TÜRK, TÜRKÇÜLÜK VE TURANCILIK (TÜRK BİRLİĞİ)

07 Temmuz 2022 14:54 Gazi KARABULUT
Okunma
160
TÜRK, TÜRKÇÜLÜK VE TURANCILIK (TÜRK BİRLİĞİ)

TÜRK, TÜRKÇÜLÜK VE TURANCILIK (TÜRK BİRLİĞİ)

Gazi KARABULUT

 

Türk budur: Yıldırımdır, kasırgadır, dünyayıaydınlatan güneştir!

Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK

 

TÜRK

“Dünyaüzerindeki bütün milletlere ait kimlikler, inançlar ve değerler bir tarihîsürecin ürünüdür. Çağımızdaki milletlerin tamamı, tarihin derinliklerindengeleceğe akan zaman süreci içinde; ananın, babanın, tarihin, coğrafyanın,boyların, cemiyetin, devletin, doğal şartların, inanç sistemlerinin, ahlakideğerlerin, üretim şartlarının, felaket ve zaferlerin ürünü olarak belli birkimliğe ulaşmıştır. Türk, kavramı da yukarıda ifade ettiğimiz tarihsel sürecinürünüdür.

Prof. Dr.Laszlo Rasonyı, Türklük ve Türk tarihi üzerine yaptığı çalışmada kelimeningeçtiği pek çok kaynağı inceler. Çin kaynaklarının yanı sıra Uygurcametinlerdeki ‘Türk’ adına da bakar ve oradaki anlamını aktarır.

‘Türk’ sözüUygurca eski metinlerde kuvvet anlamında, cins ismi olarak da geçmektedir. EskiTürk oymak ve kişi adları arasında bu anlama gelen pek çok söz bulunur. Mesela,Berk, Küç, Erdim vb. gibi Türk adlarının da önce bir oymak adı olduğuanlaşılmaktadır. Sonradan bu isim daha büyük etnik teşekküle ad olmuştur.”[1]

 Kimlik üzerinden yapılan değerlendirmeler Türkismini şöyle açıklamıştır.

Divan-ı Lügat’it Türk adlıeserinde Kaşgârlı Mahmud, Türk adının ‘olgunluk çağı’ anlamına geldiğinibelirtir. Bu eserinde de ‘Türk’ adı ile ilgili şöyle bir giriş yapar: “Gördümki Rab, devlet güneşini Türk burçlarından doğurdu. Onlara ülkelerin yönetiminiihsan etti. Türk adını Allah kendi armağan etti. Türkleri devirler için han-hakan kıldı.”

“Her kim kimuradına ermek isterse Türklüğe bağlı kalsın. Çünkü Türklük temizyüreklilik,  mertlik, merhamet, adalet,hak tanırlığın hamuru ile yoğrulmuştur. Bu hasletler Tanrı’nın ikramıdır.”

“Türk,peygamber Nuh’un oğlunun adıdır. Bu, Rabb’in, Nuh oğlu Türk’ün oğullarınaverdiği addır. Bize ad olarak Türk adını Ulu Mevla vermiştir.”

Ziya Gökalp,Türk adının töreden töreli olmaktan geldiğini, Prof. Dr. İbrahim Kafesoğlu ise millîkültürde Türk kelimesinin “güçlü, kuvvetli” anlamına geldiğini ifadeetmektedir.

Prof. Dr. ErolGüngör Hoca da “Tarihte Türkler” adlı eserinde Türk ile ilgili olarak “Bukelimenin aslı ‘Türük’ olup ‘kuvvetli’ anlamına gelir.” diyor. 

Bu yaklaşımlarkelime olarak Türk’ün “töreli ile kuvvetli” kavramlarının yüklendiği mana ilebütünleştiğini gösteriyor. İlk Türklerin yaşadığı yerler ve komşularının özellikleyaşanan döneme ait ilk yazılı kaynaklar olan Çin Yazıtları’nın bize ulaştırdığıbilgiler bu iki sözcükle örtüşmektedir.”

Türk ve yabancıtarihçilerin  “Türk” adı ile ilgiliuzlaştığı temel nokta siyasi olarak ilk defa Çin yıllıklarında geçtiğihususudur. Topluluk adı olarak ise Göktürk Kitabeleri’nde geçmektedir.

