoğdu dediğim doğrudan doğruya kanundur. Aydoldu ise kut’tur.Bundan sonra Öğdülmiş’i anlattım. O aklın (anlayış ve kavrayışın) adıdır veinsanı yükseltir. Ondan sonrakisi Odgurmış’tır. Onu ben akıbet/kanaat (sufi,zahid) olarak aldım. Ben sözü bu dört şey üzerine söyledim. Okursan anlaşılır,iyice dikkat et.” (KB, b.353-358)

[19] Bu dört temsili karakterin aralarında geçen hikâyeözetle şu şekildedir: Adaleti seven ve devletine faydalı olmak isteyen hükümdarGündoğdu’nın yardımcısı yoktur. Hakan’ın iyiliğini duyan Aydoldu, kendisiniHakan’a tanıtma imkânı bulur ve daha sonra aklı ve bilgisi sayesinde kendiniispat ederek vezir olur. Hizmet eder ve devlet idaresine dair fikirlerini ifadeeder. Hastalanarak ölmeden önce ise Hakan’a oğlunu salık verir. HakanAydoldu’nın ölümünden sonra, oğlu Ögdülmiş’ü vezir yapar. Ögdülmiş, babasınınvasiyetlerini göz önünde tutarak hizmet eder. Bundan memnun olan Hakan,vezirine bir yardımcı bulmak ister. Ögdülmiş, dağda hayatını geçiren Odgurmış’ısalık verir. Odgurmus, Hakan’ın üçüncü çağrısına cevap vererek onun yanınagelir. Hakan’la konuştuktan sonra ise geri dağa döner. Ögdülmiş Hakan’la yalnızkalınca tekrar ona nasihatler verir. Daha sonra yaşlandığını ileri sürerekOdgurmış’ın yanına gider. Odgurmış, onun bu gelişini doğru bulmaz ve geridönmesini ister. Bunun üzerine Ögdülmiş geri saraya dönse de Odgurmış’ınhastalığını duyar ve geri dağa gider. Odgurmış, ona son sözlerini söyleyereköğütlerde bulunur. Ögdülmiş saraya geri döndüğünde konuşulanları Hakan’aanlatır. Hakan, ona arkadaşını yalnız bırakmamasını söyler. Fakat Ögdülmiş, evedönünce Odgurmus’un ölüm haberini alır ve ağlayarak yas tutar. Hakan, vezirinetaziyede bulunur ve sonunda her ikisi de baş başa vererek yurdu adaletleyönetirler.” Nihat Sami Banarlı, Resimli Türk Edebiyatı Tarihi, I, MEB Yay, İstanbul 1971, s.236; Abdulkadir Karahan, Türk Kültürü ve Edebiyatı,İstanbul 1988, s. 23-24; NejatDoğan, “Kutadgu Bilig’in Devlet Felsefesi-II”, EÜ Sosyal Bilimler EnstitüsüDergisi, 13 (2002), s. 77; Tuğral, agt, s.53. Bağdatlı, agt, s. 68.

[20] Birçok araştırmacı, Yusuf HâsHâcib’in kimden etkilenmiş olabileceğini tartışmışlar ve Kutadgu Bilig’de Çin,Hint ve İran kültürlerinin etkileri ile Budizm, Manihaizm, Zaroastroizm gibidinlerin izlerini aramışlardır. Bu uğraş, Kutadgu Bilig’le ilgili bir dipnotolması gerekirken, ne yazık ki asıl tartışma hâlini almıştır. Ancakunutulmamalıdır ki, bütün bu görüş, çıkarsama ve iddiaların hiçbiri, Yusuf HâsHâcib’in de eseri Kutadgu Bilig’in de Türkistan ikliminin bir terkibi olduğugerçeğini değiştirmez. Eser hakkındaki görüşler, değerlendirmeler ve eleştirilerhakkında bk, Kafesoğlu, Kutadgu Bilig ve Kültür Tarihimizdeki Yeri, s. 5-11,35-47; Nejat Doğan, “Kutadgu Bilig’de Din ve Devlet İlişkisi: İkiDünyada da Mutlu Olmak”, Manas Sosyal Araştırmalar Dergisi, V/1, (2016),s. 114-131.

