HDP’NİN TÜRKİYE PARTİSİ OLMASI MESELESİ

07 Temmuz 2022 14:51 Prof. Dr.E. Semih YALÇIN
Okunma
228
HDPNİN TÜRKİYE PARTİSİ OLMASI MESELESİ

HDP’NİN TÜRKİYE PARTİSİ OLMASI MESELESİ

 

E.Semih Yalçın

 

Gerek Anayasa’dagerekse Siyasi Partiler Kanunu’nda parti kapatmayı zorlaştıran hükümler, bölücüfaaliyet gösteren HDP gibi siyasi partilerin Anayasa ve yasaları kolaycaçiğnemesine zemin hazırlamaktadır.

HDP siyasifaaliyetleriyle zaten Anayasa’yı fiilen delmekte, CHP de altını oymaktadır.

HDP’nin siyasifaaliyetlerinin propagandasının temelini,“etnik aidiyet ve alt kültüre mensubiyet” istismarı oluşturmaktadır.

Hâlbuki PKK’ninsiyasi kanadı olan HDP, 2015 Seçimleri’nde “Türkiye partisi” olacağı vaadinden bulunmuş, yeterli çoğunluklaMeclise girdikten sonra ise bu sözünü yerine getirmemiştir.

Öteki siyasipartilerin tabanında ve yönetim kademelerinde milyonlarca Kürt kökenli vatandaşyer almasına rağmen HDP, sürekli olarak kendisini Kürt halkının ve haklarınınsözde temsilcisi olarak göstermiştir. Üstelik Mecliste iyi bir oranıyla yeralmanın şımarıklığıyla gerek siyasi rakiplere, gerekse muhalif çevrelere karşıtehdit dili kullanılmıştır. Aynı tehdit dili ve hazımsız şiddet yönelimi, Kürtkökenli vatandaşlar arasında terörle mücadeleye destek veren ve bizzat korucuolarak güvenlik kuvvetleriyle birlikte silahlı mücadeleye katılan kesime deyönelmiştir.

Ayrılıkçı Kürtmeselesinin kaşınmasında en büyük rolü Türk solu, ikincil rolü de sağ cenahtaTürklükle sorunu olan çevreler oynamıştır.

Mesela TİP’in1970 tarihindeki 4’üncü Genel Kurulu’nda azgelişmişliğin ortadan kaldırılması,bölgesel kalkınma, temel hak ve özgürlükler gibi kavramlar altında “Türkiye’nin doğu ve güneydoğusunda Kürthalkının varlığı” kabul edilmiştir.

TİP’infaaliyetleri sırasında asıl maksatlar setredilirken; Kürt ayrılıkçılığıbeslenmiş, desteklenmiştir. Ancak bu durum, daha sonra bu partinin AnayasaMahkemesi tarafından kapatılmasına gerekçe oluşturmuştur.

Bugünkü AnayasaMahkemesinin ise yıllar sonra kendisine daha farklı ve sözde demokrat bir misyon biçtiği görülmektedir. Bölücüfaaliyetlerde bulunan siyasi partiler için kapatma davası açıldığında; mahkemenin,mevcut hükümlerin muğlaklığı ve elastikiyeti yüzünden zaman zaman durumdanvazife çıkardığı, bu yüzden de “milletinbütünlüğü ve devletin bekasını” göz ardı eden kararların alındığıgözlemlenmektedir. Millî Görüşçü ve diğer İslamcı çevrelerdeyse İslamiyetkullanılarak sürdürülen Türk düşmanlığı bağlamında; bölücü Kürtçü kesimleriokşayan, onları tahrik eden etnik aidiyetlerini kaşıyan ideolojik söylemlerüretilmiştir. Kürt kökenlilerin varlık ve kimliklerinin tanınması, etnik dillerinede Türkçe karşısında eşit statü verilmesi talepleri İslam kılıfı giydirilerekdillendirilmiştir. Her iki kesim de milletimizin ayrılmaz bir parçası olan Kürtkökenli vatandaşlarımızı ayrı bir kültürel ve bölgesel unsur olarakgöstermişler, suni bir milletleştirme sürecine katkıda bulunarak bölücülüğündeğirmenine su taşımışlardır.