“Türk” adının anlamlarındakideğişikliğin temel sebebi ise etkileşim hâlinde bulunulan milletlerin farklıdeğerlendirmelerinden kaynaklanmaktadır. Mesela “Türk” adını ilk kez inceleyenVambery’e göre “Türk” adı “türemek” fiilinden gelmektedir.

Yine Türk Kültürünü Araştırma Enstitüsütarafından basılan Prof. Dr. Laszlo Rasonyı “Tarihte Türklük” kitabında Türkisminin kullanılışını şöyle açıklar:

“Hunlarınsavaş kabiliyetinin, hatta Çin kayıtlarına göre kanlarının Asya’daki büyük vârisleriTürklerdir. Çin kaynakları onları Tu-kiu adıyla tanır. Yazıtlarda, eski parlakdevirleri anılırken kendilerine Kök-Türkler derler. Bütün Türklük âlemi adınıonlardan almıştır.”[2]

Taşıdığı kelimemanaları ve kültür havzasının yanında genel geçer bir kavram olarak “Türk”kelimesini şu şekilde tanımlayabiliriz:

Aralarında dil,kültür, ülkü birliği olan ve geçmişteki şerefli mazisine sahip çıkıp geleceğibirlikte inşa etme şuuruna sahip bulunan, Türk gibi hissedip yaşayan herkesTürk’tür. İşte, kelime anlamı ile ve kültürel kodları ile ifade ettiğimiz bumilletin verdiği Türkçülük mücadelesine göz attığımızda; Türklükle problemiolan pek çok millet, devlet ve ideoloji ile karşılaşabiliyoruz. O zamanTürkçülüğün de ne olduğunu açıklamak gerekmektedir.

 

TÜRKÇÜLÜK

Türkçülük ile ilgili en net ifadelerden biriniZiya Gökalp, “Türkçülüğün Esasları” adlı Türk klasikleri arasında kabul edileneserinde yapmıştır. Kitabın birinci kısmında yer alan “Türkçülük Nedir?” başlığınınhemen girişinde Türkçülüğü şöyle tanımlar: “Türkçülük, Türk milletiniyükseltmek demektir.”[3]

Ziya Gökalp bu tanımın ardından millet kavramınave ardından da Türkçülüğü mefkûrenin büyüklüğü noktasında üç devreye ayırmakgerektiğini belirterek Türkiyecilik, Oğuzculuk (Türkmencilik) ve Turancılıktanbahseder. Türkçülük ile ilgili yapılan değerlendirmelerden bir diğeri deşüphesiz ki Hüseyin Nihâl Atsız’a aittir. Hüseyin Nihâl Atsız da Ziya Gökalpgibi “Türkçülük” başlığı ile Orkun dergisindeki yazısının başında kısa birtanım yapar: “Türkçülük, Türk milliyetçiliğinin adıdır.”[4]

Bu kısa tanımın ardından “Türkçülük bir ülküdür.”diyen Atsız, ülkülerin milletlerin gıdası olduğunu söyler. Aynı yazısındaTürkçülüğün dört kaynaktan geldiğini belirtir.

1.   “Kökü çokeski olan Türk uruğunun şuuraltında yüzyıllardan beri yaşayan milliyetçilik

2.   Tanzimat’tansonra Avrupa’daki milliyetçiliklere benzeyen halkçı bir hareketin bizde tatbikolunmasını isteyen milliyetçilerin hareketi

3.   Devletimiziniçindeki yabancı unsurların ihaneti dolayısıyla doğan tepki

4.   Türklerin200 yıldan beri çektikleri büyük sıkıntılar ve geçirdikleri felaketlerinverdiği uyanıklık

Bu dört kaynaktan gelen düşünceler birbiriylekarışıp yoğrularak bugünkü Türkçülüğü ortaya çıkarmıştır.”[5]

Tabii Türkçülük ile ilgili Alparslan Türkeş’inyaklaşımı tanımlamaya katkı sağlayacak en önemli kaynaklar arasında yer alır.