[21] Fatih M. Şeker, “Kutadgu Bilig Aktüel BirMetin midir?”, Yusuf Hâs Hâcib’inDoğumunun 1000. Yılında Kutadgu Bilig, TürkDünya Görüşünün Şâheseri Uluslararası Sempozyumu Bildiriler, İstanbul 2016, s. 41.

[22] Agop Dilaçar, Kutadgu Bilig İncelemesi, TDK Yay, Ankara 1988, s. 145.

[23] Eserde işlenen konular dikkate alındığında,öncelikli olarak devlet yönetiminin tanımı ve ilkeleri, devlet teşkilatlanması,fert ile toplum ve fert ile devlet arasındaki ilişkinin ele alındığıgörülmektedir. Bunun yanında toplum içindeki çeşitli zümreler ve mesleksahiplerinde olması gerekli özellikler tafsilatlı bir biçimde anlatılır.Hükümdarın, beylerin, vezirlerin, ordu komutanlarının, elçilerin, sarayyazıcılarının, hâciblerin, aşçı ve içkiçibaşıların, hizmetkârların sahip olmasıgereken vasıflar ve bunların nasıl hareket etmeleri gerektiği teker tekerbelirtilir. Hizmetkârların beyler üzerindeki hakları ve nasıl hareket etmelerigerektiği, ayrıca beylerin de bu hizmetkârlara nasıl davranmaları gerektiğianlatılır. Âlimler, hekimler, müneccimler, rüya tabircileri, efsuncular,çiftçiler, sairler, tacirler, esnaf ve sanatkârlar, fakirler ile halka vepeygamber soyundan olan kimselere karşı nasıl davranılacağı belirtilir. Aileiçi ilişkiler, eşte bulunması gerekli özellikler ve çocuklarınyetiştirilmesinde dikkat edilecek hususlar ifade edilir. bk., Kafesoğlu, KutadguBilig ve Kültür Tarihimizdeki Yeri, s. 11-13.

[24] Şeker, agm, s. 39.

[25] Ahmet Bican Ercilasun’a göre Kutadgu Bilig,Türk edebiyatının ilk tiyatrosudur. bk, Ahmet Bican Ercilasun, Başlangıçtan Yirminci Yüzyıla, Türk DiliTarihi, AkçağYay, Ankara 2004, s. 297–319.

[26] Bu konuda bk, Zekeriya Batur-İsmail Gölcü, “Kutadgu Bilig’de Anlatımı GüçlendirenMateryaller: İkna Etme Teknikleri”, Türkiye Sosyal Araştırmalar Dergisi, XVII/2, (Ağustos2013), s. 169-202.

[27] “Siyasetnameler hükümdarda ve devlet adamlarındabulunması gereken özellikler hakkındaki tespitleri, devlet yönetimininşartlarını ve esaslarını irdelemeleri, çağlarının toplumsal hayatını ve kurumlarını, sosyal değerlerini ortayakoymaları, ele aldıkları sosyal yapı ve problemlere eleştirel bir yaklaşımlaeğilip çözüm önerileri getirmeleri ve hükümdarların ve devlet adamlarının sahipolmaları gereken özellikleri belirlerken, bir yandan da sosyal yapıdakiproblemlere çözüm önerileri getirir ve ortaya koydukları sosyal değerler veilkelerle bugüne ışık tutmaları açılarından sosyolojik alanda da önemlieserlerdir.” Nevin Güngör Ergan,“Siyasetnamelerimizde Çizilen “Devlet Adamı” Portresinin Temel Özellikleri”,Bilig, 8, (Kış 1999), s. 28; Ayrıca bk, Kafesoğlu, Kutadgu Bilig veKültür Tarihimizdeki Yeri, s. 13.

[28] Çalışmamızda Kutadgu Bilig’in ReşitRahmeti Arat tarafından hazırlanan metin ve tercümesinden faydalanılmıştır. (Yusuf Hâs Hâcib, Kutadgu Bilig I (Metin),haz. Reşit Rahmeti Arat, TDK Yay, İstanbul 1947, s. VII-XLII; Kutadgu BiligII (Tercüme), haz. Reşit Rahmeti Arat, TTK Yay, Ankara 1959). Esereyapılan atıflar, KB kısaltmasıyla gösterilmiştir.

