EDİTÖRDEN

25 Kasım 2021 10:22 Prof. Dr.E. Semih YALÇIN
Okunma
190

Değerli Devlet Okurları,
Dünya coğrafyasının stratejik ve kilit bölgelerinden birisi olan Afganistan gün geçtikçe kaos ortamına ve gittikçe çatallaşan belirsiz bir atmosferin içine sürüklemektedir. Afganistan, Hindistan ve Orta Doğu’nun bir kısmı jeopolitik anlamda önemli bir geçiş güzergâhı ve ulaşım noktasıdır. Bu ülkeler küreselleşen dünyanın ekseninde yer almak isteyen devletlerin odağında yer aldığı için coğrafi, tarihî, siyasi ve kültürel anlamda tam olarak sağlamlaşmasına izin verilmemiş ve tampon bölge olarak tutulmak istenmiştir.
Afganistan’ın kuzeyi ya da “Güney Türkistan” olarak tanımlanan bölge ise Hindukuş Dağları ile Afganistan’ın güneyinden coğrafi anlamda tamamen ayrı bir bölge olmasının yanında, tarihî, siyasi ve kültürel anlamda da Afganistan’ın güneyi ile hiçbir alakası yoktur.
Afganistan’da Peştunlar ve Tacikler tarafından 170 yıldır uygulanan asimilasyon, iskân, katliam ve sürgün politikalarıyla beraber İngiltere ve Rusya’nın etkisi altında kalmasına rağmen Türk ekseni korunmaya devam etmektedir. Çünkü Afganistan’ın kuzeyi ya da Güney Türkistan; Türklerin ilk yerleşim yeri olarak bilinen ve kendi adları ile anılan Uluğ Türkistan’ın bir parçasıdır.
Öyle ki, Afganistan’ın kuzeyinde yaşayan insanlar (Güney Türkistan) bugün Batı Türkistan’da bulunan toplumların uzantısı hatta aynı dili konuşan ve aynı adla anılan (Özbek, Türkmen, Hazara, Aymak, Afşar, Kazak, Kırgız, Karakalpak, Halaç) akrabalarıdır.
Hazaracat bölgesi olarak da adlandırılan içinde Hazara Türklerinin yaşadığı merkezi Afganistan’da olan bölgenin neredeyse %25’inin Türk olduğu da bilinmektedir. Durum böyle İken hem coğrafi konumu açısından hem tarihî bağlarımız ve orada yaşayan soydaşlarımız açısından bakıldığında Afganistan bizim için çok önemli bir konuma sahiptir.
Taliban’la mücadele etme bahanesiyle 20 yıldır Afganistan topraklarında konuşlanan ABD, kendi unsurlarını bölgeden çekmiş, Kabil düşmüş, Afganistan Taliban tarafından rahat bir şekilde teslim alınmıştır. Kabil’in düşmesiyle beraber Afganistan Cumhurbaşkanı ülkeden kaçmış ve zaten iradesi olmayan siyasi duruş bir anda yıkılmıştır. Emperyalist ülkelerin kıskacında olan Afganistan Devleti yeni bir döneme girmiştir. Sayın Genel Başkan’ımız Devlet Bahçeli, Afganistan politikasının temel parametrelerini 5 madde hâlinde kamuoyu ile paylaşmıştır ve “Türkiye’nin Afganistan’daki varlığı meşrudur, dostanedir, barışçıdır, bu ülkenin istikrar ve güvenliğine destek mahiyetlidir. Bu nedenle askerî unsurlarımızın Afganistan’ı terki düşünülemeyecektir. Türkiye ile Afganistan’ın yüz yıllık tarihi, kültürel ve inanç bağları Kabil’deki mevcudiyetimizin mazereti ve mesnedidir. Afganistan’a yüz çevirmek, tarihin ve coğrafyanın gerçekleriyle terstir.” diyerek Afganistan’daki varlığımızın önemine dikkat çekmiştir.
Milliyetçi Hareket Partisinin varoluş nedenlerinden biri de “Nizamıâlem ilayıkelimetullah” davasıdır. Bu dava tamamlanmadan mücadelemiz hiçbir zaman bitmeyecektir. Türk milleti her yerdedir ve gelişen her olaya hâkimdir.
Esen kalınız efendim…