“Milliyetçiyiz, Türkçüyüz. Neden Türkçüyüz? Çünkümilletimiz Türk milletidir. Türkçülük, Türk milletinin hayatının her safhasındayapacağı her şeyin Türk ruhuna, Türk geleneğine uygun olması ve Türk’e yararlıolması amacının, fikrinin ön planda tutulmasıdır.”

Türkçülüğü Dokuz Işık’ın Milliyetçilik bahsinde buşekilde tanımlayan Türkeş, devamında Türkçülük ile ilgili şu ifadeleri kullanır:“Türkçe konuşacağız. Türkçeyi daima her şeyin üstünde tutacağız. Yapılacak herişte Türklük ruhuna, Türk’ün özelliğine uygun ve Türk milletine yararlı olmasışartını göz önünden kaçırmayacağız. Türkçülüğün de kısaca tarifi budur.”[6]

Bu değerlendirmeler ışığında diyebiliriz kiTürkçülük; Türk milletinin, kendi millî değerlerine sahip çıkması ve Türklüksevgisini millî ülkü hâline getirmesidir. Türkçülüğün nihai hedefi ise Turanveya Türk birliği olmuştur. Buradan hareket ile Turan ve Turancılık ülküsünegöz atmak gerekecektir.

 

TURANCILIK/TÜRK BİRLİĞİ

Uzak idealleriçin gerçekleşip gerçekleşmeme şartının aranmayacağını, onun “Ruhlardaki vecdisonsuz bir dereceye yükseltmek için ulaşılmak istenilen çok cazibeli bir hayal.”olduğunu söyleyen Gökalp. “100 milyon Türkün bir millet hâlinde birleşmesiTürkçüler için en kuvvetli bir vect kaynağıdır. Turan mefkûresi olmasaydı,Türkçülük bu kadar süratte yayılmayacaktı. Bununla beraber, kim bilir,belki gelecekte Turan mefkûresinin gerçekleşmesi de mümkün olacaktır. Mefkûregeleceğin yaratıcısıdır. Dün Türkler için hayalî bir mefkûre hâlinde bulunanmillî devlet, bugün Türkiye'de gerçek hâlini almıştır.”[7]

Ziya Gökalp bu eserinde Türkçülüğün uzak hedefi olarak belirttiği Turaniçin Türklerin dilde, edebiyatta, kültürde birleştirmek, şeklinde ifade eder.

Turancılığı, Türkçülüğün siyasi amacı olarak gösteren Hüseyin Nihâl Atsız,“Yeryüzündeki bütün Türklerin geçmişte olduğu gibi, tek devlet altındabirleşmesidir.”[8] der.

23 Haziran 1934 yılında Orhun dergisinin 8’inci sayısında Türk birliğindendetaylı bir şekilde bahseden Atsız, bunun millî bir ülkü olduğunu söyler.

Alparslan Türkeş ise tıpkı Hüseyin Nihâl Atsız gibi 3 Mayıs 1944’te “Irkçılıkve Turancılık Davası”ndan yargılanıp ceza almış bir Türk birliği taraftarıolarak önce “Turan” kavramını izah edip Türk birliği üzerinde durur.

“Birinci CihanSavaşı'ndan önce Türkiye'de baş göstermiş olan diğer unsurlar arasındakiayrılık arzuları, Türkiye'de Osmanlı sınırları dışında kalmış olan diğerTürklerle birleşmek ve onlarla bir varlık meydana getirmek fikirleriniyaratmıştır.  Bu fikirler yalnız Türkiyesınırları içerisinde bulunan Türkler arasında da doğmuş ve karşılıklı bunlarbirbirlerini bulmuşlardır. Kırım'da İsmail Gaspıralı, Kazan'da Başkurtmemleketinde, Azerbaycan'da Türkistan'da başkaları...  Yer yer orada bulunan Türk toplumları dakendilerini yabancı boyunduruğundan kurtarmak için birbirlerinin aynı olan,başka başka parçalar hâlinde bulunan toplumlar birbirleriyle kültür bağlarıkurmuşlardır. Bunun neticesi olarak da o günlerde memleketimizde bir Pantürkizmsiyasi fikir cereyanı yayılmış ve devlet adamlarına kadar Türkizm siyasi fikirulaşmıştır. Turancılık fikri ise, daha geniş bir saha bulmuştur. Macarlar,Finler, Polonya'da yaşayan Mişerler yani Turan asıllı olan birçok milletler bufikri evvela ortaya atmışlardır. Macarların böyle bir fikir ortaya atmalarındagüttükleri gaye; bilhassa o gün için kendileri Slav baskısıyla Germen baskısıarasında sıkışmış kalmış olmalarıdır. Kendi asıllarının Turan aslından, Turankavminden olduğunu düşünerek böyle bir fikir ortaya atmışlardır.”