[29] Cantürk Caner, “Kutadgu Bilig‟de Türk YönetimFelsefesi”, Türk Dünyası Araştırmaları Dergisi, 137, (Nisan 2002), s.139-144.

[30] KB, b.33-34.

[31] “Kitabın adını Kutadgu Bilig koydum. Okuyana kutluolsun ve ona yol göstersin. Sözümü söyledim ve kitaba yazdım. Bu kitap uzanıp,her iki dünyayı tutan bir eldir. İnsan her iki dünyayı kut’la elinde tutarsakut’lanır. Bu sözüm doğru ve dürüsttür.” (KB, b. 350-352)

[32] “Kut sözünün temeli, yüksek devlet düşüncesine vefelsefesine dayanır. Temelinde başarıya yöneltilmiş iyi bir kader, dolayısı iledevlet ve ikbal ile ululuğa erişme anlayışı yatar. Kut sözü de zamanla veyahalk arasında talih, uğur, bereket ve mübarek anlayışında kullanılmıştır. Aynıanlayış Anadolu (Türkiye Selçukluları) ve Osmanlı Devleti’nde de devametmiştir.” Bahaeddin Ögel, Türklerde Devlet Anlayışı, Ankara 1982, s. 210.

[33] “Gerçekleştirildiğitarih ve o dönemde Türkoloji çalışmalarının düzeyi, Türk dilinin başlıcatarihsel birçok metninin henüz yayımlanmamış olması, kapsamlı bir sözlüğünbulunmaması göz önüne alındığında, Arat’ın bu çalışmada ulaştığı başarıhayranlık duyulacak düzeydedir. Ancak Arat metninin büyük oranda eskidiğini de kabul etmek gerekir. Metnin en büyük zaafı yöntemsel olarak Arat’ın eldeki üç yazma nüshayıeşit değerde kabuledip üçüne dayalı bir metin oluşturmasıdır. Böylelikle eldeki üç yazma nüshanın yanı sıra Arat metni dördüncü bir nüsha durumundadır. Oysa mevcut üç nüshadan en iyi durumda olan Fergananüshasının esas alınarakeksiklerin diğer nüshalarla tamamlanmasıyoluyla bir metin oluşturmak en tutarlıyöntem olurdu.Metnin bir diğer zaafı da birtakım fonetik değerlendirmelerve okuma yanlışlarıdır. Metnin çeşitliyönlerden geniş bir eleştirisiRobert Dankoff tarafından gerçekleştirilmiştir. Metindeki sorunların tümü doğalolarak çevirive dizine de yansımıştır. Mensur olarak yapılmış olan çeviride Arat, metni birebir verme kaygısı gütmüş, bu tutum da çeviriye oldukça kuru ve sıkıcı bir nitelik vermiştir.Dolayısıyla metinde geniş okuyucu kitlesine değil akademisyenlere hitap eder niteliktedir. İndeksin ayrıntılı bir eleştirisiise Semih Tezcan tarafından yapılmıştır.” Zafer Önler, “KutadguBilig Üzerine Notlar”, TürkDilleri Araştırmaları, 14 (2004), s.79-81. Arat’ın yayınladığı metinhakkında tenkit ve görüşler için bk, Robert Dankoff, “Kutadgu Bilig’in MetinSorunları”, (çev: Erdem Uçar), DilAraştırmaları, 16, (Bahar 2015), s. 269-286.

[34] KaşgarlıMahmûd, Dîvânu Lügâti’t-Türk Tercümesi, (çev. Besim Atalay), I,TDK Yay., Ankara 1988, s. 320; Selim Karakaş, “Kut-Tanrı İlişkisi Bağlamında Türklerde Yönetim Erkinin İlahi Temelleri, Gazi Üniversitesi Eğitim Fakültesi Dergisi,XXIX/4 (Özel Sayı), (2009), s. 32.