Türkiye;Türklerin yaşadığı bir coğrafya ve kurduğu bir devlet olduğuna göre, Anayasa’daTürklüğün referans ve esas alınması kurucu unsur için meşru bir haktır. Ancak devletinyaşamasını ve milletin bekasını sürdürmesini sağlayacak güçlü bir Anayasa,kurucu unsurun hukukunu sağlam ifadelerle tayin ve tarif etmelidir.

Mesela FransızAnayasa’sına göre Fransız kimliği, ortak bir sosyal ve kültürel aidiyettir. Buradabir ırk değil, müşterek kültürel ve sosyal değerlerin oluşturduğu sınıfsız birtoplum esas alınmaktadır.

Meseleye Türkiyepenceresinden bakıldığında; Atatürk’ün, "Türkiye Cumhuriyeti'ni kuran Türkiye halkına Türk milleti denir." şeklindeki tarifi her şeyi özetlemektedir. Anayasa’nınilk dört maddesi de buna göre düzenlenmiştir. Anayasa’da Türk vatandaşlığıbaşlığı altında yer alan 66. madde, vatandaşlığın tanımı, “Türk Devletine vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkes Türk’tür.” denilerekyapılmıştır. Böylece, Türklük, aynı zamanda bir Anayasal kimlik olarakbelirlenmiştir.

Siyasalpartilerin uyması gereken ilkeler, Anayasa’nın 68’inci maddesinin 4’üncüfıkrasında toplanmıştır. Söz konusu maddede şöyle denilmektedir:

“Siyasi partilerintüzük ve programları ile eylemleri, Devletin bağımsızlığına, ülkesi vemilletiyle bölünmez bütünlüğüne, insan haklarına, eşitlik ve hukuk devletiilkelerine, millet egemenliğine, demokratik ve laik Cumhuriyet ilkelerineaykırı olamaz; sınıf veya zümre diktatörlüğünü veya herhangi bir türdiktatörlüğü savunmayı ve yerleştirmeyi amaçlayamaz; suç işlenmesini teşvikedemez.”

Anayasa’da yeralan “bölünmez bütünlük” vurgusu, kasıtaranmadığı takdirde yeterli görülebilir. Ancak bu önemli husus daha açık tanımlanabilirve siyasi partiler için bir “Türkiyepartisi” tarifi yapılabilir. Bütün Türkiye’yi kuşatma ve kucaklama şartıgetirilerek, bu şartın zarureti ve sebepleri açık ifadeyle vurgulanabilir.

Diğer taraftan siyasipartilerin “etnik aidiyet veya alt kültürmensubiyeti” üzerinden faaliyet ve propaganda yürütmesinin, milletinbölünmez bütünlüğünü, devletin bekasını tehdit amacı taşıdığı ortayakonulmalıdır.

Etnik ve altkültürel aidiyetlerin toplumsal bütünlük içindeki varlığı, zaten Anayasa’nıngüvencesi altındadır. Anayasa’da bütün vatandaşlara tanınan haklar ayrımyapılmaksızın zaten her kesime de tanınmış olmaktadır. Dolayısıyla temel hak vehürriyetleri etnik aidiyet ve alt kültürel mensubiyetler üzerinden tarife lüzumyoktur. Etnik aidiyet ve alt kültürel mensubiyetleri istismar eden bölücüsiyasi parti faaliyetlerini engellemenin en salim yolu, Anayasa ve SiyasiPartiler Kanunu’nda caydırıcı hükümlerin yer almasıdır.

Bu bağlamda “Türkiye partisi” tarifi önem arzetmektedir.

Partilerin siyasifaaliyetlerinde mutlak surette ülkesi ve milletiyle Türkiye’nin milletinbölünmez bütünlüğünü esas almasını şart koşacak “Türkiye partisi” tarifi, hem Anayasa’da hem de Siyasi PartilerKanunu’nda yer alması düşünülebilir. Öyle ki herhangi bir siyasi parti nesiyasi söyleminde ne programında ne de propaganda çalışmalarında bu şartı aşanifade, görüş ve fiillere yer verememelidir. Böylece kurulan siyasi partikendini bir sınıf, zümre veya etnik ve alt kültürel azınlığın partisi olarakgösteremeyecektir.

“Türkiye partisi” şartı; bilhassa “etnik aidiyetler ve alt kültürmensubiyetleri” üzerinden siyasi propaganda yapan HDP başta olmak üzere bölücüpartilerin bu fiil ve söylemlerine set çekecek, bundan sonra kurulacakpartilerin de bölücülük yapmasının önüne geçecektir.