 Alparslan Türkeş Türk birliği ülküsünün birhayal gibi görülmemesi gerektiğini belirttikten sonra mesele ile ilgilitemennisini şöyle açıklar:

Türk birliği ülküsü, yer yüzündeki bütün Türklerin bir millet ve devlethâlinde, bir bayrak altında toplanması ülküsüdür. Bunun tahakkuku, bazıkimselere ilk bakışta imkânsız gibi görünebilir. Birçok kimseler bunu zararlıbir hayal (ütopik) olarak da vasıflandırabilir. Fakat unutmamak lazımdır ki,her hakikat önce hayal ile başlar. Yine hatırlamak gerektir ki 1919 yılında hürve müstakil bir Türkiye kurmak için Anadolu’da dünyanın galiplerine karşısavaşa girişmek de çılgınlık ve hayal diye vasıflandırılmıştı. Fakat inanmış vekendilerini bir ülküye vermiş olanlar, yurdu kurtarmaya ve müstakil bir Türkiyemeydana getirmeye muvaffak oldular. Türk birliği de sistemliçalışmak, fırsat kollamak ve her şeyden önce Türkiye’yi korumak ve yükseltmeğeçalışmak suretiyle bir gün elbet hakikat olacaktır…” [9]

Günümüze baktığımızda, bağımsız yedi Türk devleti özerk Türk topluluklarıele alındığında Türklerin yaşadığı coğrafyayı üç başlıkta ele alabiliriz.

1.    Türkistan coğrafyasında yaşayanTürkler

2.   Türkiye Türkleri

3.   Avrupa Türklüğü

Tabii bu coğrafi sahanın içinde Türk medeniyetinin etkili olduğu bütünkadim topraklar ve Türk nüfusun bulunduğu her yer bulunmaktadır. O zamanTurancılığın/Türk birliğinin içine her Türk topluluğun yaşadığı yerde hür,egemen ve insan hakları esası içinde yaşamlarını sürdürmesi ilk madde olarakgirmelidir.  Ardından da bütün Türklerinortak dil, ortak, edebiyat, ortak tarih, ortak bilişim, ortak ekonomi, ortaksavunma gibi birlikteliklere kavuşması için çalışmak Türk birliğinin hedefleriolarak belirlenmesi uygun olacaktır.

 

 



[1] Prof.  Dr.  Laszlo Rasonyı Tarihte Türklük, s.20, Türk Kültürünü Araştırma Enstitüsü Yayınları, 1971, Ankara.

[2] Prof. Dr. Laszlo Rasonyı Tarihte Türklük, s. 96, Türk Kültürünü Araştırma EnstitüsüYayınları, 1971, Ankara.

[3]  Ziya GÖKALP, TürkçülüğünEsasları, s. 16, MEB, 2016, İstanbul (Mehmet Kaplan- Türk Klasikleri).

[4] Atsız,Makaleler-ııı, s. 11, Baysan, 1992, İstanbul

[5] Atsız,Makaleler-ııı, s. 12, Baysan, 1992, İstanbul

[6] AlparslanTürkeş, Milli Doktrin Dokuz Işık, s. 16, Kutluğ Yayınları, 1975, İstanbul

[7] ZiyaGÖKALP, Türkçülüğün Esasları, s. 27, MEB, 2016, İstanbul  (Mehmet Kaplan- Türk Klasikleri).

[8] HüseyinNihal Atsız, Makaleler- ııı, s. 57, Baysan yayınları, 1992, İstanbul.

[9] Alparslan TÜRKEŞ, Millî Doktrin Dokuz Işık, s. 156, Kamer Yayınları,İstanbul 1978.