[35] Mahmud Arslan, Kutadgu-Bilig’deki Toplum veDevlet Anlayışı, İÜ Edebiyat Fakültesi Yay, İstanbul 1987, s. 24; Kafesoğlu, KutadguBilig ve Kültür Tarihimizdeki Yeri, s. 33-34; Sadri Maksudi Arsal, “Kutadgu Bilig”, İÜHukuk Fakültesi Mecmuası XIII/2 (1947), s. 663; Genç, Karahanlı DevletTeşkilatı, s. 33-35; SaitBaşer, Kutadgu Bilig’de Kut ve Töre,İrfan Yay, İstanbul 2011, s. 27; Selim Karakaş, “TürkTarihinde Bir Otorite Tipi: Kagan”, Journal of History Studies, VI/4, (Temmuz 2014), 32.

[36] “Bir kimsenin o fermana hakaret gözü ile bakmışolduğu, önündeki fermanı dinlemede ve ona itaate ihmal göstermiş olduğu malumolursa, o kişiyi dergâhın yakınlarından da olsa şiddetle cezalandırsınlar.Padişah ile diğer insanlar arasındaki fark, hükümranlıktır.” Nizâmü’l-mülk, Siyâsetnâme, (haz:M. Altay Köymen), TTK Yay, Ankara 1999, s. 51.

[37] “Ve insanlar, kendini sevdirmekisteyenden çok korkutmak isteyeni kırmaktan çekinirler. Çünkü sevgi bağışükranla örülmüştür yani insanların kopartmakta duraksamadıkları bir iplikle.Zira ki kişisel çıkarları söz konusu olduğunda insanlar hainleşirler. Ama korkubağı insanları hiç terk etmeyen ceza yemek korkusuyla dokunmuştur. Bununlabirlikle, prens çevresini o şekilde korkutmalıdır ki, başkalarının dostluğunukazanamasa da hiç değilse nefretlerini çekmesin. Çünkü bu iki şey birbiriyleçok iyi uyuşur.” Machiavelli, age,s. 106.

[38] “Keza, eğer hizmetkârlardan ve memurlardan birkimseden yakışıksızlık ve yağma vuku bulursa, eğer o kimse, azarlama ve nasihatile yola gelir, gaflet uykusundan uyanırsa, onu işinde tut, eğer uyanmazsa, hiçtutma. Onu layık olan başka bir kimse ile değiştir.” Nizâmü’l-mülk, s. 7.

[39] Mehmet Zakir Sarıkaya, Kutadgu Bilig’e GöreTürklerde Bey,Sakarya Üniversitesi SBE, Yayımlanmamış Yüksek Lisans Tezi, Sakarya 2014, s. 75-76.

[40] “…Bu akıl ve bilgi ile astlarının her birini kendirütbesinde tutar, her birini gücü ölçüsünde rütbe ve makama yükseltir.Hizmetkârları ve layık olan kimseleri insanlar arasından seçer ve onlardan herbirine mertebe ve makam verir. Din ve dünya işlerinin yerine getirilmesindeonlara itimat eder. Nizâmü’l-mülk, s. 7.

[41] Doğan, “Kutadgu Bilig’in Devlet Felsefesi-II”, s. 132; Talat Portlakkaya, Bir Siyasetname OlarakKutadgu Bilig’in Türk Devlet Yönetimindeki Yeri ve Önemi, DumlupınarÜniversitesi SBE, Yayımlanmamış Yüksek Lisans Tezi, Kütahya 2009, s. 95-96.

[42] Arsal, agm s. 657-658.

[43] Kafesoğlu, Kutadgu Bilig ve Kültür TarihimizdekiYeri, s. 13. KutadguBilig’in siyasetname geleneği içerisindeki yeri hakkında bk, Hasan Hüseyin Adalıoğlu, “BirSiyasetname Olarak Kutadgu Bilig”, SÜTürkiyat Araştırmaları Dergisi, 34, (Güz2013), s. 237-251.

[44] Kutadgu Bilig’le ilgilibugüne kadar yapılan çalışmalar hakkında toplu bilgi için bk, Gülnisa Jamal,Muhammet Savaş Kafkasyalı, Kutadgu BiligAraştırmaları Tarihi, Ankara 2016; ErdemUçar, “Kutadgu Bilig’in Kronolojik Kaynakçası Hakkında Bir Deneme”, SOBİDER, II/4, (Eylül 2015), S. 62-100.